06 Şubat '12
- Kategori
- Deneme
Birileri (senin için) senin en yakın arkadaşını yaratıyor bir yerlerde…
Neden hikâye okuruz? Neden çocuklar kendileri tek başına okuyacak yaşa gelene kadar bu görevi onların adına, hem de büyük bir ciddiyetle, büyükleri üstlenirler? Hikâye okumak, dinlemek ve hatta büyüklerin küçüklere hikâyeler yaratarak anlatması din, dil, ırk, inanç, zaman, mekân tanımayan çok nadir şeylerden biridir.
Peki ama neden?
Neden ihtiyaç duyuyoruz hikâyelere? Neden birilerinin başından geçenleri dinleme, okuma arzusu insanoğlunun kalbi atmaya başladığından beri onun peşinde?
Belki siz henüz farkına varmadınız ancak siz daha doğmadan önce veya belki de hemen şu geçtiğimiz sene, birileri sizin en yakın arkadaşınızı yaratmak için masasının başına geçti ve canla başla çalışmaya başladı.
Hikâyeleri birer çadır olarak düşünecek olursak, (içlerinde akıl almaz maceralara seyirci olacağımız, tanıklık edeceğimiz harikulade sirk çadırları) onları ayakta tutan direk işte hikâyenin ana karakteri veya karakterleridir.
Bizim hikâyenin içine girip giremememiz, hikâyeyi takip edip edemeyeceğimiz aslında bu karaktere bağlıdır. Bu illa ki bu karakteri sevmemiz gerektiği anlamına gelmez, kötü karakterlerin başrollerde olduğu hikâyeler de bizi iyi kalpli kahramanların olduğu hikâyeler kadar içine çekebilir (buna bir örnek olarak aklıma ilk Hannibal Lecter geliyor mesela).
Ancak önemli olan umursamamızdır. Ve bir de merak etmemiz.
Karakterin başına gelecekleri, ona ne olacağını umursamamız, bir sonraki hamlesini, geçmişini, düşündüklerini ve hissettiklerini merak etmemizdir. İşte bu bize sayfaları birbiri ardına büyük bir iştahla çevirttirir. İşte bu küçük bir çocukken her gece annemize, babamıza geçen geceki hikâyenin devamını anlatmaları için yalvarmamızın nedenidir.
İlk dostlarımız, birlikte maceralar yaşadığımız, tehlikeler atlattığımız, onlar sayesinde ilk hayat derslerini aldığımız ve aklımızın içinde onlarla oldukça fazla zaman geçirdiğimiz ilk dostlarımız hikâye kahramanlarıdır.
Ve ileriki yıllarda kitaplarla, sinemayla, tiyatroyla ve hikâyenin bürünebileceği başka her türlü bedenle bağını koparmayan insanların hayatlarında her zaman yakın dostlarından bir kaçı kurmaca karakterler olacaktır.
Kurmaca karakterler iyi dostlardır. İhtiyacınız olan her zaman (ama istisnasız olarak her zaman) yanınızda olurlar. Sırt çevirmezler, yakınlık, samimiyet, dürüstlük konusunda cimri davranmazlar ama en önemlisi siz istemedikçe (hatta bazen siz isteseniz bile) arkalarını dönüp gitmezler.
Kurmaca karakterler en güvenilir dostlar arasındadır. İyi ki vardırlar, iyi ki bir kitap kapağı mesafedelerdir ve iyi ki yaşanan bunca değişime- dönüşüme, geçen bunca zamana rağmen insanoğlu hala daha onların dostluğundan vazgeç(e)memiştir.
Siz belki farkında değilsiniz (ve değilseniz ilk benden duyun istedim-) ama bundan yüz yıllar evvel… veya bundan bir yıl evvel… Birileri masasının başına oturdu ve sizin için bir dost yarattı. Kitapçılarda, kütüphanelerde, büyüklerimizin kitaplıklarında hep aradığımız “o kitap”ın içinde bir yerlerde, sizin keşfedilmemiş bir dostunuz var.
Ve hatta birileri şu anda masasının başında oturuyor. Ve sizin bir sonraki dostunuzu yaratıyor.