- Kategori
- Aşk - Evlilik
Bir sevgiden ayrılırken solarmış bütün mektuplar

Bir Sevgiden Ayrılırken Solarmış Bütün Mektuplar
Şimdi ne zaman seni düşünsem, içimde kırılan bir şeyler oluyor. Seni götüren otobüs çoktan gitmiş otogardan. Bir daha asla geri dönmeyecek biliyorum. Sen gitmişsin. Sen gitmişsin ve ben yarım kalmışım. Sen gitmişsin, bildiğim sokaklarda tek başına kalmışım koca şehirde. Sen gitmişsin, bir yabancı olmuşum her şeye. Sen gitmişsin, dalından kopmuş bir yaprak gibi rüzgârın önünde savrulmaya başlamışım.
Sen gitmişsin…
Sen gitmişsin…
Oysa bütün sözleri söylememiştik daha. Konuşacak o kadar çok şeyimiz varken susup kalmışız. Bakışların uzaklara kaçar olmuş hep. Şimdi sensiz hangi yöne baksam uzak dağların tepelerine kar yağdığını görüyorum. Oysa mevsim bahar... Sen gittin, gül bahçemiz darmadağın olmuş. Hayallerim yıkılmış. Hüzün yoldaşım olmuş.
Yalnız kalamadım o şehirde. Gözlerimde iki damla yaşla ayrıldım. Alışamadım sensizliğe. Sabahlara kadar ağladığım oldu. Acılarımı kimseyle paylaşamadım. Şimdi uzaklarda olsan da bir selam gönder, bir mektup yaz ne olur. Bir akşam buluşup birlikte ağlayalım. Belki de yeşerir gül bahçemiz. Belki de tekrar buluruz kaybettiğimiz mutluluğu.
Biliyor musun, bizden sonra o şehirde göçler olmuş. Bizden sonra kasabanın bütün kuşları havalanmış ve bir daha geri dönmemişler. Bizden sonra herkesin bildiği büyük aşklar yaşanmamış o şehirde. Herkes kendi dünyasında saklı kalmış. Bahçesinden gül kopardığımız Sibel ablada taşınmış o şehirden. Yakmış bütün gemilerini adres bırakmadan bir yabancıyla kaçmış. Ve aşkın zaferini bir kez daha ispatlamış.
“Yollarımız ayrıldığında bütün mektuplarım yanar”, demiştin. “Bütün fotoğraflarımız solar kendiliğinden. Sanki anılar bırakmak için yaşanmış olur. Zaman değiştirir birçok şeyi. Gün gelir her şey masal olur. Kendini soldurur çiçekler. Yaban dikenleri boğar gülleri. Firar eder bütün yıldızlar, ay ışığı değil karanlık doldurur geceleri. Ve içinde acı varsa susturamazsın yüreğini. Mutlu olamazsın hep bir şeylerin eksik kalır. Nereye gidersen git içinde taşırsın hüznünü. Bırakıp gidemezsin bir yerlerde geçmiş yaşantını, mazinin yükünü hep taşımak zorundasın. Beni de unutamazsın. Beni güzel anımsa olur mu? En çok mutlu anlarımızı getir gözlerinin önüne. Saçlarımı örgü yaptığını, soğuk ellerini avuçlarımda ısıttığımı düşün. Buluştuğumuzda çocuklar gibi neşelendiğimizi anımsa arada bir. Gülüşüm fotoğrafın olsun gözlerine. Ben de unutamam sana sarılıp ağladığımı. Bende unutamam gözlerime baktığında içimin ılık ılık olmasını. Ama gitmem gerek. Bu gece gidiyorum. ”
Şimdi ayrı şehirlerde boş yere arıyorum gözlerini. Çaresizlik bitiriyor içimdeki umutları. Doğru söylemişsin, bir sevgiden koparken yanıyormuş bütün mektuplar, fotoğraflar sararıyormuş her geçen gün. Doğru söylemişsin, bütün yıldızlar firar etmiş bu şehirden, geceler zifiri karanlık. Doğru söylemişsin, içimde özlemin kalmış susturamıyorum yüreğimi. Mutlu olamıyorum, sensiz her şey boş. Ama unutma, mektuplar yanıp, fotoğraflar sararmaya başlasa da, unutulmayan bir şeyler kalıyor yine de. Arada bir anımsanan anılar doldursa da gözlerimi, elden bir şey gelmiyor. Unuttum demekse kendi kendimi kandırmaktan başka bir şey değil. Ateş sönmüş olsa da, kimi zaman savruluyor külleri. Yaşanan günler insanın içinde hep saklı kalıyor. Anılar bir köşede hep yaşıyor. Unutulmuyor.
