- Kategori
- Türkiye Ekonomisi
Sahte rakı olaylarının ardındaki gerçekler

Geçtiğimiz yıl Türkiye, sahte rakıdan zehirlenip ölen veya sakat kalan onlarca kişinin dehşetini yaşamıştı.
Kamuoyu günlerce, ülkenin her yanından gelen metil alkol zehirlenmesinden kaynaklanan ölüm haberleriyle çalkalanmıştı.
Zehirlenmeye neden olan endüstriyel metil alkolden imal edilmiş rakılar, ölümcül derecede tehlikeli idi.. Bu zehrin hangi kanallardan nerelere kadar dağılmış olduğu herkesi endişelendiriyordu.
Olay çok ciddi olduğundan, başkalarının canına kast edercesine bu işe kalkışan suçluların bir kısmı hemen yakalandı!
Peki ama tek suçlu bu cahil, sorumsuz, köşe dönücü sefil insanlar mıydı?
Yoksa durumları okuyamayan veya gizli niyetleri olan ideolojik sapalantılı yöneticilerin hiç suçu yok muydu?
Eğer bir yerde kanunsuzluk, kuralsızlık ve yanlış işler alıp yürüdüyse, burada asıl sorumlunun yönetici olması gerekli değil midir?
Yönetici dediğiniz, olayları önceden görüp, tedbirini ona göre alan planlı bir kişi olmalıdır!
Halbuki bizim yöneticilerimiz bu olayı önceden görmek bir yana, bu olayların ortaya çıkmasını teşvik edecek tasarruflarda bulunmaktadırlar!
Nasıl mı?
Uygar dünyanın insanları rasyonel düşünce sahibidirler.
Neden sonuç ilişkisi kurabilirler.
Örneğin ne tür bir iş yapılırsa, sonucun ne olacağı, daha önceki tecrübelerden bilinir. Rasyonel akıl böylece her yapılan işin bedelinin ne olduğunun muhakemesini önceden yapar. Duygusal değildir, hele kurnaz hiç değildir!
Şimdi siz iktidar geldiğinizden beri düzenli bir şekilde tekel ürünlerine zam yaptıysanız, bütçe açıklarını kapatmak (veya çoğu kişinin düşündüğü gibi, inancınız gereği içki içilmesini engellemek için fiyat artırıyorsanız) için vergi üzerine vergi yüklediyseniz, bu ürünlerin fiyatı içinde maliyetinin 5 katı vergi oluşmuşsa;
siz bu tekel ürünlerinde artık fiyat-değer ilişkili piyasa kurallarının çalışacağını umar mısınız?
Hayır, iktisat kurallarına göre talep paranın değerine denk ürüne döneceğinden, piyasada kuralsızlık oluşur.
Herkes bilir ki, alkol ve tütün ürünlerinde yasaklamalar ve aşırı fiyatlanmalar sonucunda, dünyanın her yerinde yasa dışı ekonomiler, kaçakçılık zemin bulmuştur.
Bu her devirde böyle olmuştur. Bunu bilmek için ille de bilim adamı olmak gerekmez!
Hatırlayın, yok döneminde, piyasada kaçak sigaradan bol şey yoktu!
Ekonominin ideolojisi ve siyaseti yoktur!
Siz kendi dünya görüşünüz gereği alkollü içecekleri yasaklamaya kalkarsanız, daha doğrusu aşırı fiyat yükleyerek bunların kullanımını kısıtlayacağınızı düşünüyorsanız, biliniz ki hata yaparsınız!
Sonuçta; ya dışarıdan kaçak mal girer ya da böyle içeride sağlıksız kaçak üretim olur!
Bu nedenle kaçak rakı zehirlenmelerinde bu hesapların da payı olduğunu insanlar düşünmektedir!
Bakınız 6 Mart 2005 tarihli gazetelerde, viski tüketiminin bir önceki seneye kıyasla, %50 oranında azaldığını okuduk. İnsanların artık viski içmekten vazgeçtiğini düşünmek doğru olmayacağına göre aradaki fark, kaçak viski yönüne doğru gitmiş olmalıdır!
