Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

kevser şekercioğlu akın

http://blog.milliyet.com.tr/kevser

25 Kasım '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

BİTLİS'Lİ MÜCAHİT

BİTLİS'Lİ MÜCAHİT
 

internetten alıntıdır


Annemin evinden çıkıyorum akşama yakın, hemen karşı apartmanın altındaki otobüs durağına geçiyorum. Üstü kapalı bankta biri hem küçük hem de yaşı belli olmayacak kadar çok yaşlı bir adam, diğeri benden birkaç yaş ancak büyük bir kadın oturuyorlar. Kadına 19F geçti mi diye soruyorum kısacık güncel bir selamdan sonra, şimdi geçti yakalayamadım bende onu bekliyorum diyor. Ayaktayım, pencereden beni yolcu eden anneme el sallıyorum. Kadın durumumdan rahatsız kalkıp yer veriyor oturmam için, kabul etmiyorum iyiyim diye. Aşağıdan bir otobüs geliyor, kadınla birlikte bir iki adım atıyoruz numarasına bakmak için, adam yerinden hiç kımıldamadan “O 16F beklediğimiz değil telaşlanmayın diyor. Şaşırıyorum, siz o numarayı oradan nasıl gördünüz diyorum. Neden, benim gözlerim yok mu diye soruyla cevap veriyor soruma.

Kadın ısrar ediyor, lütfen oturun diyerek. Oturuyorum ama merakımdan sadece, dikkatle yanımda oturan adamı inceliyorum konuşma ihtiyacı hissederek. Bedenine ve kafasına göre kocaman kulakları var, babamın uzun ömürlüler büyük kulaklı olur lafı geliyor aklıma. El kemiklerinin üzerinde sadece deri kaplı, iri yaşlılık lekeleriyle birlikte, o kadar zayıf, sağ kaşının hemen yanında iri-iri siyah noktalar. Babam olsaydı temizlerdim cildini diye düşünüyorum içim sızlayarak. Babam bayılırdı onun suratını temizlememe. Elindeki poşette bir şişe su bir de Sözcü gazetesi var. Okuyor mu acaba diye merak ediyorum. Başındaki kasketiyle daha da yaşlı görünüyor. Yaşını soruyorum senli benli, yüzünü bana dönüyor, küçücük gözleri çimbil-çimbil bakıyor (çimbil ne demek bilmiyorum, bizim oralarda cin gibi bakan insanlar için kullanılıyor). 97 diyor yine şaşırıyorum gözlerinin netliğine. Soru sormamdan hoşnut başlıyor anlatmaya, usulca dinliyorum.

Bitlis doğumluyum, 1930 da İstanbul’a geldim, o yıl İstanbul’un nüfusu 350 bin Türkiye’nin nüfusu 13 milyon. Atatürk’ü, İsmet Paşayı, atlı tramvayları gördüm. Mecidiyeköy alabildiğine tarla, yeşillik o yıllarda. Şimdi gökdelenler yükseliyor, iyi bir şey teknolojinin bu kadar ilerlemesi ama ahlak ve insanlık çok azaldı, üzülüyorum. 4 yıl askerlik yaptım ben, torunumun oğlu Şırnak’ta komanda kızım. Şimdi askerliğin süresini kısaltmaya uğraşıyorlar bir de paralı askerlik var, zengin usulü, Fransızların lejyonları gibi. Olur mu öyle şey, anlamam ben bunları. Kardeşi kardeşe kırdırıyorlar, bu öyle güzel bir ülke ki!

Araya kısa sorular sıkıştırıyorum, maşallahlarla birlikte. O galiba duymadan kaldığı yerden anlatmaya devam ediyor. Eskiden köylü milletin efendisiydi şimdi en garibanı oldu. Dışarıdan hayvan getiriyorlar, etler kararmış ne yediğimiz belli ne yiyeceğimiz, olur mu burası hayvancılığın merkeziydi, şimdiyse…Cebinden bir kart çıkarıyor, şundan bile para alıyorlar, bütün gelişmiş dünya ülkelerinde çok yaşlıların seyahat etmeleri ücretsiz benden indirimli alıyorlar, ben emekliyim, sosyal hakkım öyle kısıtlı ki, yaşama diyorlar sözün kısası. Kartı yerine koyuyor.

Sekiz çocuğum var, hepsi okudu, oğullarımdan biri Amerika’da, diğeri İngiltere’de, kızımın biri de Almanya’da yaşıyorlar. Son kızım okulu birincilikle bitirdi onu da annesi şişkoluğuyla bitirdi kızım. Annesine bakıyor, hayatı karardı evde, İngiltere’de şişkolara ek vergi koyuyorlarmış keşke burada da olsa. Sokakta incele insanları herkes şişko şimdi moda adı obez. Yıllar önce doktor bana yürü amca demişti, hem şişman olmazsın hem kanser... Annem, kendi işlerini son ana kadar yaparak 105 yaşında öldü. Hiç sigara içmedim, arada bir düğünlerde-davetlerde bira içtim o kadar. Hep okudum kızım hep merak ettim.

Ben elim Mücahit amcanın omzunda ona maşallah diyorum yine, dikkatli ol, Allah sana sağlıkla uzun ömür versin diyorum. Ben korunuyorum kızım, ayetler okuyorum, insanın her açıdan inançlı olması çok güzel. Kendine inanacaksın, inandıkların doğru şeyler olacak, vatanına inanacaksın, yaşama inanacaksın, yaşadıklarına, seni yaratana, … Bu bizim otobüs hadi kalkın diyor, otobüs henüz yaklaşmadan, yine şaşırıyorum gözlerinin net görmesine. Şaşkınlığıma tebessüm ediyor, bu gözler öyle şeyler gördü ki kızım otobüsün numarası küçük bir ayrıntı sadece diyor. Otobüste bana yer veriyorlar, onu kimse görmüyor, ilk başta benim dikkat etmediğim gibi, oturmuyorum, yerimi Mücahit amcaya veriyorum, bana dua ediyor, kendini koruduğuna inandığı ayetlere emanet ederek. Ayaklarında derisi çatlamış ama pırıl-pırıl boyalı ayakkabıları. İçimde tarifi imkansız bir sevgi, gözlerim doluyor, son zamanlarda her şey ağlama sebebim mi yoksa bu farklı bir durum mu? Ayrımına varamıyorum. Otobüste yazma ihtiyacıyla doluyum gözlerimin doluluğuyla birlikte.

 
Toplam blog
: 374
: 869
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

1965 Akçakoca doğumluyum. Evli ve dört kız annesiyim, küçük bir kızın  anneannesiyim. A.Ü. Halkla..