Doğru söylemişsin.
Unutamadım seni.
Paylaştığımız hüznü, mutluluğumuzu unutamadım. Sadece seninle unuturdum yalnızlığımı. Sadece seninle unuturdum mide ağrılarımı. Hep aklımda, en zor günlerinde bile yaşama sevincini kaybetmeden gülümseyen gözlerin. Hep aklımda, birbirimize sarılıp saçlarını kokladığım anlar. Biliyor musun, o şehir seninle güzeldi. Adım adım ezber etmiştik şehrin bütün kaldırımlarını, barlarını, kahve köşelerini, kitapçılarını. Şimdi o kadar çok özledim ki, gece yarılarına kadar dostlarımızla birlikte her köşesini sevgiyle doldurduğumuz bekâr odamı. Sonra çay bardaklarının yıkanmasını sıraya koyduğumuzda ki kavgalarımızı…
Sen sevgilimdin.
Kasabanın en güzel kızı…
En çok sevdiğimdin. Şimdi o kadar çok özledim ki dostluğunu. O baş eğmez asiliğini birde. Bu yalancı dünyanın gerçeğini ararmışçasına gizemli dünyanı ve bir türlü yok olmayan, her gün dal veren sürgün ağacı gibi iyi niyetini. Bazen de ellerini özlüyorum. Arada bir, hiç beklenmeyen anlarda kaçamak buselerini dudaklarımda hissetmeyi özlüyorum. Dolgun dudaklarındaki ateşi özlüyorum. Unutulmaz gecelerini özlüyorum. O dudaklarından dökülen şiirleri, türküleri özlüyorum. Gülümseyen gözlerini, rüzgârda uçuşan uzun dalgalı saçlarını özlüyorum. Saçlarını örgü yapmayı özlüyorum.
Seni hep güzel anımsıyorum. Kötü hatıran yok ki zaten ayrılığından başka. Bana unutulmaz günler yaşattın. Unutulmaz geceler yaşattın. Gündüz seni düşünüyor, gece rüyalarımda görüyorum.
Seni hep güzel anımsıyorum.
Çünkü sen, bir rüzgâr olup esip geçmedin hayatımdan. Yağmur olup bir günlüğüne ıslatıp kurutmadın. Rüyamda olmadın bir gecede görüp uyandığımda biten. Bir görüşte bir daha ayrılmamacasına sevdirdin kendini. Hep sevimli oldun. Ve her buluşmada biraz daha güzelleştin, biraz daha vazgeçilmez oldun. Bir günün ardından gidip el olmadın. Hep saklı kaldı dostluk bağları. Gün batımlarında gecenin karanlığına girerken korkmadım, sen vardın...
“Ben geldiğimde gökyüzünün bütün yıldızları evimizin üstünde toplanır,” demiştin. “Ben yoksam yanında, beni düşün, perdeleri tam kapama. Bırak girsin ay ışığı odana. O yarı aydınlıkla sevgim gelecektir sana. Göreceksin bak, uzakta olsam da hissedeceksin ellerimi ve saçlarımın kokusunu.”
Biliyordun demek, yıldızların bile mutlu evlerin tepelerine kümelendiğini. Seni düşündüğümde sevinçle dolduğumu... Yüreğimin genişlediğini ve perdeleri hep yarım bıraktığımı. Sevinçlerin sevinçler doğurduğunu. Şimdi ne mutluluğum var ne de yıldızlarım. Şimdi gecelerden korkuyorum.
O şehre sığmadı sevdamız. O sevdamız o şehirde büyüdü ve bitti sanki. Ama o şehirde yaşadığımız aşkı, dostluğu, sevgiyi belki de bir daha yaşayamayacağız. Ne mutlu ki bana, hayatımın bir yerlerinde seninle bunları yaşamakta varmış. Şimdi sensiz geçen günlerime ağlıyorum.
“Ağlama”, demiştin..
Sözünü tutamadım…
Bir sevgiden ayrılırken soluyormuş bütün fotoğraflar…
Ve mektuplar yanıyormuş…
* “Aşkta Haram Olmaz” adlı kitaptan alınmıştır.