- Kategori
- Anılar
Bir yabancının anıları
(Kısa hatırlatma: Günlerden beri nereden başlayacağım diye kara kara düşünüyorum. Paylaşmak istediğim o kadar çok şey var ki, kendim bile yolumu kaybettim. Ben de Blog yazarlığın ruhuna uygun olarak, kendi anılarımı yazarak bu renkli dünyada küçük de olsa kendime bir yer bulmaya çalışıyorum.) Katılır mısınız bilmiyorum ama Türk toplumu çok meraklı bir toplumdur. Yabancıları hep merak ederler ve soru sorarlar. Türkiye’de yaşayan yabancıların en büyük sorunu topluma uyum sağlamaktır. Türk toplumuna uyum sağlamak da o kadar kolay değildir. Nedeni de çok boyutlu yaşam tarzlarıdır. Kısacası Avrupa toplumlarındaki gibi tek tiplik yoktur burada.
Dışlanma korkusu
İkili ilişkiler çerçevesinde dışlanmamak ve ‘yabancı’ sayılmamak her zaman büyük derdimiz olmuştur. Çünkü ne kadar iyi Türkçe konuşursak konuşalım yabancı olduğumuz anlaşıldığı andan itibaren doğal olarak karşı tarafın tavrı değişi veriyor. Örneğin bakkal amca gözünüzün içine bakarak, daha yüksek bir ses tonuyla kelimeleri heceleyerek konuşmaya başlıyor. Ona, Türkçe bildiğinizi ve buna gerek olmadığını anlatmanız epey zaman alır.
Kişisel çabalar
2007 baharında Bursa’da üniversite şenlikleri başlamış. Arkadaşlarım sağ olsunlar beni de konserler götürmeyi ihmal etmiyorlardı. İlk gece Sezen Aksu’nun konseri var ve biz de en ön sıralarda yerimizi kaptık. Sekiz dokuz kişiyiz ve hepimiz konserin heyecanla başlamasını bekliyoruz. Sezen hanım sahneye çıktığı an eller birbirlerimizin omuzlarında hoplaya zıplaya onunla aynı anda (rakkas) şarkısını söylemeye başladılar. Nedense, ben de arkadaşların arasında sadece nedensiz zıplıyor ve onların ağızlarına bakıp taklitlerini yapamaya çalışıyorum! Ertesi gün Kenan Doğulu sahneye çıkacaktı. Kendi kendime; ‘böyle olmayacak arkadaş’ dedim ve bütün gün oturup inadına ( shake it up şekerim’i) ezberledim. Akşam yine aynı arkadaşlarla Kenan Doğulu konserine gittiğimizde, en ön sıralarda heyecanla konserin başlamasını bekledik. Kenan Doğulu sahneye çıkar çıkmaz ilk şarkı olarak ( shake it up şekerim’i) söylemeye başladı ve ben de büyük bir heyecanle ve yüksek sesle ona eşlik ettim. Bu sefer arkadaşlarım benim ağzıma bakarak taklit etmeye çalıştılar. Zira şarkı İngilizceydi ve ezberlemeye becerememişler! Uzun lafın kısası, bunu anladım ki, arkadaşların ve dolaysıyla toplumun sana kucağını açabilmesi için sadece sevilmen ve ilgi görmen yeterli değildir. Bu süreç kişisel çaba gerektiriyor.
GALATASARAYLIYIM
Takım tutma kültürü birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de çok önemlidir. Ad ve soyadı sorulduktan sonra üçüncü soru kesin tuttuğun takımla ilgilidir. Takım tutmayanlar güya milli değerlere ihanet etmiş gibi pek sevilmezler. Ne var ki, ben bu konuda şanslı olanlardanım. Türkiye’ye geleli daha bir ay bile geçmeden takımımı tutmaya başardım. Bir Pazar akşam arkadaşlarla yurdun kantininde oturuyoruz. Doğal olarak herkes futboldan bahsediyor. Bu arada biri bana hangi takım tuttuğumu sordu. Bu konuda pek fazla bilgim olmadığını söyleyip geri çekilmeye çalıştım ama nafile. Oturanlar ilk önce takım tutmanın ne kadar önemli ve anlamlı olduğunu anlattılar ve hemen sonra her biri tuttuğu takımı benim de tutmam birbirleri ile adeta yarıştılar. Biri Beşiktaş’ın onurlu geçmişini, öbürü ise Fenerbahçe’nin kaç kere şampiyon olduğunu ballandıra ballandıra anlattı. Galatasaray’ın uluslararası başarıları da eksik olmadı tabii. Baktılar olmadı, bu sefer değişik teklifler gelmeye başladı. Fenerli olan arkadaş elini omzuma koyup ‘bak’ dedi; eğer Fenerli olursan sana her gün derslerinde yardımcı olacağım. Galatasaraylı olan arkadaş Fenerli ile alay edercesine, ‘gel cimbomlu ol, akşam yemeğin benden, üstelik ne yersen’ dedi. İki tane Beşiktaşlı olan arkadaşlar kendi aralarında anlaşmışlar ve söz alıp şöyle başladılar; Bak Seyit biz delikanlıları pek severiz. Hem de sen bize çok benziyorsun. Gel Beşiktaş’a benle İlker yarın sana Beşiktaş formasını hediye edeceğiz. Baktım bu onurlu dava uğruna az kalsın birbirlerinin yakasına yapışıyorlar, söz aldım.
- size bir tek sorum olacak. Hakan ŞÜKÜR ve Hasan ŞAŞ hangi takımda oynuyorlar?
- Galatasaray’da
- Ben de o zaman Galatasaraylıyım. Herkes şaşkın şaşkın bana bakıyor ve nedenini merak ediyordu. Oysa ki benim için nedeni çok basitti. Ben o zamana kadar Türk oyuncular arasında sadece bu ikisin tanıyor ve saygı duyuyordum. Nereden tanıyordun diye soracak olursanız, lisedeyken 2002 dünya kupasını sonuna kadar izlemiştim ve Türk takımından sadece bu iki oyuncunun isimleri hafızamda kalmıştı. Kendi kendime, madem takım tutmam bu kadar önemli, bari en azından benim için geçerli ve ‘ maddi olmayan’ bir nedeni olsun diye Galatasaraylı olmaya karar verdim ve o gün bu gündür Galatasaraylıyım. (Aramızda kalsın, Galatasaraylım ama hala ‘cimbom’un’ ne anlama geldiğini bilmiyorum ve marşlarını ezberleyemedim!)