​ Biz eskiden!!! / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mart '13

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Biz eskiden!!!

Biz eskiden!!!
 

görsel, abc.web.tr sitesinden alınmıştır.


 

Genelde böyle başlar cümleler, eskiyi anlatırken.

‘’Eskiye rağbet olsaydı! Bitpazarına nur yağardı! Der annem. Anlatmaya daha başlamadan, ağzına tıkayıverir cümleleri, anıları. Yutkunursun hayli bir zaman, anlatsam mı anlatmasam mı diye? Kendi anlatırken iyi. Cumhuriyet’in 10.yılında doğmuş. Cumhuriyet çocuğu yani. Sonra da genç kız ve Cumhuriyet kadını. Yazsam şimdi kitaplara sığmaz ki anlattıkları.

 

Ben takıldım şimdi bu Bit Pazar’ına nasıl nur yağdığına. Hadi Saman Pazarını, Odun Pazarını, ne bileyim Kestane Pazarını anladım da! Bitin pazarı mı olurmuş? Nur nasıl yağarmış? Nereden icap etmiş de söylenmiş. Ne zaman bir yazı yazmaya kalksam! Haydi, git şimdi araştır. Araştırıp soruşturmadan yazma diye bir güç dürtüveriyor. Bazı deyimler vardır. Anonim. Halk arasında söylenir, taaaaaaaa günümüze kadar gelir. Belki konumları değişir ama söylemleri baki kalır.

 

Çocukluğumda, ikinci, üçüncü, dördüncü ya da daha fazla el değiştirmiş giyecek veya eşyaların alınıp satıldığı yerdi, Bit Pazarı. Belirli bir mekânda, sokakta, kaldırımların üzerine yığılırdı eşyalar. İhtiyacı olanlar gider alırlardı. Kadınların oralara gitmeleri sakıncalıydı ki halen de öyle. Nedense? Gizli ‘’Mahalle Baskısı.’’ Gerçi şimdi dükkân dükkân elektronik eşyalar satılıyor ya çoğunlukla. Ama adı halen aynı. Bit Pazarı;)

 

 Sokak aralarında ‘’Eskiciiiiiiiiiiii’’ diye bir ses çınlardı. Mahallenin tüm kadınları pencerelerde. Kadın giysileri pek para etmezdi de, babamın pantolonları veya ayakkabıları ya da gömlekleri revaçta. Sonra ara ki bulasın!

 ‘’ Hanım benim kahverengi ayakkabılarım nerede?’’

‘’Hangisi?’’

‘’Ne demek hanım hangisi? Kaç tane kahverengi ayakkabım var ki? Hani bağcıklı olanı.’’

‘’ Ayyyy… Ben onları dün eskiciye verdim canım yaaaa!’’

‘’Çok bir kâr’ın oldu mu bari?’’

‘’Hayır…! 6 tane porselen tabağı zorla aldım. Çekişe çekişe…’’

‘’Aman ne iyi yapmışsın! Yüzleri yeniydi daha onların. Pençe yaptıracaktım tabanlarına. En az 6 ay giyerdim daha.’’

‘’Ne bileyim ben!’’

‘’Eh, ne yapalım! Canın sağ olsun hanımcığım…’’ Böyle de centilmen bir adamdı babacığım.

 

Eskiden… Her bir eşyamız kıymetliydi. Elbiselerimiz ‘’adamlık’’ diye tırım tırım saklanır dolaplarda! Ayakkabıların eli yüzü temizlenir, içlerine gazete kâğıdından toplar yapılır öyle muhafaza edilirdi.

 

Defterler desen karaborsa. Hele ki beyaz sayfalı çizgili, çizgisiz. Kenarlarına boya kalemleri ile kenar süsleri yapardık. Genelde de sarı sayfalı defterleri kullanır, beyazlara temize çekerdik, gün içerisinde yazdıklarımızı. Yazmayı ondan mı çok seviyorum? Kim bilir? Hele kurşun kalemlerimiz… Mini minnacık oluncaya değin, arkasına kapak takıp kullanırdık. Nerdeeeee şimdiki gibi rengârenk allı pullu kalemler, kokulu mokulu silgiler. Örümcek Adamlı çantalar, Pepeli su mataraları. Ney miş? Sünger Bob’lu kalem kutusu istermiş…!

Renkli çikolata yaldızlarını tırnaklarımızla tek tek düzeltir, defterlerimizin arasında saklardık.

 

Katran karası simsiyah önlüklerimizde tek bir toz zerresi olmaz. Beyaz yakalarımız kolalı, bıçak gibi. Akşama değin kesse de boynumuzu sesimiz çıkmaz. Kurdeleler desen keza. Bembeyaz ve tertemiz. Kelebek gibiydiler örgülü saçlarımızın üstünde.

 

Ben okuldan çıkınca, kurdeleleri sıyırır, saçlarımı salardım, belime kadar salkım saçak. Annem kızmasın diye de eve yaklaşırken yeniden toplardım.

 

Sabahları sobayı erkenden babam hazırlar ve yakar, bizi öyle uyandırırdı. Nedense bizim evde soba yakmak ve ekmek kesme işi babamdaydı. ‘’Ekmeği kesen kadın yaşlanır, annen yaşlanmasın, hep genç yaşasın.’’ Derdi. Belki gerçekti, belki de dilek ama dilekleri gerçekleşti, annem halen genç yaşıyor.

