​ Bitez in Türkbükü out / Gezi - Tatil / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Temmuz '15

 
Kategori
Gezi - Tatil
 

Bitez in Türkbükü out

Bitez in Türkbükü out
 

BİTEZ MARİNA


Seyir defteri günlerinden seçmeler;

Sabahın köründe Bitez Marina son durakta yer alan tesisin kapısından yorgun ve uykulu bir halde girdik. Tesis son derece sıradan, kendi halinde görünümüyle karşıladı bizi. Konaklama kuralları gereği öğle saatinden önce odalara giriş yapılamayacağını bile bile resepsiyondaki görevli delikanlıyı ikna ederek odayı zamanından önce kapmayı başarıp kahvaltı servisinden de faydalandık.

İlginçtir ki;  Bitez’e ulaştıktan sonra her şey yolunda gidiyor. İyi güzel de, tüm yolculuklarında, konaklamalarında her türlü komik ve tuhaf durumlarla karşılaşıp, sinir harbi yaşamayı alışkanlık haline getiren ben bu durumu yadırgıyorum. Bitez Marina Otel’de her şey dahil sistem geçerli. Rakamlar ise cidden inanılır gibi değil. Son derece ekonomik. Her an teyakkuz halinde, ne zaman bir tatsızlık çıkacak diye bekler haldeyim. Öyle ya biz de bir inanış vardır; ucuz etin yahnisi tatsız olur derler.

Neyse bir süre sonra havuz başına indik. Tesiste konaklayanlar çoluk çocuk şezlonglara uzanmış güneşlenmekte. Havuz tertemiz suyuyla içindekileri eğlendirmekte. Bir şeyler içelim diyerek bara yanaştık. Güler yüzlü, Robinson görünümlü bir bey bizi selamladı ve ardından çok anlamlı bir öyküyü dinlemeye başladık.

Beni oldukça etkileyen bu öyküyü okuyan herkesle paylaşmazsam çatlarım.

İki sene önce yaşanan gezi olayları sırasında Taksim de bir otel işletmeciliği yapan Murat Altaş ve eşi Zeynep Hanım olaylar yatıştıktan sonra ne var ne yok satıp savıp Bodrum Bitez’e yerleşme kararı alıyorlar.

Bunun en büyük sebebi ise o esnada henüz doğmamış olan bebeklerini sakin ve huzurlu bir ortamda büyütme istekleri oluyor.

Bitez de ne iş yaparız diye düşünürken şu an işletmesini yaptıkları tesisi bulup çok yaşlı olan sahibinden devralıyorlar.

En büyük yardımcıları olan Samet ve Alya Çeker çiftiyle birlikte bu tesisi hayata geçirip ayakta tutmak için de müthiş bir çaba sarf ediyorlar.

Sonuç; Kazandıkları her kuruşu dökülmekte olan tesisin yenilenmesi için kullanırken, gelen konuklara da sanki bir akraba yazlığında ağırlanma rahatlığını sunuyorlar.

Gerçekten işleri zor. Otuz üç odalı tesisin eskiyen yerlerinin yenilenmesi, gelen her konuğun memnun edilmesi gerçekten kolay iş değil. Emeklerini alkışlıyorum.

Çok yorgun bir dönemden çıktıktan sonra tek amacımızın sadece kafa ve beden dinlenmesi olduğunu söylediğimiz için, tesis de kaldığımız süre içerisinde biz herhangi bir talepte bulunmadıkça varlıklarıyla bize adeta bir hayalet gibi yaklaştılar. Nezaketleriyle, içtenlikleriyle bizi ciddi anlamda fethettiler.  

Koyları görme hevesimiz olduğunu söyleyince bizi güzel bir tekne yolculuğuna çıkardılar. Uğradığımız koylarda güneşlenmek, yüzmek harika. İkram edilen yemekler son derece taze ve lezzetli. Son durak olan tavşan adasından ayrılırken bir sürü ponza taşı da topladım ya artık daha ne isterim ben.

Bu arada akşam üstü teknemiz Bitez Marina’sına yanaşırken yanımızda ponza taşlarının dışında bir bonusumuz daha vardı. Teknede tanıştığımız, yalnız başına yolculuk yapan bir beyefendi bir anda ilgi alanımıza girmeyi başarıverdi. Uzun yıllardır yurt dışında yaşayan bu arkadaş çektiği aşk acısından kurtulabilmek için bu tatile çıktığını anlatınca benim alıcılar bir anda devreye giriverdi. Huyum kurusun anı dinlemeyi seviyorum ben. Adamcağızın anlatacakları bir türlü bitmeyince rehabilite olmasında belki bir faydamız olur diye kendisiyle akşam geç saatte kumsalda buluşmak üzere vedalaştık.

