- Kategori
- Siyaset
Bizim hedefimiz ne?

Köln'de konuşan Başbakan Erdoğan'dan önemli ifadeler...
Avrupa Birliği - Türkiye İlişkileri'nin geçmişini kısaca hatırlayalım: 1963'te Ankara Antlaşması imzalandı ve Türkiye'nin üyelik başvurusu kabul edildi. 1999 Helsinki Zirvesi'nde aday üye statüsü verildi. 3 Ekim 2005'te müzakereler başladı ve 29 Kasım 2006'da müzakereler resmen ''yavaşlatıldı'', fiilen ''durduruldu''.
Almanya'daki ''şüpheli yangınlar'' üzerine bu ülkeye giden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bu ülkedeki yurttaşlarla buluştu, bir konuşma yaptı. Sayın Başbakan Türkiye'yle ilgili önemli mesajlarını nedense hep yurtdışında vermeyi tercih ediyor. <ı>(Hatırlayalım İspanya'daki ''Velev ki, türban siyasi simge...'' açıklaması ) ı>Avrupa Birliği ile müzakerelerin durmasının en önemli nedeninin Türkiye'deki kararsızlık ve kafa karışıklığı olduğunu defalarca vurgulamıştık ki Başbakan Erdoğan'ın Almanya'daki konuşması da bu kafa karışıklığını çok iyi ortaya koyuyor diye düşünüyorum.
Köln'de konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği üyesi ülkeleri eleştirerek <ı>''Türkiye'nin tam üyeliğinden başka ikinci bir alternatifi yoktur.'' ı>ifadesinde bulundu. ''Alternatif'' ile ''ikinci'' kelimelerini aynı cümle içinde kullanan Başbakan'ımız ilk olarak ''imtiyazlı ortaklık'' öneren Fransa ve Almanya'ya sert çıkıyor ama burada Türkiye kamuoyuna yönelik bir ifade olmadığını söyleyebilir miyiz?
Bugüne kadar Başbakan Erdoğan bu konuda sık sık yorum yaptı. Başbakan hoşuna gitmediği bir ifade gördüğünde hemen <ı>''Kopenhag Kriterleri'ni alır, Ankara Kriterleri yaparız, yolumuza devam ederiz.'' ı>ifadesine sarıldı. Maastricht Kriterleri'ni de İstanbul Kriterleri olarak düzenlemeyi düşünüyorduk ki, bu açıklamayla tam bir ''u dönüşü'' yaptık.
Açıklamalarında <ı>''Üye olacağız diye bir kural yok. İstersek çekiliriz, kriterleri benimseriz, yolumuza devam ederiz.'' ı>ifadelerini kullanan Başbakan Erdoğan dün <ı>''Tam üyelikten başka bir alternatif yoktur.'' ı>diyerek Avrupa Birliği politikamızdaki kafa karışıklığını ortaya koydu. Bugüne kadar üye olma zorunluluğu hissetmeyen Türkiye bugün neden böyle hissediyor?
Avrupa Birliği konusundaki sorunlarımıza bakalım: Kürt Sorunu, Kıbrıs Sorunu, ekonomi sorunu, vs. Başbakan Erdoğan'ın bu sert dönüşünün en önemli nedeni olarak Kıbrıs Sorunu'nu görüyorum. Kıbrıs Sorunu yerine Kosova Sorunu desek daha doğru olacak gibi. Nitekim, Rusya <ı>''Kosova tanınırsa KKTC'yi tanımak gerekir.'' ı>dedi. Avrupa Birliği ise Kosova'nın bağımsızlığını kesin olarak destekliyor. Rusya'nın (ve Çin'in) istememesi durumunda Kosova'nın bağımsızlığı imkansız gibi gözükse de Avrupa Birliği tarafında yer alacak Türkiye kağıt üstünde kaybettiği KKTC için belki de son şansını böyle kullanmak istiyor.
Bizim formülümüz nedir? Avrupa Birliği ile ortak müşterekte buluşmak ve imtiyazlı ortaklığa gitmek. Norveç ve İsviçre gibi dünyanın en yaşanılır ülkelerinin üyesi olmayı reddettiği, sonradan üye olan ülkelerin kurucu üyeler tarafından sömürüldüğü, egemenliğin tamamen ihlal edildiği bir birliğe üye olmanın ne anlamı vardır? İstediğimiz gibi bir ''imtiyazlı ortaklık'' anlaşması imzalamanın kime, ne zararı dokunur?
Avrupa Birliği konusu için ''Ne onlarla, ne onlarsız'' diyebiliriz. Yapmamız gereken, kafa karışıklığımızı gidermek ve Avrupa Birliği için bir an önce akılcı politikalar üretmektir.