 

Kış gecelerinde, kar yağdığında ışıkları söndürür, sokak lambalarının ışıklarında kar yağışının o muhteşem görüntüsünü, kar tanelerinin birbirine değmeden yere konuşunu seyrederdik. Sobanın üstünde kızaran kestanelerin buram buram kokularının eşliğinde. Bir de köşe başında kayıp düşenlerin komik hallerini. Düşmez kalkmaz bir Allah’mış misali. Ertesi gün biz öperdik karları.

 

Bütün mahalle cümbür cemaat, ellerimizde kızaklar… Gaziosmanpaşa’nın yokuşunu çıkardık nefes nefese. Ve… Kızaklarla kayardık taaa evlerimizin önüne kadar. Annem elbet kızakçıların elebaşı, en başta. Biz çömezler ardında. Bir tek kızaklarla kaymada mı? Milli bayramlarda da resmigeçit törenlerinin, en baş seyircisi ve alkışlayıcısıydık. Gururla. Hele ki Türk Bayrağı geçerken, pür dikkat, saygıyla hazır olda. Ahhh ne günlerdi onlar. Eskiden!!!!!!!!!

 

O zamanlar televizyon denen kara kutu yoktu, hani çeşit çeşit uyutucu programlarla milletin düşünme yetisini körelten. Radyo dinlerdik. Polis radyosu diye bir kanal vardı. Orhan Gencebay’ın ‘’Bir Teselli Ver’’ şarkısı fonda. Ya da Berkant’ın ‘’Bir şarkısın sen ömür boyu sürecek’’ Sürmedi be Berkant seni de hatıralar gibi sonsuzluğa uğurladık. Erkut Taçkın, Fikret Kızılok, Tanju Okan veya Alpay seslenirdi bize o radyodan. En çok ‘’İspanyol Meyhanesinde Bir Gece’’yi dinlemeyi severdim. O zamandan mı belliymiş romantikliğim? Bilinmez! Ya da hüzünlerimi şarkılara yüklediğim.

 

Bahar yüzünü göstermeye başladığında, soluğu alırdık sokakta. Ne oyunlar oynardık. ‘’Kaymaca Kaydırmaca, Sek Sek, Beş taş ( ‘’Oynamayın’’ derdi annem. Fakirleşir evler! Nedendir bilmem!) İstop, oynamayı hiç sevmezdim. O zamandan belliymiş tansiyon hastası olacağım. Hep başım dönerdi. Saklambaç. Çanak çömlek patladı ya da elma dersem çıkkkkkkk diye bağırırdık da milletin kafası olurdu kazan. Yakan Top da çok ustaydım ama.

Süper bir müdafaa elemanıydım. Takımlar yarışırdı ben onlarla oynayayım diye. Anlaşamazlar, sayışırdık.’’Ooooo, portakalı soydum, başucuma koydum’’ var mı hatırlamayan. Yeni nesil hatırlamaz da! Bu arada yaşım da çıktı ortaya bu anlattıklarımdan. Olsun şunun şurasında üç otuzundayım. Çok mu yaniii;)

 

Yeni nesil dedim de aklıma geldi. Ahhh çocuklarım ahhh. Yok, OGS, LYS bilmem neyse. Her geçen gün adı değişiyor bilumum sınavların, artık takip edemez oldum. Ne sokakta oynanan oyunlardan haberleri var, ne de yaşadıkları çocukluklarından!

 

‘’Biz, oğlanı gitar kursuna yazdırdık! Dershaneden çıkınca oraya gidiyor. Sonra da İngilizce kursuna… Eve gelen özel öğretmenler de ayrı!’’

‘’Ay şekerim… Bizim kız da keman kursuna gidiyor. Biraz sosyalleşsin!’’ dedik. Elbet dershaneden arta kalan zamanlarda!’’

 

Çocuklar…! Vakit artarsa eğer! Bir de bilgisayar başında. Şimdi bilemem oynadıkları oyunların adını. Bazen grup halinde oynuyorlar evlerden bağlanıp birbirlerine. Mario’da yenildiğinde başını PC’ye vurduğunu görmüştüm, bir arkadaşımın çocuğunun.

 

Bizim zamanımızda teknoloji kısırdı. Belki cep telefonları, bilgisayarlar, tabletler ve aypodlarımız yoktu ama…!

 

Biz eskiden çok mutluyduk ve çok güzel çocukluk dönemi yaşadık.

Biz eskiden!

‘’Eskiye rağbet olsaydı, Bit Pazarı’na nur yağardı!’’

Ahhhh…

Keşke olsa! Keşke…

Eskiye rağbet olsa…

Ve... Her çocuk, çocukluğunu yaşasa…

 

Hayırlı pazarlar diliyorum. Sevgiyle.

Ve... Üniversite sınavı maratonunda yarışacak tüm gençlere başarılar.

 

 

Ayşen Arslangiray Kura

 

 

 

 

 

 
Toplam blog
: 533
: 1375
Kayıt tarihi
: 14.11.10
 
 

Aydoğdu; kızgın güneşinde Ağustos'un, sararmıştı altın sarısı başaklar. Kırlangıçların göç dansın..