 Söz verdiğimiz gibi gecenin epey ilerlemiş saatlerinde kumsala indikten az sonra o da aramıza katıldı. Kurbanımı rahat bırakır mıyım hiç? Yaşam koçu olsam ancak bu kadar başarılı olurdum diyerek kendimi pek bir beğendim. Aşkzedeyi habire soru yağmuruna tutup konuşturdum. O anlattı biz dinledik.

Garibim kendisi gibi uzun yıllar önce şu an yaşadığı ülkeye Türkiye’den göç eden bir ailenin kızıyla tanıştıktan sonra müthiş bir aşk yaşamaya başlamış. Artık birbiri olmadan yaşayamayacaklarına inandıkları gün bu ilişkiyi kalıcı hale çevirmek istediklerinde, karşılarına onlar için çok büyük olduğuna inandıkları bir engel çıkmış.

Kızımız Süryani, oğlumuz ise hem Müslüman hem Kürt kökenli bir Türk. Hal böyle olunca kız tarafı bu ilişkiye sıcak bakmaz ve onaylamaz diyerek ayrılma kararı almışlar. Almışlar almasına da her iki tarafta bu aşktan vazgeçemiyor bir türlü. İki ayrı ülkede olmalarına rağmen saatlerce telefon görüşmesi yapıp karşılıklı ne yapacağız diyerek ağlaşıyorlar.

Sevdiği kadının onlarca fotoğrafını bize göstererek bir hal çaresi bulmaya çalışan yaralı aşığa “ Pes etmeyin kardeşim, birlikte olduğunuz her dakikanın tadını çıkarın, su akar yolunu bulur elbet” diyerek epey bir akıl verdik.

Onu kumsalda kendi halinde bırakıp tesise dönerken, kendisi sevdiceğiyle telefonla konuşup bizden ve verdiğimiz akıllardan bahsediyordu.

Ahh! Kelin merhemi olsa demiş atalarımız…

Neyse, bir gün hayatlarındaki her şey yoluna girerse bize mutlaka haber vereceğini söyledi ya, merakla bekliyoruz o müjdeyi…

Bu kadar bunalım sohbetinden sonra tüm enerjimiz tükendi. Kendimizi havası kaçmış bir balon gibi hissedince, biraz ortam değiştirelim diyerek herkesin pek bir dilinde olan Türkbükü’nde dolaşalım dedik.

 Hay demez olaydık...

Aman Allahım o nasıl bir kabustur öyle. Neredeyse gün ağarmak üzere ve bölgede halen full makyajlı, kokoş hatunlar, tiki kızlar, bakışları alkolden kaymış amcalar cirit atıyor. Birbiriyle adeta iç içe geçmiş mekanlardaki müzik çeşitliğini ise hiç anlatmayayım.

Ya sokak satıcılarına ne demeli bilemedim?

Üstüne başına komik giysiler geçirip, kafasına tuhaf yemeniler dolayan asırlık çınar görünümündeki bir teyzenin standı var ki anlatmaya kelimelerim yetmez. Millet standın önünde kuyruk oluşturmuş teyzenin yerel halktan temin ettiğine inandığım ürünlerini peynir ekmek gibi satın alma yarışında. Genç bir çiftin iğne oyasından yapılmış bir kolyeyi satın aldıktan sonra, bildiğiz inek çıngırağının üstüne ellerini koyup arınma terapisi yapıp kadına astronomik bir bedel ödediklerini gördükten sonra bende ipler tamamen koptu.

Birkaç saat önce “ ayy … ne güzel yaşam koçu olurmuşum” diyen ben, bir anda sektör değiştirip falcı olmaya karar verdim.

Akıl sağlığımı daha fazla zorlamamak adına kaçarcasına bölgeyi terk edip Bitez sığınağıma döndüm.

Şimdi kendi kendime sorguluyorum.

Hani meşhur bir söylem vardır; “Ön yargıyı parçalamak atomu parçalamaktan daha zordur” demiş bir bilim adamı.

Son derece sakin bir bölgede olan Bitez’deki tesis çalışanlarının bana yaşattığı huzur ve ikramlar mı beni daha çok şaşırttı, yoksa bir çok insanın ben buradayım diyerek yer bildirimi yapma yarışına girdiği Türkbükü halkının şapşallıkları mı?

Saatlerdir düşünüyorum, çıkamadım işin içinden.

 
Toplam blog
: 11
: 350
Kayıt tarihi
: 11.02.15
 
 

Yazar, okur, düşünür, tartışır, ev kadını, iş kadını, anne, baba, çocuk, öğrenci... ..