İstanbul Tahtakale’de üzerinde boş viski şişeleri olan işporta tezgahları vardır.
Birisi viski sipariş ettiğinde, bir yerlerden şişe getirilir, teslim edilir. Bunu bizim gibi cin fikirli olmayan bile görür!
Kaçak ile mücadele kolay değildir.
Eğer rakının kaçağı olmuyor ama sahtesi oluyorsa bunun sebebi yurt dışında rakı kültürü ve üretimi olmadığındandır. Balkan ülkelerinde rakı türevleri vardır ama bizim ağız tadımıza uymaz!
Bu nedenlerle dışarıdan kaçak gelme olasılığı yoktur. Bu durumda, kaçak üretim ortaya çıkar.
İktidarın alkollü içki sektörüne bakışında yanlışlık; 2005 yılının Mart ayında şarap ürününe getirilen % 118 oranındaki dehşetli vergi oranına bakınca iyice su yüzüne çıkmaktadır.
Bir şişe şarap üzerinden alınan ÖTV vergisinin tutarı 3,50 YTL olduğundan(daha önce 1 YTL idi), şarap tüketimi düşmüş, ucuz ve orta kalite şaraplar piyasadan çekilip yerine kayıtsız ekonominin vasıfsız, riskli ürünlerine bırakmıştır.
2006 yılının hasat mevsiminin geldiği bu günlerde, bağlarda üzüm üreten müstahsil ürününün para etmediğinden ve elinde kaldığından yakınmaktadır. Çoğu yörede şaraplık üzüm üretimi çiftçinin temel geçim kaynağıdır.
Şarap sektörü dünyanın her yerinde ağırlığı olan gerçek bir sektördür. Büyük ülkelerdeki ekonomi içindeki payı bizim ülkenin bütçesi kadardır!
Türkiye belli başlı üzüm ve şarap ülkelerinden birisidir. Avrupa Birliği üyeliğimiz yaklaşırken, gelecekte Fransa, İtalya ve İspanya'nın rakibi olarak piyasaya girmeyi planlayan bir sektöre ciddi darbe vurulmuştur.
Bundan sonrasında ne yazık ki, önce iç talep daralacak; sonrasında ürününü satamayan yüz binlerce çiftçi yoksullaşacak, onca yıllık bağlarını söküp başka ürünler dikmek zorunda kalacak, şarap fabrikaları kapanacak ve böylece ülke ekonomik zarar görecek, insanların refah seviyesi gerileyecektir!
Durum budur!
Maliye Bakanlığı, IMF’nin bütçe açığını kapatmak için bu yüksek vergi oranlarının uygulanmasında ısrarcı olduğunu söylemiş!
Ama nedense kimse tekel ürünlerinden toplanan verginin % 80 oranında düşmüş olmasından ve bunun nedenlerinden bahsetmek istemiyor.
Kayıt dışı ekonominin ne ölçüde büyüdüğünü kimse görmek istemiyor.
Örneğin Kuzey Irak’taki korsan sigara üretim fabrikalarının bütün üretiminin Türkiye’ye kaçak yollardan gelmiş olması, iddianın ötesinde bir gerçek midir?
Vergi oranını yükselterek, daha çok toplayalım derken, daha az vergi toplar duruma gelmek inkar edilebilir bir durum mudur?
Artık hükümetin sağduyusunun galip gelmesini ve inat yapmamasını ummaktan başka çare yoktur!
Yoksa hükümetin özellikle şarap ürününde(nedense rakı ve diğer içkilere getirilen vergi yükü de yüksek olsa da , yine de şarap kadar olmamıştır!) yüksek vergi oranında ısrar etmesinin ideolojik yaklaşım sonucu olduğu, belli hayat tarzının toplumun geneline dayatılması gibi bir yanlışlık içinde bulunulduğu iddialarını doğrulayacaktır!