- Kategori
- Felsefe
Bırak dağınık kalsın
Hepimiz başka yerlerine dağılmışız hayatın. Bütünün parçası olmaktan cayıp, tek bir bütün yapmak istemişiz parçalarımızı. Bütünleşiyoruz anlayacağınız.
'Bir'in her zaman bütün olduğunu kabul etmek lazım; ancak 'Bir'in var olmadığından haberdar mısınız? Yani kavramsal olarak yoktur. Felsefe birinci sınıfta okurken -ki bir yoktur- ikinci dönem 'Bir'in var olmadığını öğrendik. Ağzım açık hayretle dersi dinliyordum. Yani öğrenmemiz daha doğrusu olayı sindirmemiz epey bi zaman aldı. Lakin hocam kanıtlayınca hakikaten 'Bir'in olmadığına inanıverdim. Örneğin; elinizde bir ekmek var, bakkal Ahmet Amca dan aldınız, eve geldiniz. Ekmeği kesmeye başladınız yani parçalara ayırıyorsunuz.
İşte ee nerede 'Bir'?
Bir dilim ekmeği de bölerseniz yine 'bir' olmaz ki.. 'Bir'in hep bölündüğünü görürsünüz. Oldukça enteresan ve sıradışı bir yaklaşım olduğunu ben çok sonra farkına vardım.
Yani insanlarla paylaştıkça, işin esrarına kaptırdım kendimi.. Bu bağlamda varmak isteyeceğim noktada buradan 'Bir' olmanın her zaman bütünlük sağlamayacağı..
Çünkü insan ne derse desin parçalarından hep ayrı yaşayan bir varlık. Parçalarımızı toparlayamayız ki... Dağılan bir yanımız bizden kopan bir kertenkele yanımız mutlaka olacak..
Zaman geçiyor sevdiğimiz insanlardan uzak yasamaya başlıyoruz. Hayat şartları yada bizim yarattığımız koşullar illa ki bir şeyler bunu sağlıyor..
Dağılan, tarifsiz kederli, kah hüzünbaz kah ta kalbimize sırıtıp gülen, çekip gitmeye çok meyilli bir yanımız. Cesaretimizi yanımıza alıp hatta yanına sadece onu alıp gitmek var..
Kendi kendine kalmanın yani daha üstü olmamanın lüksünü yaşamak var. Bazen çok uzun yolculuklar yapmak geliyor içimden... Kalabalıklar arasına sıkışan yalnızlığımı şımartmak için.
Ruhuma dokunan gölgemi kurtarmak, ona yeniden hayat vermek için..
Issız bi kente gidip sessizce ağlamak var.. Gözlerimden süzülen yaşımı bir nehrin kıyısına bırakıp yeniden yüzümü günebakan çiçeği gibi güneşe dönme hevesim var.
Kaçmanın çare olmadığını anlayıp, güçlüklerle aynı dimdik duruşumla savaşasım, hayallerimin kimsenin çalmasına izin vermeme konusunda yaralarım var gibi...
İşte onlarla görüşesim var bugünlerde. Adı nedir bilmiyorum ama bir ülkeden bir iç ülkeye geçesim var. Haritayı koca bir masaya yatırıp bir kenti silip, bir kenti işaretliyesim var.
Korkmadan, ürkmeden, gözlerime kapattığım gizli 'iç' yaralarımı kimseye göstermeden yavaştan yavaştan anneme verdiğim kanatlarımı bir gece o uyurken yastığının altından alıp uçasım var.
Nereye diye kimseye hesap vermeden umarsızca birazcıkta cahilce belki ama bir uçurtmanın ipine konup parçalarımı bıraktığım yerlerle hesaplaşasım var.
Fakat nereye gidersen git aklını da götürüyorsan çok fazla uzaklaşamazmışsın...
Anladım...
Bütünden parçasını kolay kolay koparamazsın. Ne parçaya bakıp bütün hakkında yorum yapmak doğrudur ne de bütüne bakıp parçayı yargılamak.
Bir gün dağılabilirsin hiç ummadığın bir anda. Savurdukların olacak bütününden kopan izlerin.. hepsi senin.. Sahiplen onları, sakın arkana bakıp hepsini bütünüme katacağım diye parçalama kendini..
Bırak kalsın bazen böylesi daha iyidir. Biliyor musunuz bazen hafiflemek için şarttır bu. Her zaman yeniden başlayabilme lüksün vardır. Bunu hiç kimse senden alamaz sen vermediğin sürece.
Bazen herkesten uzak kalmak istersin.. Kendinden bile. Kendi bile kendine fazla gelir.. Kendi pençeleri kendi yakasına geçmiştir çünkü.. Yaralanmış bir ruhun pençeleri gibi.
