- Kategori
- Spor
Biz bir aileymişiz meğer

Aroma erkekler voleybol ligi şampiyonu FENERBAHÇE
Bu sezon voleybol maçlarının, emekli olmaya hazırlanan Burhan Felek spor salonundan, buluğ çağındaki Caferağa’ya alınmasından dolayı değmeyin keyfime. Artık haftanın en az üç gününü Kadıköy’de geçireceğim anlamına geliyordu bu hamle.
Zaten aktif olarak yaklaşık 12 yıldan beri Saracoğlu’nun tribün tozunu yutuyorum. Caferağa parkeleriyle de tanışmamız 3 yıl önce gerçekleşmişti. Bayan basket takımımızın bir çok maçını izleyip, iki şampiyonluğuna tanıklık etmişliğim var.
Voleybol şubemizin, gerek erkek, gerek bayan takımımızın maçlarını da bu zincire halka olarak eklersek, Caferağa’da kamp kurduk neredeyse diyebiliriz.
Tekerlekli iskemlemle tribünde yer alamayacağım için, parkede, oyun alanını çevreleyen çizgilerin dışında durdum. Bu hep avantajım oldu, olmaya da devam edecek.
Isınmaya çıkan oyuncularla tokalaşmak, ayak üstü maç kritiklerinde bulunmak, kaybedilen maçlarda hüzünlerine ortak olup çoğunu üzerime almak, kazanılan maçlarda onlara sarılıp sevinçlerini paylaşmak asli görevim oldu sanki. Hatta rakip sporcularla ve yöneticilerle başarı temennisi alış verişinde bile bulundum.
Ve bu saydığım güzellikler inanılmaz mutlu etti beni bu yıl. Taraftar olarak daha bir bilinçlendim sanki. Takımla iç içe olmanın tadına vardım desem yeridir hani. Sporcularımız, teknik heyet ve görevliler tarafından ismimle çağırılmamın gururunu anlatmaya ne duygularım, ne de kelime ağacımın yaprakları yeter. Futbolda hayalini kurduğum ama bir türlü yaşayamadığım duygularımı, amatör branşlarımızda doyasıya yaşıyorum. Futbol maçlarında tribündeki taraftarlardan farkım yok. Oyuncularla kontak, iletişim kuramıyorum maalesef. Tabi bunda sahanın büyüklüğünün de payı büyük.
Basketbol ve voleybolun “Amatör branşlar” adıyla sıfatlandırılmaları haksızlık bence. Yüzme, kürek, yelken, boks, atletizm ve masa tenisinden ayrı tutulmaları gerektiğine inananlardanım basketbol ile voleybolun. Ama prosedür karşısında boynumuz kıldan ince. Sakın bu cümlem 6 branşı yok saydığım anlamına gelmesin. Hepsi bizim renklerimiz için ter akıtıyorlar. Kıraç’ın 100’üncü yıl marşımızda ki, “Yükseliyor bayrağın arşa” nakaratı her şeyi özetliyor aslında. Tüm mücadeleler Fenerbahçe adını zirvelerde tutmak adına.
Zaten bu 6 branşımız otomatiğe bağlamış durumda. Sürekli çıtalarını yükseltip, yeni kupalarla süslemekteler müzemizin camekanlarını.
Caferağa konusuna geri dönecek olursak; Oynanan tüm maçlarda bir manzara kaçmadı hiç birimizin gözünden. Manzaraya bakarken gözlerimin gururdan nemlendiği de olmuştur. Erkek takımımızın maçı varsa bayanlarımız, bayanlarımız oynuyorlarsa da erkek takımımız “Taraftar” kimlikleriyle parke kenarından desteklerini eksik etmediler birbirlerinden. Bunun adına “Birlik ve beraberlik” denmez de ne denir? Koskoca bir aile olmuşuz meğer. Mesela meleklerimizin Eczacı başı ile oynadığı maçı Pondexter’le beraber izledi bu satırların sahibi.
Çarşamba akşamı 40 yıl aradan sonra şampiyon olan erkek voleybol takımımızın yanında yine tam kadrosuyla sezonu ikinci tamamlayan sarı meleklerimiz vardı.
Hayatımın en özel akşamlarından birini daha yaşadım. Taraftar olarak voleybolda gördüğüm ilk şampiyonluğumdu çünkü. Şampiyonluk kupasını kucağıma verip, bu coşkuyu benimle yaşayan tüm oyuncularımıza teşekkürü bir borç bilirim. Ben oyuncularla tur atarken, Annemi Gomez’in eşinin mutluluk göz yaşlarını silerken görmek ayrı bir keyifti.
Futbolda avucumuzdan kaçan şampiyonluğun üzerine, voleybolda kazanılan bu üstün başarı acımıza merhem oldu doğrusu. Basketbol takımlarımızda emin adımlarla hedefe doğru ilerlemekteler. Erkek takımımız yarı final için devasa adım atarken, kraliçelerimiz final serisinde ezeli rakip Galatasaray önünde 2-1 üstün durumda. Rakip sahada cumartesi gün ki maçı aldıkları taktirde bir şampiyonluk kupasına daha yer açılacak müzemizde.
Logomuzun etrafında halay çeken beyaz çember içinde yazan “FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ” yazısı, yalnızca futbol kulübü olmadığımızın en büyük kanıtı değil de ne?