Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mayıs '11

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
185
 

Bizim ofisin orta şeker halleri

Bugünkü ofis toplantısı çok verimli geçti, patronun geçen toplantıda telefon hoparlöründen attığı fırçadan çok "duygulanan" 18 kişi tam kadro hazırdı. Patron kısa boylu ama kalabalık karşısında oturmaz, saygıdan herhalde. Yoksa oturduğunda masanın arkasında kaybolup, sadece tepesindeki iki adalı kelin görünmesinden değildir. Bu günde kapı ağzına konuşlanıp, sık sık da arkasını kolluyordu. Diyelim hoşa gitmeyen bir şey söyleyecek, önce zebellah satışçıları şöyle bir süzüyor, sonra arkasını dönüp kendi oda kapısıyla durduğu mesafeyi ölçüyor sonra konuşuyor. Neyse ki korktuğu gibi bir icraat yaşanmadı ama yine de hararetli geçti. 

Bu haftanın ilk gündem maddesi “geçen haftaki telefondan çemkirme hadisesiydi”. Bücür patron neden böyle bir yönteme gerek duymuştu ve bizim gibi yetişkin ve olgun! çalışanlarına yüzyüze konuşacak kadar yakın değil miydi? Bizim ifademizle “sıkıyorsa yüzümüze söyleseydin ya”, “hadi yiyorsa şimdi de söyle bakiiimm, hımmmm” idi. Bunun sözcülüğünü ise hafta boyunca gaz verilen şen bekar kızlardan iyi kalpli Asu üstlenmişti. Asu çok dobradır, düşündüğünü hemen söyler, herkesler de onu böyle sever. Öfkeli kızlardan gözkapaklarını aldırıp ördek bakışlarına kavuşan Gülnaz ve genellikle mini etek giyerek dikkatleri üzerine çeken Gülnur da destek vereceklerini hatta hesap soracaklarını söyleyerek ortama katkıda bulundular. Cesur yürek Asu sonunda alkış beklediği konuşmasını “car car car” soluksuz yapıp bitirdiğinde ofiste tık yoktu. Gülnaz karşısında oturan kardeşini dürterek kendi telefonunu arattırıp, “ayy çok önemli müşterim” deyip, salondan içeri sıvıştı. Gülnur hemen yanı başımızdaki caminin avlusuna bakıp, “ahh ahh ahh, bak yine biri mefta olmuş, Allah rahmet eylesin, ben bir Fatiha okuyayım” diyerek dokunulmazlık zırhına büründü. Can bey tepesindeki keli dahil kıpkırmızı suratıyla boş boş yere bakıyor, ayakkabılarının cilasını seyrediyordu. Ana kuzusu Yalın yaşı belirsiz Şule Hanım’ı kesiyor, “Hasan Mutlucan” sesli Korkut bey ki kendisi patron yalakasıdır, kendisi hakaret görmüş gibi sinmiş, şaşkın bakışlarla etrafını süzüyordu. 

Bücür bu sessizliği hemen lehine çevirip, kapı ağzındaki siperini de koruyarak, zıplaya zıplaya bağırmaya başladı; 

“Beeeeeen bunu bilerek yaptım, sizi tetiklemek için, bakııııııın başarmışım demek kiiiiii” her zıplamasında birkaç saniye tepemizden bakma şansına erişiyor, ayakları yere değer değmez de önce arkasını kolluyor, sonra da yüzlerimize bakarak ruhsal durumumuzu tahlil ediyordu. Asu şaşkın kalakalmıştı, bir tek o mu rahatsızdı durumdan, fırça hepimize gelmişti, öfkeyle salondakileri süzüp sustu. Asu’yu severim, dobra kızdır, onun bu haline dayanamayıp hemen duruma el koydum. Meydanı boş bulup öfkeden morarmış halde elini kolunu sağa sola sallayarak hönküren Bücür’den söz istedim. Yıllardır üzerinde titizlikle çalıştığım tekniğimi uygulama fırsatı yakalamıştım. Önce derin bir sufi nefesi alıp, avuçlarımdan patronun suratına doğru üfledim. Sonra ayak tabanlarımı sıkıca yere bastırarak kalan enerjimle onu yere çiviledim, arkasından da öldürücü darbeyi vurup bir chi topuna ki bu topları hayali yapıyorsunuz, görünmüyor, yedi çakramın enerjisini yükleyip patronun kel kafasına doğru yuvarladım. Etkisiz hale getirdikten sonra en yumuşak ve mülayim ses tonumla “aslında ona ne kadar güvendiğimizi, babamız gibi gördüğümüzü, onun için endişelendiğimizi” anlatan romantik bir konuşma yaptım. Hiç beklemediği yorumlarım karşısında şaşkın çağanoz gibi kalakaldı, düğme gözlerini üçyüzaltmış derece döndürerek herkesi tek tek kontrol etti, bir tehlike ya da tuzak olmadığından emin olunca bir anda pelte gibi yayıldı. 

“Hah hah haaa, hııııhhh, hııh, hııııııhhhh, gördünüz mü, bakın ben de zaten sizi düşünüyorum, ne yapsam sizin için yapıyorummm, ne derdiniz varsa yanınızdayııımmm” nidasıyla Haziran seçimlerinde bağımsız aday olup da tüm varlığını kampanya için harcayan bağrı yanık vatandaş gibi çığırmaya başladı. Çok şükür bugün de durumu kurtarmış, ofisin bütünlüğünü korumuştuk. Toplantıda sesi çıkmayan tırsak şen kızlar, balkona doluşmuş, 18 Mayıs yıldönümü yemeğinde ne giyeceklerini tartışıyorlardı. 

“Şöööle tek omuzlu, şuraları drape, arkası frape, kuyruğu fırlama”…türünden anlamadığım terimlerle giysilerini tarif ediyor, nerede makyaj yaptırıp takma kirpik, takma göğüs, takma dudak, takma tırnak taktıracaklarını ballandıra ballandıra anlatıyorlardı. Ayyy, korktum vallahi, her yerleri takma ayol bunların, ben korkarım öyle yabancı madde istemem üstümde. 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 40
Toplam yorum
: 54
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 420
Kayıt tarihi
: 14.04.11
 
 

Eğitimim, hayata dair hiç bir şey bilmediğimi anlamama yetecek kadar, Bilgi birikimim, bilgin..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster