​ Biz Türkler kimiz? / Tarih / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Kasım '06

 
Kategori
Tarih
 

Biz Türkler kimiz?

Biz Türkler kimiz?
 

Gündemimizi meşgul eden onca kabalık, görgüsüzlük, sofuluk, ahlaksızlık, çıkarcılık, hoşgörüsüzlük ortamında sormadan edemiyoruz: Biz Türkler kimiz? Biz eskiden de böyle miydik?

Yabancı gezginlerin anlattıklarına göre, kesinlikle bugünkü gibi değildik! Geçmişte Osmanlı yurdunu dolaşan gezginlerin hatıratlarını okuyunca anlıyoruz ki:

Emin olun biz eskiden daha,

Faziletliydik: Kimsenin malına, mülküne göz dikmezdik. Kimsenin namusuna yan bakmazdık. Hırsızlık nedir bilmez, dilenciliği meslek edinmez, kimseyi de küçümsemezdik.

Dürüsttük: Bakmayın bugünlerde ticarette herkesin birbirini kandırmayı matah saymasına sözlerin tutulmamasına, tartıda hile yapılmasına. Bir zamanlar Londra Ticaret Odası'nın en görünür yerinde şu mealde bir tavsiye levhası asılıydı: " Türklerle alışveriş et, yanılmazsın. "

İtibarlıydık: Bakmayın şimdilerde Avrupa’ lının gidişimizi zorlaştırmak için vizeler koyduklarına! Bir zamanlar Hollanda Ticaret Odası' nın toplantılarında oylar eşit çıkınca Osmanlılarla alışverişi olan tüccarın oyu iki sayılır, onun dediği olurdu.

Temizdik: Bakmayın şimdilerde kaldırımlardan tükürük ve balgama basmadan yürüyemeyişimize! Yere bile tükürmezdik. Hatta, Osmanlı askeri teşkilatını Avrupa'ya tanıtmasıyla meşhur Comte de Marsigil, yere tükürmedikleri için atalarımızı şöyle eleştiriyor:" Türkler hiçbir zaman yere tükürmezler. Daima yutkunurlar. Bunun için de saçlarında sakallarında bir hararet olur ve zamanla saçları, kaşları, sakalları dökülür."

Harama el sürmezdik: Bakmayın şimdilerde halkın bir kesiminin kaçak elektrik ve su kullanmasına (ve bu kayıp bedelin, borcunu aksatmadan ödeyen düzgün vatandaşların faturasına eklenerek onlara rızaları dışında ödetilmesine), milyonlarca kişinin hak edilmemiş yeşil kartlarla bedava sağlık hizmeti almakta bir beis görmemesine, sahte belgelerle sosyal güvenlik kurumlarından emekli olup haksız maaş çekenlerin aşiret, cemaat dayanışması yapan bazı yerel görevlilerce görmezden gelinmesine veya hasbelkader yakalandıklarında ise yoksulluk edebiyatına sığınmalarına! Fransız müellif Motray, 1700'lerdeki halimizi şöyle anlatıyor: "Türk dükkânlarında hiçbir zaman tek meteliğim kaybolmamıştır. Ne zaman bir şey unutsam, hiç tanımadığım dükkâncılar arkamdan adam koşturmuşlar, hatta birkaç kere Beyoğlu'ndaki ikametgâhıma kadar gelmişlerdir."

Medeni idik: Bakmayın şimdi herkesin şehirleri kirletmekte yarışmasına, başkalarını yok saymasına, çirkinliği marifet saymasına, uygar olmaktan bahsedilince bazı insanların müstehzi tilki gülüşü ile sırıtmasına, çoğu kişinin başkasının önüne geçmek ve sırasını almaktan utanmamasına, trafik kurallarına uyanları kınamasına, kimselere saygı duyulmamasına. İngiliz sefiri Sir James Porter ise, 1740'ların Türkiye'si için şunları söylüyor:"Gerek İstanbul'da, gerekse İmparatorluğun diğer şehirlerinde hüküm süren emniyet ve asayiş, hiçbir tereddüde imkân bırakmayacak şekilde ispat etmektedir ki, Türkler çok medeni insanlardır."

Dosdoğruyduk, haksızlık nedir bilmezdik: Bakmayın çıkar çetelerinin Ali Dibo düzenleri kurduklarına, yandaşlarına iş ve ihale dağıttıklarına, halkın yandaş belediye gelse de, kaçak evime bir kat daha çıksam diye fırsat kolladığına.
Fransız generallerden Comte de Bonneval ise, şu hükmü veriyor: "Haksızlık, mürabahacılık, inhisarcılık ve hırsızlık gibi suçlar, Türkler arasında meçhuldür... Öyle bir dürüstlük gösterirler ki, insan çok defa Türklerin doğruluklarına hayran kalır."

Ülkemiz daha güvenliydi: Bugünlerde olduğu gibi malımız ve canımız; kapkaç, gasp, hırsızlık tehdidi altında değildi! Fransız müellif Dr.Brayer, 1830'larınİstanbul'unu getiriyor önümüze: "Evlerin kapısının şöyle böyle kapatıldığı ve dükkânların çoğunlukla umumî ahlâka itimaden açık bırakıldığı İstanbul'da her sene azami beş-altı hırsızlık vak'ası görülür." Ubicini Dr. Brayer'i şöyle doğruluyor: "Bu muazzam payıtahtta dükkâncılar, namaz saatlerinde dükkânlarını açık bırakıp camiye gittikleri ve geceleri evlerin kapısı basit bir mandalla kapatıldığı halde, senede dört hırsızlık vakası bile olmaz. Ahalisi sırf Hıristiyan olan Galata ile Beyoğlu'nda ise hırsızlık ve cinayet vak'aları olmadan gün geçmez."