Dokunmak istesen bile canın yanar o yüzden uzak kalırsın. Yaralarından kaçmak istersin ve de göstermeden yaşamak onu. Bütüne doğru gelmek bu yüzden zordur işte.
İnsanı hep kaçıran bir yanı vardır. İnsana korku salan...
Bütünle yüzleşmek her insanın üstesinden gelebileceği bir olgu değildir. İnsanoğlu doğduğu günden itibaren sosyalizasyon sürecine girer ölümüne kadar.
Bu süreci herkes hakkını vererek yaşayamaz tabi ki. Gitmekte bu sosyolojik duruşun bir parçasıdır kuşkusuz. İnsana dair ne varsa hem de...
Ancak gitmeye kararlıysanız bir şeyleri unutmak için gitmeyin daha çok hatırlarsınız.. Gittiğiniz yer uzak olabilir, geri dönme fırsatı bulamazsınız belki. Hatırlayarak devam edin yolunuza.. Hatırlamanız gerekenleri yanınıza alarak.
Onlar ilerde lazım olacak. Unutmanın yarar sağladığını sanarız. Yaralarımızın öyle daha çabuk kapandığına inandırmışızdır halbuki hatırlamak, tentürdiyot etkisi yapar insana.
Önce çok can yakar sonra üfledikçe geçer yara kabuk bağlar.. Üstünden kısa bir zaman geçer belki sadece dokundukça içine bir şeyler değer..
Epey zaman sonra ise dokunsan da hissetmezsin ama her zaman görebileceğin bi izi kalmıstır.. Ee dünya işleri de böyle işte. Kulağına küpe yapmazsan kalbine çizik atarlar. Olsun çiziklerinde güzel senin..
Yada çiziklerinle güzelsin ve onlar olmasaydı bir gün aynaya bakıp yaşadıklarına gülüp geçme fırsatını bulamayacaktın. Ve de anlayacaksın ki yeryüzünde başına ne gelirse gelsin kalbinin mutlu parçasını nereye bırakırsan bırak farketmez hazır bu dünyanın bir 'parca' sı olup yaşıyorken başına gökyüzüne de tut. Arada önüne de bak tabi ama sana göz kırpan yıldızları gözden kaçırma..
Sana ışık tutacak bir kutup yıldızı saklıdır oralarda...
Istırabını dahi bir mananın koynuna akıtarak yaşayanların hayatında yenilmişlikle coğalmış başarılara sahiptirler.
Zafer tomurcukları olması için hayatımızda hüznün gölgesini ezme zamanıdır. Hiç bir zaman inanma yetini yitirme.
Çınar ağacının yaşlı gövdesinin dalına uzanarak hayal kurarak belki.. bütüne de anlam katarak, insanın bir parçası olarak yaşayarak İNAN...
Başarının gölgesidir başarısızlık ve o gölgeden kurtarırsak yıpranmış bedenimizi; gün yüzü, aydınlık gece bizimdir yine. Nazım Hikmet'in dediği gibi:
"Yani içeride on yıl on beş yıl daha da fazlası hatta
geçirilmez değil geçirilir, kararmasın yeter ki
sol memenin altındaki cevahir."
Kör kuyulardır senin avuçlarını yaralayan... Parçalatma kalbini kimseye.. yara alma ama yarala.. çok ta incitmeden elbet. Fakat asla ve asla yüreğinin kapılarını insanlara kapama ellerini çekme kimseden. Kimsenin senin 'sevgini bu kadar acıtmasına' izin verme. Düşlediğin her şey gün gelecek elinden tutacak senin.
Kalbinin aydınlığı kaderine düşecek...
Pencerenden içeri ay doğacak. Düşlerini bırakma. Kimseden de saklamadan kur hayallerini. Bırak ütopyan olsun senin onlar.
Senin parçan olsun.. Parçalanmaya yüz tutmuş bütünlüğünden geriye.. Ne yani bir kere güneşe çıktın, güneşin altında da fazla kalıp kızarmış tavuğa döndün diye kalbine doğan bütün güneşlerden köşe bucak kaçacak mısın? Kaçak oynayarak nereye kadar gidecek ki.. Sende biliyorsun bir gün yakalanırsın. Koşarken düşebilirsinde.
Sakin olmakta her zaman fayda var o yüzden. Savrulan parçalarının peşinden gitme boş ver.. hafiflemişsindir biraz..
Dağıldın belki ama bunlar da lazım zaman zaman insana. Ne demiş şair "toparlanın gitmiyoruz"....
Dağıldık dostum, gitmem vakitleri yoracak...