- Kategori
- Güncel
Hayret!

İşte o site
Türkiye gerçekten garip bir ülke. Ne zaman ne olacağını, nasıl olacağını kestirmek çok güç. Gündem o kadar yoğun ki, bazen insan neyi izleyeceğini, neyi yazacağını şaşırıyor. Bu da bazen medyanın birbirine düşmesine sebep oluyor haliyle. Özellikle son birkaç yıldır medyadaki bu ayrışma öyle keskin, öyle şiddetli bir hal aldı ki, ülkenin birçok kurumu gibi, hatta halk gibi medya da ikiye bölündü. Öyle ki, birçok medya kuruluşu, bir başka medya kurumunun başına gelen olaylara neredeyse “oh olsun” deme noktasına geldi.
Ancak bugün meydana gelen bir gelişme, birçok açıdan dolmuş olan bardağı taşırmış olacak ki, uzun zamandır ilk kez, hemen bütün gazetecileri birleştirdi.
Geçenlerde Sayın Başbakan’ın AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda medyaya yönelik sarf ettiği sözler, birçok medya mensubunu ve vatandaşı kızdırmıştı hatırlarsanız. Başbakan ne demişti, bir hatırlayalım isterseniz:
“… Ben de şimdi o gazetelerin patronlarına sesleniyorum. Ne yapayım köşe yazarı hakim olamıyorum diyemezsin sen bunun sorumlususun arkadaş, diyeceksin. Diyeceksin… Köşe yazarlarınız bana eleştirilerini yapabilir. Haklarıdır. Ancak ben de uyarımı yapmak zorundayım… Tabi serbest. Söyler. Doğru. Ama o insanlara da o kalemleri teslim edenler ha der ki "kusura bakma kardeşim, bizim dükkânda sana yer yok". Çünkü herkes vitrinine layık olanı koyar. Bunu da çok iyi bilmemiz lazım…”[1]
Bugün ise bu demece gösterilen tepki, yepyeni ve enteresan bir boyut kazandı. Çok çeşitli görüşlerden birçok gazeteci, “http://kontrolsuzkoseyazarlari.wordpress.com/” adresinde birleşerek, Sayın Başbakan’ın bu demecine karşı bir bildiri yayımlayarak Başbakan’ı protesto ettiler.
Bildiride şöyle deniyor:
“Biz aşağıda imzası bulunan köşe yazarları, Başbakan Erdoğan’ın gazete patronlarının köşe yazarlarını kontrol etmesi gerektiğini savunan açıklamasının varlığımızı borçlu olduğumuz basın özgürlüğüne ve genel olarak ‘demokratik Türkiye’ idealine aykırı, vahim bir tutum olduğunu düşünüyor ve bu açıklamayı protesto ediyoruz”[2]
Bildiriyi imzalayan gazeteciler ise -şimdilik- şöyle:
Yasin Aktay – Yeni Şafak, Taha Akyol – Milliyet, Şahin Alpay – Zaman, Ergun Babahan – Star, Ayşe Böhürler – Yeni Şafak Ali Bulaç – Zaman, Ahmet Hakan Coşkun – Hürriyet, Cengiz Çandar – Radikal, Yasemin Çongar – Taraf, Abdurrahman Dilipak – Vakit, Mustafa Erdoğan, Gülay Göktürk – Bugün, Okay Gönensin – Vatan, Nuh Gönültaş – Bugün, Nazlı Ilıcak – Sabah, Etyen Mahçupyan – Taraf, Güngör Mengi – Vatan, Nuray Mert – Radikal, Yıldıray Oğur – Taraf, Avni Özgürel – Radikal, Haluk Şahin – Radikal, Ahmet Taşgetiren – Bugün, Mümtaz’er Türköne – Zaman, Cüneyt Ülsever – Hürriyet, Mehmet Tezkan – Vatan, Ferai Tınç – Hürriyet, Hadi Uluengin – Hürriyet, Mustafa Mutlu – Vatan, Semih İdiz – Milliyet, Ayşe Hür – Taraf, Sivilay Abla – Taraf, Hikmet Çetinkaya – Cumhuriyet, Deniz Kavukçuoğlu – Cumhuriyet, Ataol Behramoğlu – Cumhuriyet, Güray Öz – Cumhuriyet, Yalçın Doğan – Hürriyet, Demiray Oral – Taraf, Bülent Keneş – Today’s Zaman, Melih Altınok – Taraf, İhsan Dağı – Zaman, Emre Uslu – Taraf, Ruhat Mengi – Vatan, Hadi Özışık – İnternethaber, Hilal Kaplan – Taraf, Orhan Kemal Cengiz – Today’s Zaman, Kürşat Bumin – Yeni Şafak, Abdullah Bozkurt – Today’s Zaman…
Görüldüğü üzere uzun zamandan beri ilk defa medya mahallesinde bir birlik söz konusu. Medya, kendi özgürlüğüne ket vurmaya kalkışanlara karşı, Başbakan bile olsa itiraz ederek, “hop dedik arkadaş” diyebileceğini göstermiş bulunuyor. Ancak insan ister istemez şaşırıyor böyle bir gelişme karşısında.
