- Kategori
- Öykü
Bir Ruh iki beden üç Aşk (Onbirinci Bölüm)

(BEDEN)
Etin kemikten sıyrıldığı gibi sıyrılıp ayrıldım ruhtan. O anda içimde tarifsiz bir boşluk hissettim. Aynı zamanda dışarıdan şırınga ile zerkedilmiş bir ilaç gibi mutluluk hissi dolaşıyordu damarlarımda.
Sabahın erken saatleriydi kalktım, dışarıya çıktım. Dışarıya çıkmamla birlikte bulanık sisli bir dünya karşıladı beni. Kollarımın salınımına ayaklarımın hareketlerine hükmedememek başlangıçta sıkılmama neden oldu. Ama yavaş yavaş bu yeni durumuma alışmaya başladım.
Ruhsuz bir beden olarak sonsuz bir özgürlük duygusuyla dolaşabilmek kısa sürede şımarttı beni. O şımarıklıkla tören geçişi sırasında mehteranın peşine takıldım. Bir müddet onların arkasından yürüdüm. Sonra tekrar tekrar yürüdüm. Bu yeni tattığım özgürlük duygusunun iyice tadını çıkarmaya niyetliydim. Sonra peşime çocuklar takıldı. O anda bulanık ve sisli dünyam birdenbire aydınlandı, renklendi. Sanırım çocuklar insan hayatına renk katıyorlar. Ama bu çok fazla uzun sürmedi. Havanın kararmasıyla birlikte çocuklar birer ikişer kayboldular ve ben tekrar o bulanık ve sisli dünyaya geri döndüm.
Bir müddet sonra şehrin kurtuluş günü için ışıklandırıldığını gördüm. Rengârenk ışıklar tekrar dünyayı renkli algılamama sebep oldu. Şehir operasına doğru giderken hep bu renkli ışıkları takip ettim. Aslında operaya gitmek gibi bir niyetim yoktu. Ben sadece ışıkları takip ediyordum. İçeri girdim bir müddet oturdum ama bir şeyler ters gidiyor gibi geldi bana. Nasıl söylesem. O buradaydı. Kurtulduğumu sandığım ruhum buradaydı. Bunun başka türlü bir açıklaması olamazdı.
Gün içinde zaman zaman bedenime girip çıkmaya çalışmıştı sanki. Öyle garip bir his doğmuştu içime, ama önemsememiştim. Şimdi her şeyi çok iyi anlıyordum. Anlaşılan peşimden gelmişti. Hiç utanmadan sıkılmadan beni takip ediyordu. Kızmıştım. Bir şeyleri kırıp dökmek zarar vermek istiyordum. Belki bu kızgın hallerimi görür ve beni takip etmekten vazgeçerdi. Şefin çubuğunu yemek sanırım bu düşüncemin eseriydi. Çatır çutur o çubuğu yerken kendisine ne kadar kızdığımı bilmesini istedim. Bunu da uluorta milletin içinde yaptım. Ama o anlamadı. Operadan ayrıldığımda da beni takip etmeye devam etti. Geriye tek çıkar yol kalıyordu. Onu kuytu köşe ıssız bir yere götürmek. Mezarlığa bu amaçla gittim. Orada bedenime girmesine izin verecektim. Sonra kendimi öldürürdüm herhalde. Ama olmadı. Önce mezarlık görevlisi durdurdu beni. Sonra o kayboldu. Evet kayboldu. Hah! İşte aklı başına geldi diye düşündüm.