- Kategori
- Dilbilim
Bir pazar sohbeti 25x11x12
Bazı davranışlar yerleşir ve hayat biçimi, yani karakter, haline gelirler. Benim bu Pazar yazılarım da öyle olsun istiyorum; tıpkı gazetenin Pazar eki gibi, farklı bir yapıda olsun istiyorum yazılarım.
Pazar günü demek, gazete okumak demek, yani haftanın yorgunluğunu atabilecek ölçüde okumak, gezmek, gerekirse uyumak! Kısacası kafa dağıtmak! Bizler, bir sorumluluğu olmayan gün olarak tarif ederiz Pazar gününü, yıllardır…
Oysa benim için 2007’den, yani roman yazdığım o dönemden beridir, Pazar günü, o gün olma özelliğini yitirmiştir. Nitekim roman yazmak süreklilik isteyen bir iş olması itibariyle, herhangi bir tatil günü yoktur ne yazık ki!
Bu Pazar gününden başlamak üzere ve geleneksel olarak, size dünyada gezdiğim şehirlerin fotoğraflarını yayımlamaya başlıyorum. Bu haftanın konusu Tahran! Fotoğraflardan da anlayacağınız üzere, bugüne kadar ki düşüncelerinizden çok farklı bir şehir izleyeceksiniz ve aslında, yaşamı da Türkiye’den hiç farklı olmayan bir şehir zaten! Yegane fark, alkollü bir gece hayatının olmaması bana göre… Yaklaşık 5 kez gitmeme karşın, her seferinde bende, “ülkem kadar yakın” duygusu uyandırmıştır…
Ve benim zayıf ve sigaralı halimi göreceksiniz. Neredeyse her fotoğrafımda elimde sigara var! Fotomontajla üzerlerini kapamak doğru olacaktı ancak bunun için zamanım yok!
Türkçede sevmediğim bir özellik daha; günler küçük harfle yazılıyor. Oysa gün, bana göre, bir özel isimdir. Bazı ayrıntıcı arkadaşlar, büyük yazmamı eleştireceklerdir; yine de söylüyorum, dilbilgimiz bu haliyle, bu konuda yanlış yapıyor!
Dilbilgisinden konu açılmışken, bunun gibi, Türkçede beğenmediğim birçok özellik var. Dünyanın en kurallı zannettiğimiz Türkçenin bir hayli fazla, gramer sorunları var…
Öncelikle kelime sayısı yetersiz! Bunun sebebi olarak hem yazılar uzuyor, hem de muhabbetler.. Oysa bir durumu anlatmak için bir İngilizce, bir Farsça, ya da Arapça kelime kullanılırken, biz Türkçede, ne yazık ki cümleler kullanıyoruz. Benim Osmanlıcadan kelime çalmamın sebebini de burada açıklamış oluyorum. Türkçede konuşulan kelime sayısı 1000 kelimeyle sınırlı, aynı şekilde yazım dilinde bu kelime sayısı 3000 kelimeyi geçmez. Kesinlikle yeterli değil… Oysa İngilizce ile akedemik seviyede yazımda 5000 ila 8000 kelime arasında kelime kullanmaya olanak sağlar. Türkçede ise sadece 500 kelime fark eder.
İkincil olarak, İki kelimenin birleşme kuralları açık değil Mesela “birçok” kelimesi birleşik yazılabilirken bunun hangi koşullarda birleşik yazılabileceği belirlenmemiş. Aslında en büyük sorun tekil ve çoğul şahıs olarak yazmayla ilgili! Yüklemler ne zaman çoğul çekilir, o da tam net belli değil…”Bir” artikeli nerelerde, hangi amaçla kullanılır. O da tam net, belirgin, değil!
Üçüncü olarak, akedemik seviyede yazılan yazılarda cümleler, eşyanın tabiatı gereği, uzun cümlelerdir. Oysa Türkçede-niye birleşik yazılıyor, ek üsten ayrılması lazım; özel isim- kullandığın her uzun cümle, seni yazım konusunda, çıkmaza götürür. Virgül üzerine, virgül! Bazen dalga geçiyorum bu konuda! Virgül’den kurtulamıyorum diye! Aynı şekilde Türkçede bir başka sorun, 5 tane cümleyi birleştirirken en sonda bağlaç kullanma zorunluluğunun olmaması. Bununla şunu kastediyorum; en son virgülün yerine muhakkak “ve” kullanılması gerekirken, Türkçede böyle bir zorunluluk ya da kural yok! Aynı şekilde, “ve” bağlacından evvel virgül kullanılıp kullanılmaması da anlam bütünlüğü açısından önemliyken, Türkçede “ve” bağlacından evvel, virgül kullanımı yasaktır…
Bir mühendisin dilbilgisi konusunda bu kadar hassas olabileceği, sizlerin aklınızın ucuna gelmeyecektir. Ancak her şey (mesela bence birleşik yazılmalıdır), göründüğü gibi değil!
Ben Türkçede yabancı kelime kullanıma karşıyım, ancak, Osmanlıca kelimeler, bence yine, yabancı kelimeler değildir. Biz harf devrimi yaparken, burada, bir hata yapmışız. Kelime sayısını da azaltmışız. Şöyle bir misal vereyim, İngilizcede toplam kelime sayısı 750.000 iken, Osmanlıcada bu sayı 790.000 kelimedir. Kısacası lisanımıza yazık etmişizdir. Kelime sayısının azlığı, aynı zamanda, dünyamızın darlığı anlamına gelir.
Bu konuda anlatabileceğim daha birçok husus var. Ne var ki, ben bir bilim adamı(bence yine birleşik yazılmalı) değilim.
Bugün Pazar sohbeti yapayım derken dilbilgisine daldım. Neyse, bence, bu da gereklidir…
Kendinize iyi bakın
Saygılarımla,
ANIL….