Bu bildiriyi imzalayan, özellikle de hükümete yakın gazetelerde yazan köşe yazarları, Sayın Başbakan’ın ve AK Parti’nin ne demokrasiyi ne de basın özgürlüğünü kaale bile almadığını acaba yeni mi fark ediyorlar?
Sayın Başbakan’ın, AK Parti’nin ve yandaşlarının “kendine demokrat” olduğunu, en ufak bir eleştiriye, hatta iyi niyetli uyarılara bile tahammül edemediğini acaba yeni mi fark etmektedirler?
Bugüne kadar iktidar baskısı nedeniyle yazarlar kovulurken, tutuklanırken, aylardır cezaevinde yatarken, haberler, yazılar sansürlenir, makaslanırken, medya patronlarına yasal/yasadışı korkutma cezaları kesilirken akılları neredeydi?
Sözgelimi, Şamil Tayyar için yükseltilen sesler, Emin Çölaşan için neden yükseltilmedi?
İnsanın aklına işte böyle türlü türlü sorular da geliyor. Bu soruları daha çoğaltabiliriz. Ancak işin özüne dönersek, aylardan, hatta yıllardan beri bir gazeteci adayı olarak, belki de bir iletişim akademisyeni adayı olarak benim özlem ve hasretle beklediğim bir gelişmeydi bu. Hatta itiraf edeyim, hazırlamakta olduğum yüksek lisans tezimde bu konuya da değiniyor, “Türk medyasında mesleki dayanışmanın neredeyse hiç olmadığını, bu ortam sürerse Türkiye’de -zaten çok düşük seviyelerde bulunan- basın özgürlüğü ve son tahlilde ifade özgürlüğü diye bir şey kalmayacağını” savunmaya hazırlanıyordum. Şimdiyse acaba bu savı tezden çıkarsam mı diye düşünüyorum!
Ancak işin şakası bir yana, medyada bu kenetlenme durumunun bundan sonra artık böyle devam edip etmeyeceğini sorarsanız, size maalesef “hayır” cevabını veririm. Medyanın bugün içinde bulunduğu sahiplik ve sermaye yapısı böyle sürüp gittikçe, bu anlamda hiçbir gelişme gözleyemeyeceğiz. Bakın görün, bir-iki gün sonra bütün medya patronları, köşe yazarlarını toplayıp şöyle bir konuşma yapacaktır:
“Yahu saçmalamayın, ne yapıyorsunuz! Bizim grup olarak devletle büyük işlerimiz var. Bunların ise bütün güç ellerinde. Tepeleri atarsa Kanaltürk gibi, Doğan Grubu gibi, iki maliyeci, iki vergici gönderip bizi de duman etmeye kalkarlar! Aman gözünüzü seveyim, kapatın o siteyi!”
İnşallah ben yanılırım. İnşallah herkes Hanya’yı Konya’yı anlamıştır, artık kesin ve geri dönülmez bir dayanışma görürüz medyada. Çünkü böyle giderse Türkiye’deki bütün gazeteler birbirinin aynı olacak ve hiçbirinin Sovyetler döneminin Pravda’sından bir farkı kalmayacak.
İnşallah bundan sonra medyada kimse, sırf farklı görüşte diye birbirinin kuyusunu kazmayı, birbirinin başına gelene “oh olsun” demeyi bir kenara bırakıp “hop arkadaş ‘van minit’ ne diyorsun sen!” diyebilecek yüreği gösterir…
Ama gelin görün, bu tip durumlar için bizim oralarda çok kullanılan bir söz vardır:
“Umamıyom hay oğul…”
[1] http://www.akparti.org.tr/ak-parti-ile-siyasetin-ana-gayesi-yeniden-millete-hizmet-ol_6707.html