Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Haziran '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
312
 

Bir pazartesi sohbeti

Biliyorum aslında hiç olağan değil, bir Pazartesiye hiç yakışmıyor özellikle sohbet lafı ancak o kadar hızlı bir haftasonu geçirdim ki ancak şimdi zaman bulabiliyorum.

Zaman tekrar akıyor. Çocukların doğumuyla başlamış olan zamanın donması hissi nihayet kayboldu. Bu haftasonu ilk defa gezebildik. Hani derler ya derin bir nefes aldım.

Benim eşim Gülşan Yiğit,  Boğaziçi İşletme mezunu. Biz Bursa'ya taşındığımız 2004 yılından beridir bir kulüp havasında devam ettirdiğimiz Boğaziçililer günleri, geceleri, gezileri, sohbetleri düzenliyoruz. Ve biz uzun bir süredir bu aktivitelere katılamazken sonunda Cumartesi ilk defabu  fırsat bulduk ve hatta Yetkin de bizimle geldi. Sandığımızın aksine çok az sorun çıkardı. Türkiye'de eğitim, Şikago ve aile üzerine verimli sohbetler yaptık. Herkesin morali bozulmuş durumda. Herkes öğretim sisteminin sürekli değişmesinden şikayetçi. Atatürk'ün kazanımlarının bilinçli bir yokedilme sürecinde olunduğunun herkes farkında. Ve tabi ki İran'dan bile beter olabileceğimizin bile!

Açıkçası ben kendi adıma, son derece ama son derece rahatsızım Türkiye'nin gidişatından.  Evet artık zengin bir toplum olduğumuz doğru fakat para herşey değil, bunu unutmamak lazım. Egemenlik artık kesinlikle milletin değil ancak Tayyip beyin!

Üniversiteden bölüm, sınıf, sıra, ev, yatak arkadaşım Mustafa Vatansever ile buluşup motorsikletlerimizle motokros yaptık Uludağ'ın eteklerinde. Açıkcası harike bir Pazar sabahıydı. Tek sorun benim techizatlarımın ziyadesiyle eksik oluşu idi: Motor kros motoru değil,kask dışında herşeyim eksik ! Uyarıları doğru algıladım Musticim; sonuçta bisiklet kullanmıyoruz.

Doğayla iç-içe ve heyecan dolu, yeri geldiğinde hızlı, yeri geldiğinde yavaş fakat dopdolu bir sabah. İki eski arkadaş, konuşmaktan çok anaokulu tabiriyle faaliyet yaptık.

Zaman nasıl çabuk geçiyor arkadaşlar! Biz 19 yıl önce mezun olduk. İnanlır gibi değil. Ben THY'ye başladığımda tarihler 23 ağustos 1993 sabahını gösteriyordu. Ve ben o güne değin THY'ye başlamış en genç mühendistim o zamanlar. Tüm kızlar, kadınlar dalga geçiyordu benim gençliğimle ilgili bana. Dalga geçtiklerine göre ilgi de duyuyorlardı. O zaman hepten yabancı kılıklıydım. Hani derler ya sırım gibi delikanlıydım. Neyse...

Musti'yi çok özlemişim. Birbirimizden farklı ortamlarda kalmamıza rağmen benzer düşünce ve hobiler geliştirebilmek gösteriyor ki alınan eğitim gençlerin hayatlarını çizmede birincil etmen. Biz İşletme Mühendisleri, Türkiye'nin yetiştirdiği en farklı mühendislik dalıyız. Hepimiz özgün ve aynı zamanda yaratıcı kişileriz. Bunda İTÜ İşletme Fakültesindeki hocaların payı büyük: Prof. Dr. Selime Sezgin, Prof. Dr. Ayhan Toraman, Prof. Dr. Münir Ekonomi, Prof. Dr. Yücel Candemir,Prof. Dr.  Erdoğan, Prof. Dr. Ümit Şenesen, Prof. Dr. Burç Ulengin, Prof. Dr. Fahir Bilginoğlu...) saymadığım daha niceleri, bizim biz olmamızdaki gerçek unsurlardır. Endüstriye bu kadar sofistike girişimizim baş mimarlarıdır. Hepsinin ellerinden, yanaklarından öperim.

Evet herşey, yani biz bile, yani sizler bile zamandan nasibinizi alıyorsunuz. Düşünebiliyor musunuz 40 kg aldığınızı ya da bir başka söyleyişle 1.4 katına çıktığınızı! Herşeyiniz ve özellikle tipiniz bile değişiyor. Babam baskıyı artırdı. Kilo vermelisin diye. Bence de haklı. Bokunu çıkardım. Ama bu sayede karı milletinden(illetinden) ilalebet kurtulmuş oldum. artık bir tane bile beni rahatsız eden yok.

Bir de şunu istemiştim. Beni beğenecek insanların fiziksel güzelliğimden değil de sadece ve sadece beyinsel özelliğimden ötürü bana karşı ilgi duymalarını. Çünkü beni ben yapan unsurlar aslında benim düşüncelerim, duygularım ve özellikle eserlerim.

Niye bu kadar çok üretiyorum? Çünkü ölmek istemiyorum ve Atatürk gibi hep yaşamak istiyorum. O vakit gerçekten kendimi başarmış hissedeceğim. Sabancı'nın  dediği gibi, çok para kazandığım doğrudur ancak ben hiç bir zaman çok para kazanmayı hedeflemedim, çok başarıyı hedefledim...

Zaman bu sıcaklarda daha bir buharlaşıyor. İşte bakın haftasonu uçup gitmiş. Geriye sadece siz ve beni bırakmış. Ben vaktimi harika geçirdim bu sefer. İçimde bir mutluluk ve temizlenmişlik hissi, öyle ki ailemi (Gülşan, Yetkin, Ecrin) o kadar çok seviyorum ki, galiba hayattaki en büyük doygunluk bu olsa gerek. Eskiden böyle hissedebilmek için aşık olmam gerektiğini düşünürdüm. Oysa keramet kendine duyduğun sevgideymiş. Oysa aşk gelip geçici bir yalanmış bir sürü tortu ve acı tat bırakan. Asıl aşk Allah'a duyulan sevgiymiş. Bu paralelinde insanlara ve doğaya karşı aşkı doğururmuş. Yaradılanı severim, yaradan da ötürü...

Evet yaşamak bir müziktir şayet doğru yaşanabilirse. Bunun için iyi bir kulak, sağlam bir istenç, ve gerçek bir kararlılık lazım.

Sizleri seviyorum, kalın sağlıcakla...

Saygılar,

ANIL...

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 628
Toplam yorum
: 1671
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 291
Kayıt tarihi
: 10.04.11
 
 

Eric'i külden yarattım. Tamamıyla benim eserim. Söyleyeceği çok sözü, söylemek istediği az sözü. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster