Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Şubat '11

 
Kategori
Blog yazarları tartışıyor!
 

Biz Mısır'a benzemeyelim, Mısır bize benzesin!

Biz Mısır'a benzemeyelim, Mısır bize benzesin!
 

Mısırda isyan


Ben, Mısır'da yaşanan gelişmelerin ülkemize sıçramasını gerektirecek bir neden göremiyorum. Genel seçimlere, yani beğenmediği iktidarı sandığa gömme zamanına dört ay kala bu millet, hangi saiklerle ayaklanacak ve hangi gerekçelerle iktidarı devirmek isteyecektir, doğrusu anlamıyorum. 

Alkol kullanımına sınırlama getiriyor, torba yasa çıkarıyor, doktorlara "ya özel muayenehane, ya resmi görev" şeklinde seçenekler sunuyor diye mi? 

Faili meçhul cinayetleri soruşturma imkânı verdiği, kirli mihrakların sigaya çekilmesini kolaylaştırdığı, dokunulmazlara hesap sormanın yolunu açtığı için mi? 

Yoksa 40 yıldır yapılamayan (duble) yolları (iyi, kötü inşa edip) hizmete sunduğundan; sağlığın, eğitimin ve yargının alt yapısında hatırı sayılır bir iyileşme meydana getirdiğinden dolayı mı? 

Bütün anlamsızlığına rağmen Türkiye'de, Mısır'a veya Tunus'a benzer bir ayaklanma olmasını arzulayanların bulunduğunu biliyorum. Ana muhalefetin direniş çağrısını, "Torba Yasa"ya karşı yapılan mitingi ve bazı protestoları bu isteğin bir işareti olarak görüyorum. 

Acaba Mısır'daki olaylardan Türkiye etkilenir mi? Yani ülkemizde de benzer bir ayaklanma gerçekleşir mi sorusuna verilecek cevap şudur. Bu çok zayıf bir ihtimaldir, hatta ihtimal dışı bir durumdur. 

Öncelikle, Mısır'la Türkiye arasında bir yönetim farklılığı olduğunu görmemiz gerekiyor. Cumhurbaşkanı, 1952 yılından beri, tek adayın katıldığı bir genel seçimle belirleniyor. Mesela, Enver Sedat'ın 6 Kasım 1981 de öldürülmesinin ardından cumhurbaşkanı olan Hüsnü Mübarek, altı yılda bir, tek başına aday oluyor ve her defasında da kazanıyor! (1) Bundan böyle bizde de cumhurbaşkanını halk seçecek ama aday tek olmayacak. 

Evet görünüşte Mısırda çok partili bir demokratik sistem var. Fakat seçimleri, %90 oy farkıyla Muhammed Hüsnü Mübarek'e yakın duran, "Milli Demokratik Parti" kazanıyor. Eğer okuduklarım doğruysa seçimler, açık oy ve gizli sayım usülüyle yapılıyor. Aynı şekilde Hüsnü Mübarek te seçime tek aday olarak giriyor ve oyların % 90 nını alarak alnının akıyla cumhurbaşkanı oluyor! Muhalefet partileri, mevcut seçim sistemini boykot sadedinde 1991 genel seçimlerine katılmadılar. (2) Bizde, oyların yüzde doksanını alıp diğerlerini dışarıda bırakan bir parti yok. 

Uygulanan seçim usülü veya usülsüzlüğü, Hüsnü Mübarek dışında bir cumhurbaşkanı adayına ve Milli Demoktatik Parti haricinde bir siyasi gruba şans tanımıyor. Görünüşte her parti seçimlere katılabiliyor. Fakat oylar açıktan verildiği, sayım da gizli yapıldığı için muhaliflerin kazanma şansı bulunmuyor. Rivayete göre genel seçimler, bazan bir ayda zor tamamlanıyor. Anlaşılıyor ki, bizdeki 1946 ruhu Mısır'da hala devam ediyor! 

Böylece Hüsnü Mübarek ve partisi, yıllardır aynı yöntemle kazandığı (!) seçimler sayesinde devleti yönetme hakkını elinde tutuyor. Eğer işler yolunda gitseydi devlet, babadan oğula miras olarak intikal edecekti. Bizde böyle bir yöntem de yok. 

Görüldüğü üzere Mısır'da devlet gücü, cumhurbaşkanı ve onun partisi tarafından kullanılıyor ve bu, bizdeki duruma hiç benzemiyor. Bizde devlet gücü iktidarın değil, resmi ideolojinin koruyucusu durumundaki bürokratik kurumlarla onlara yakın duran sivil toplum örgütlerinin tasarrufundadır. Olguyu somuta indirgersek bunların ordu, yüksek yargı, üniversiteler (YÖK), bazı sendikalar, bir kısım dernek ve vakıflar olduğunu söyleyebiliriz. 

