- Kategori
- Güncel
Bir karikatürün düşündürdükleri

İşte Zafer Temoçin'in karikatürü
Önümde bir karikatür var. 3 Temmuz 2007 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Zafer Temoçin imzasıyla yayınlanmış. Üstünden neredeyse üç yıl geçecek ama ben bu karikatürü yeni görüyorum. Tabii bu, amatör sayılabilecek bir konumda da olsa bir köşe yazarı için trajikomik bir durum, o ayrı.
Karikatürün içeriği ise şöyle: Anıtkabir’in bahçesinde, iki tane sivil polis yahut ajan kılıklı tip bekliyor. Bunlardan bir tanesi elindeki cep telefonu yahut telsizle mesaj geçiyor:
“Bekliyoruz amirim. Çıkar çıkmaz gözaltına alıcaz!”
İlk anda güldüren, peşinden ise insanı derin derin düşüncelere sevk eden bir karikatür olmuş açıkçası. Bu noktada da Zafer Temoçin’i de tebrik etmek gerek bu ince ve imalı espri için. Gerçekten de tam yerine ve tam zamanına oturmuş bir karikatür bu. Kamuoyunda bilinen adıyla “Ergenekon Davası” sürecinde yaşananları bir çırpıda özetleyiveriyor.
Aslına bakarsanız uzun zamandır Ergenekon Davası hakkında bir şeyler yazmak istiyordum. Hazır böyle manidar bir karikatürle de karşılaşınca iki satır karalayayım dedim.
Öncelikle davanın adından başlayalım. Medyada söylenen o ki, devlet ve ordu içinde yuvalandığı iddia edilen bu örgüt, kendisine ad olarak “Ergenekon”u seçtiği için, bu davaya “Ergenekon Davası” adı veriliyor. Halbuki biliyorsunuz, “Ergenekon” kelimesi aynı zamanda büyük Türk destanında geçtiği üzere Türkleri dünya üzerinden yok olmaktan kurtaran kutlu yurdun adı. Detaylara girmeyeceğim. Destanı hepimiz biliyoruz.
Ben açıkçası, Türk’e ve Türklüğe öteden beri düşman olan kesimlerin, davada kasıtlı olarak, hazır fırsat bulmuşken Türklüğü karalamak, Türklüğü, Atatürk’ü, Atatürkçülüğü ve Türkiye’yi savunmayı terörle ve darbeyle eşanlamlı hale getirmek istedikleri için bu ismi kullandığını düşünüyorum. Hele bir de “Ergenekon Terör Örgütü” (ETÖ) garabeti var ki, o da ayrı bir âlem. Bu konuda, yani “Ergenekon Terör Örgütü” ifadesinin kullanılmaması hakkında, “suç henüz sabit görülmediği için bu ifade kullanılamaz” mealinde mahkeme kararı olmasına rağmen hala ısrar ve inatla aynı yolda ilerleniyor.
İşin bir başka boyutu daha var ki, bu boyut tam da bu karikatürün içeriğiyle ilgili…
Davada gözaltına alınan kişilere bakıyorsunuz: Belki birkaç istisna dışında hemen hepsi Atatürk Türkiyesi’ne, cumhuriyete, demokrasiye, laikliğe, çağdaşlaşmaya hayatını adamış kişiler. Neredeyse hemen hepsi de kamuoyunda Atatürkçü ve laik olarak tanınan aydın insanlar.
Bu insanlar mı terör örgütü kuracaklar? Bu insanlar mı Cumhuriyet rejimini yıkacaklar? Bu insanlar mı bir askeri darbeye ortam hazırlayıp rejimi dikta vesayeti altına almaya çalışıyorlar?
Bu soruların cevabını dava sonunda alacağız. Sonuç, ya bazılarının mosmor olmasına neden olacak, ya da bizler için büyük bir hayal kırıklığı ve yıkımla sonuçlanacak, burası kesin.
Ama, şahsen ben bunların doğru olduğunu hiç sanmıyorum. Ha, denebilir ki “devlet ve ordu içinde, devletin verdiği yetkiyi kötüye kullananlar yok mu?” Olmaz olur mu, bence tabii ki var. Zamanında yasal veya yasadışı olarak, açık ya da gizli devlet emrinde çalışıp, daha sonra kendini başka konumlarda görüp, kendi çıkarları için “devlet adına (!)” icraat yapanlar elbette var.
Ancak bence bu dava, artık amacından sapmış, iş şirazesinden kaymış ve olay, rövanşist ve karşıdevrimci bir hal almıştır. “Hazır fırsat bulmuşken zamanında başımızı ezmiş fakat bizi bitirememiş olan Atatürk’e ve inkılaplarına olan kinimizi de dökelim. Laik cumhuriyetten intikamımızı alalım. Hatta mümkünse rejimi de istediğimiz yönde değiştirelim”in hali pür melalidir artık bu dava. Bu yüzden de bu karikatür çok anlamlıdır. Çünkü artık ellerinden gelse Atatürk’ü bile mezarından çıkarıp gözaltına alacaklar, Anıtkabir’i kapatacaklar ve Türkiye’den Atatürk ismini silecekler!
Ha, sıkar biraz, o da ayrı mesele!