Naziktik: Bakmayın şimdi insanların komşuları ile bağırış çağırış içinde, birbirlerine en ağır hakaretleri ederekten edepsizce kavga ettiklerine. Edmondo de Amicis isimli İtalyan gezgini, yine 1880'lerin "biz"ini anlatıyor bize: "İstanbul Türk halkı
Avrupa'nın en nazik ve en kibar insanlarıdır. Sokakta kavga enderdir. Kahkaha sesi nadirattan işitilir. O kadar müsamahakârdırlar ki; ibadet saatlerinde bile camilerini gezebilir, bizim kiliselerde gördüğünüz kolaylığın çok fazlasını görürsünüz."

Hayata karşı saygılıydık: Bu konuda dilerseniz Elisee Recus'u dinleyelim, bize 1880'lerdeki halimizi anlatsın: "Türklerdeki iyilik duygusu hayvanları dahi kucaklamıştır. Birçok köyde eşekler haftada iki gün izinli sayılır... Türklerle Rumların karışık olarak yaşadığı köylerde ise bir evin hangi tarafa ait olduğunu kolaylıkla anlayabilirsiniz. Eğer evin bacasında leylekler yuva yapmışsa, bilin ki o
ev bir Türk evidir." (Küçük Asya, c. 9)

Hayırseverdik: Bakmayın şimdilerde insanların bencilleşip para pul düşkünü olduğuna, yere düşene bile el uzatmayışlarına, kötü durumda olan birini gördüklerinde kaçıp gitmelerine, varlıklarını kız çocuklarından bile hasisçe esirgediklerine, komşusu veya akrabası aç iken ona sırtını dönüşlerine. Comte de Marsigli'yi tekrar dinleyelim: "Yazın İstanbul'dan Sofya'ya giderken dağlardan
anayol üzerine inmiş köylülerin yolculara bedava ayran dağıttıklarına şahit oldum." Bu olgu eskiden Türklerin en belirgin meziyetlerinden biri olup, Türk illerini dolaşan gezginlerin tümü, ne kadar yoksul olursa olsun, halkın misafir gördüğü yabancılara ikramda hiç kusur etmediğini belirtmişlerdi.

Doğayı sever ve korurduk, çevreciydik : Eskiden doğaya karşı duyarlıydık, ağaç gördük mü kesmeyi düşünmezdik, akar temiz su gördük mü çöpümüzü dökmezdik, kediye köpeğe eziyet etmezdik, öyle yavru ayılara, denizdeki yunuslara, foklara kurşun atmazdık!

Yine aynı Kont Marsigli, ceddimizin hayırseverlikte fazla ileri gittikleri kanaatindedir. Şöyle diyor: "Fakat şunu da itiraf etmeliyim ki, bu dindarane hareketlerinde biraz fazla ileri gitmektedirler. İyiliklerini yalnız insan cinsine hasretmekle kalmayıp, hayvanlara ve hatta bitkilere bile teşmil ederler. Kurak günlerde ücretle adamlar tutup sokaktaki ulu ağaçları sulatır, göçmen kuşların yorgunluk atması için saçak altlarına kuş sarayları yaparlar…’’ Şefkatimiz yalnızca insana yönelik değildi, hayvanları, hatta bitkileri bile kapsıyordu.

Bu tespiti, aslında İslâm ve Türk düşmanı olarak da tanınan avukat Guer bile şu örnekle açıklıyor: "Türk şefkati hayvanlara bile şamildir" dedikten sonra şöyle devam ediyor: "Hayvanları beslemek için vakıfları ve ücretli adamları vardır. Bu adamlar sokak başlarında sahipsiz köpeklere ve kedilere et dağıtırlar... Sokaktaki ağaçların kuraklıktan kurumasını önlemek için bir fakire para verip sulatacak kadar kaçık Müslümanlara bile rastlamak mümkündür..."

"Kaçık"lığın kaynağını da veriyor adam: "Birçokları da sırf azad etmek için kuşbazlardan kuş satın alırlar. Bunu yapan bir Türk'e bir gün yaptığı işin neye yaradığını sordum. Küçümseyerek baktı ve şu cevabı verdi: Allah'ın rızasını tahsile yarar."

Ve bakmayın şimdilerde (az sayıda olsa da) bazı insanların halka hizmet amacıyla değil de; sırf kendilerine rant, iş, ihale, pay, makam koparmak için siyaset yaptıklarına. Türkiye Seyahatnâmesi'yle meşhur Du Loir'un 1650'lerdeki hükmü şöyle: "Hiç şüphesiz ki, ahlâk bakımından Türk siyasetiyle medeni hayatı bütün cihana örnek olabilecek vaziyettedir."

Galiba geçmişimizden uzaklaşmak (en azından olumlu taraflarından) bize çok pahalıya patlamış!

Ne yazık ki maddi kavramlar olmadan ulaşılması mümkün olmayan, uygar yaşamın gerekleri olan ilerleme ve refah yolunda, sadece sözde ve şekilde kalmamak kaydıyla moral değerlerimizi korumalı, faziletli davranışları övmeli ve özendirmeliyiz!

 
Toplam blog
: 19
: 884
Kayıt tarihi
: 08.08.06
 
 

Bu ülkenin meraklı, toplumsal sorumluluk sahibi, zeki,aydın, duyarlı, yeniliğe açık insanları ile ha..