Mısır'dakinin aksine Türkiyede, halkı ikna edebilen her partinin iktidar olma şansı vardır. Zira ülkemizde (koftiden iddia ve saptırmalara rağmen) seçimler, "gizli oy, açık sayım" yöntemiyle ve oldukça adil biçimde yapılır. Meraklıları heveslenmesin diye söylemek zorundayım. Burası seçim barajını tartışma yeri değildir. Çünkü biz, bir partinin barajı aşmasından değil, hükümet olacak kadar yüksek oy almasından bahsediyoruz. 

Demek istediğim, Türkiye'de mesele seçim kazanmak değildir. Mesele, iktidar olduktan sonra halka vaadedilen ekonomik, sosyal vs. projeleri hayata geçirebilmektir. Yukarıda sözünü ettiğim kurumlardan biri veya bir kaçı yapılmak istenene karşı ise, projenin hayata geçme şansı yok demektir. Karşıtlar, kamuoyu oluşturma, işin önüne binbir engel koyma konusunda son derece mahirdirler. Eğer dedikleri olmazsa yetkilileri, uygulamak istedikleri plânın suyunda boğarlar. 

Seçilmişler eğer uslu çocuk olup, "iyi saatte olsunlar"ın buyruğundan çıkmazlarsa hükümet etme süreleri uzar. Tasarısını hayata geçirme hususunda ısrarcı olan koltuğundan olur. Bu da, iktidardaki partinin kolaylıkla göze alamayacağı yeni bir seçim demektir. 

Daha açıkçası Mısır'da, cumhurbaşkanı ve hükümet dahil tüm erkleriyle aynı kabağa üfüren bir yönetim, Türkiyede ise, seçimle gelmiş hükümetlerin "emir eri" mesabesinde görüldüğü bir idare vardır/vardı. 

Bu yüzden Türkiye, bazı demokratik ülkelerin de desteğiyle 2000 yılının başından beri, "resmi ideolojistlerin" hakim olduğu bu baskıcı yönetimi tasfiye etmeye çalışıyor. Bu konudaki en ciddi mücadeleyi de Ak Parti iktidarı yürütüyor. Yani Türkiye, Mısır'da ve Tunus'ta oldurulmaya çalışılana örneklik ediyor. Durum böyleyken bazıları da içten içe, olayların Mısırdan bize sıçramasını diliyor ve eski köhne düzene tekrar kavuşmanın hayalini kuruyor. Ne kadar acı! 

Ülkemiz, yıllardır halkın taleplerine kulak asmayan, ülkeleri kendi keyfi tasarruflarıyla yöneten kişilere karşı bir halk ayaklanmasına ilham kaynağı oluyor. Açıkçası, Türkiye'de Ak Parti hükümetinin yaptığını, Mısır'da ve Tunus'ta halk gerçekleştirmeye çalışıyor. Olayların Mısırdan bize yansıyacağını ummak, Türkiye'nin eski karanlık günlerine dönmesini arzulamak demektir. 

Başka bir deyişle, Mısır'daki durumun Türkiye'yi etkileyip etkilemeyeceğini, olayların bize sıçrayıp sıçramayacağını tartışmak gerçeğe tersten bakmaktır. Mısır'dan ümit ışığı bekleyenler esasen, hayatları dominant gücün elinde yoğrulmuş olanlardır. 

Mısır halkı, içinde boğulmak üzere olduğu düzenden kurtulma mücadelesi verirken içimizdeki bazılarının eski despot düzene özlem duymaları şaşırtıcıdır. Türkiye kendi iç temizliğini henüz tamamlamış değil, hala arınmaya çalışıyor ama bu haliyle bile Mısır ve Tunus halkına örnek olabiliyor. 

Mısırdaki olayların bize sıçraması demek, Genelkurmay'ın başbakana, "tokat gibi cevap" verdiği; yüksek yargının, derin ideolojinin keyfine göre kararlar aldığı; üniversite rektörlerinin, YÖK ve STK'ların da bunları desteklediği eski anlayışa (yani, sadece kökten lâik ve ulusalcı elitlerin mutlu olabildiği yönetime) dönülmesi demektir. 

İştahlısı olduğunun farkındayım ama ben şahsen tekrar geriye dönmek istemiyorum. 

(1-2)- M. Mehmet Varol. www.enfal.de/misir.htm 

Resim: analizgundem.com 

 
Toplam blog
: 462
: 707
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..