​ Bir testere versem, ayağınızı keser misiniz? / Sağlıklı Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Haziran '06

 
Kategori
Sağlıklı Yaşam
 

Bir testere versem, ayağınızı keser misiniz?

Bir testere versem, ayağınızı keser misiniz?
 

Biraz kanlı bir iş, bırakın doktorunuz kessin sizin için. İyi de neden insanlar durup dururken ayağını bacağını kessin. Bunu hemen oracıkta yapacak insan yoktur doğal olarak, ancak uzun vadede bunu yapmış birkaç kişi tanıyorum, maalesef...!! İnsanoğlunda garip bir şartlanma vardır, herhangi bir kötülüğün kendisinin de başına gelebileceğini pek düşünmez, yakıştırmaz, ta ki onunla yüz yüze gelinceye dek.

Uzun yıllar çok miktarda alınan alkol, uzun nefesler boyunca tüketilen sigaralar. Her geçen gün alıp birşeyler götürmüş onun sağlığından. Vücudu ona birşeyler anlatmak istemiş kendi diliyle, ancak o ya anlamamış ya da anlamak istememiş. Ayak parmaklarından itibaren diz kapağına doğru iltihaplanma başlayınca hemen koşmuş doktara. Ancak çok geç, çok üzülmüş, çok kızmış kendisine. Zamanı geri döndürmek, hataları yoketmek çoğu zaman mümkün olmuyor yaşamda.

Çaresiz kabul etmiş doktorun uyarısını:" ... Sol ayak ve dizin alt kısmındaki bölgede kılcal damarlar tamamen tıkanmış, kan buralara erişip yayılamıyor. Sorunlu bölgeyi almaktan başka çare yok, aksi halde diz kapağını da geçerek yayılmaya devam edecek..!!" Kaç gün acılar içinde hastahanede kalmış, ameliyat cilesine baktıkça artık onunla olmayan ayağına, bir de pişmanlık eklenmiş.

Yeğeninin nikahında karşılaştık onunla. Sevdiğim bir insandı, ne garip hiç kimseye zararı olmayan, insan dostu bir kişiydi, ancak en büyük zararı kendine vermişti. Filmin birinde baba oğluna şöyle bir nasihat veriyordu: " .... Bak oğlum emin ol,hayatta kişiye en büyük kötülük yine kendisinden gelir, kendin için kendine dikkat et..." Gerçekten bu durumla bire-bir örtüşüyordu. Eski yerinde duramayan halinden eser yoktu. Basamakları eşinin ve değneklerin yardımıyla zor zor çıkabiliyordu. Daha yaraları iyileşmediği için protez ayakda takılalamıştı. Güzel bir gün için oradaydı, yeğeni evleniyordu. Yazık ki bir defa dahi güldüğünü görmedim.

Peki ama neden? Sonlar bu kadar bilinmez değildir insan hayatında. Her iki amcamı da akçiğer kanserinden kaybettim. Bol sigara, düzensiz beslenme, bolca stres, sonuç her ikisinde de aynı. Biliyorum içiniz sıkındı, benim de. Biz yazarken veya okurken daraldık. Ya bu sonuçları yaşayanlar, buna katlanmak zorunda olanlar. Onlar için çok daha zor olsa gerek.

"Kırkından önce nasıl yaşadığınız, kırkından sonra nasıl yaşayacağınızın anahtarıdır..!" Yaradanın buyurduğu gibi: "Her nefis ölümü tadacaktır...!" hepimiz günümüz gelince öleceğiz. Ancak o güne kadar kendimize yetebilmek, ayakta durup, hala hayattan zevk alabilmek ve de daha önemlisi hala gülebilmek ne güzel bir mutluluktur.Gülebilmenin ilk koşulu da sağlıklı olmaktır. Düşünün geçmiş yıllarınızı, sizin için unutulmaz olan anlar, çoğunlukla hep güldüğünüz, yaşamaktan zevk aldığınız anlardır. Neden son saniyesine kadar bu güzel anları hayatımıza sokmayalım.

Ne zaman, nerede ve nasıl doğacağımıza bizler karar vermedik. Ancak nasıl yaşayıp, nasıl öleceğimiz çoğu zaman bizim elimizdedir. Hayat tercihlerden ibarettir.

Son anınıza kadar haz duyacağınız -sağlıklı bir yaşam- dileğiyle...

Hoşcakalın.....

 
Toplam blog
: 410
: 3283
Kayıt tarihi
: 13.04.06
 
 

Bilgisayar, elektronik, internet alanındaki son gelişmeler. Tüketici elektroniğindeki trendler. Otom..