- Kategori
- Sinema
Bir tutam baharat

BİR TUTAM BAHARAT
9 Aralık 2007 Pazar gecesi, çok güzel bir film izledim. “ Bir Tutam Baharat “
Çocukluğu İstanbul’da geçmiş Yunan astrofizikçi Fannis’in, yemeklerden yola çıkarak kendisine hayat dersleri veren dedesi için, yıllar sonra, Dünyanın en güzel şehrine - İstanbul'a dönüşünü, konu alıyor…
İstanbul'da yaşayan bir Yunan ailesi, Yunanistan’a zorunlu göç ediyor…
Bu film beni , 29 Eylül 1989 yılı, Sirkeci Garına, götürdü.
Tren İstasyonları çok hüzünlü yerler gerçekten.
29 Eylül 1989, Yeni Ülkemi - Türkiye'yi tanıdığım gün.
Türkiye’yi iki kelime ile tanıtmam gerekirse:
Değişik tatları ve kokuları olan bir Ülke - derim
Filmde bir cümle beni çok etkiledi. “ Türkiye’de - Yunanlıyız, Yunanistan’da - Türk Yunanlıyız”
Bunu ben de çok yaşadım; Bulgaristan’da - Türk, Türkiye’de ise - Bulgar Türkü.
Azınlık olmanın tarifsiz yalnızlığı... , yaşamayan bilemez...
Zaman, zaman birkaç satır yazamamanın ve tam olarak kendimi istediğim gibi ifade edememenin nedeni bu.
29 Eylül 1989
Benim romanımın o gün yazılmaya başladığını hissetmiştim.
İnsan kendinden kaçabilir mi? Bu soruyu soruyordum kendime, trenin yavaş, yavaş harekete geçtiği an. O tanıdık tekerlek sesi ve ona eşlik eden düdük sesi. Tren yavaş, yavaş hızlanmıştı, Bulgaristan - Filibe Peronundan ve orada telaşla koşuşturan insanlar geride kalıvermişti.
Dönüşü olmayan bir yolculuktu bu. Oralarda doğup, büyümüştüm ancak bana ait olmayan yerlerdi. Kendimi o topraklarda hep yabancı hissetmiştim. Cam kenarına oturmuş dışarılarını seyretmeye koyulduğumu hatırlıyorum. Boğazımda bir şey düğümlendiğini hissetmiştim ve kalbimin hızla çarptığını. O yerleri bir daha görebilecek miydim ? Hızla değişen manzarayı hafızama kaydetmeye çalışıyordum. Uçsuz bucaksız mısır tarlaları biraz sonra ay çiçek tarlaları ile yer değiştiriyordu. Güneşin yansımasıyla renk değiştiren ağaçlarla kaplı dağlar. Uzaklarda minicik görünen köy evleri.
İçimden bir şey koptuğumu hissetmiştim, yirmi beş yılımı oralarda geçirmiştim.Çocukluğumu, hatıralarımı, kurduğum hayaller oralara gömüp, hızla yol alan trenle birlikte yeni umutlara, değişik insanlara, belki yeni aşklara, yepyeni topraklara, çok yakın-aynı zamanda yabancı ve ilk kez göreceğim bir ülkeye doğru gitmekteydim.
Beni neler bekliyordu?Hayal edemiyordum.Bilinmeze karşı bir yolculuktu bu. Olayların hızlı gelişimini takip edemiyordum, hayatın girdabına bırakıvermiştim kendimi adeta.
Bir Tutam Baharat filmi bunları hatırlattı ve tekrar yaşattı bana, gerçekten çok duygulandırdı.
Fannis ile aramızda önemli bir fark olduğunu anladım.O hep İstanbul'da geçen çocukluğuna özlem duyuyordu, oysa ben hiç bir zaman doğdum ve büğüdüm ülkeye özlem duymadım. Duymuyorum da.
İşte neden Türkiye - Dünyanın en güzel ve inanılmaz cazibeye sahip bir ülke olduğunun göstergesi.
Bir de değereni bilebilsek...Atamızın dediği gibi bir de Kudretimizi gösterebilsek..., Batıya boyun eğimesek..., her şey çok daha farklı olurdu.
Umarım, doğru Liderimizi bulabilirsek bu da olur.
Beni etkileyen bir cümle daha vardı filmde; Astronom kelimesi Gastronom kelimesi içinde gizlidir.
Gökyüzü ve yemek, hayattaki en temel gerçekler bunlar mı yoksa?
Uzun zaman bu kadar güzel bir film izlememiştim.
Umut dolu harika bir sonu vardı.