- Kategori
- Siyaset
Bir yol hikayesi
İki yolcu bir eşekle yola çıkmışlar.
Hayli yol varmış önlerinde.
Birinin eşeğe binmesi gerek ama hangisi.
Münavebeli, az yol alsalar da “sen çok bindin, ben az, sen yokuşta ben inişte” kavgası çıkmış aralarında.
Bir anlaşma yapmışlar sonunda.
Herkes başından geçen bir hikâyesini anlatacak.
Anlattığı müddetçe de eşeğin sırtında kalacak.
Bittiği yerde inecek, diğeri binecek.
Sadece bir hikâye anlatacak. İkincisini ikinci seferde. Sırasını savan devredecek.
Tamamı mı tamam.
Kurayla ilk binen hikâyesine başlıyor. Kısa bir hikâye oluyor.
Ötekine sıra geliyor.
Konu babası merhumun ölümü.
Adam başlıyor Âdem’den, Nuh Nebi’den.
Bir hikâye ki ne bittiği var ne biteceği. Yaya kalan sonunu bekliyor.
Adam babayı öldürse de sıra kendisine gelse ama ne mümkün.
Sonu gelmiyor hikâyenin bir türlü.
Çocukluğu, gençliği, ihtiyarlığı, torun torba ne varsa katıyor hikâye torbasına. Karıştırılıp, sulandırılıyor gitgide.
Bu kadar uzun hikâyeye yol mu dayanır? Yol bitiyor. Varılıyor varılacak yere.
Adam eşeğin sırtında babayı hastaneye getiremedi daha.
Dönüşe de yeter duruma bakılırsa hikayenin devamı.
Yaya yoldaş tutmadım vazgeçiyorum bu işten dese de patlıyor meraktan;
“Yahu ne oldu en sonunda onu söyle sen” diye soruyor adama.
“Canım, hastalandı, hastaneye götürdük, öldü işte. Hepsi bu” diye cevaplıyor yol arkadaşı da.
Adam ütülülüğüyle kalıyor.
Baştan deseydin ya?
Demez, diyemez, Derse film biter.
Senaryoya sadık kalmak zorunda.
Sürdürecek sulandıracak bulduğunu atacak katacak hikâye torbasına.
Yol bitecek yolcu bitecek hikâye de bitecek.
Verilen mühlete riayet etme durumunda.
Kimi atlı, kimi yaya Mesafe mi dayanır senaryoya.
Yok, öyle yolun sonu gelmeden esas oğlanı dokunmak.
Bitmeyene değil bitirmeyene bak.
Ergenekon, balyoz, sakal, tespih, ayışığı, yakamoz v.s.
Bu yol hikâyesini hatırlattı da.
Yılan hikâyesi oldu yol hikâyesi olmaktan çıktı da. Uzun ince bir yol…
Gidiyoruz gündüz gece. Sonu nereye varır bakalım?
Osman ERENALP
Ankara Eylül 2011