​ Blog'culuğun "süngüsü" neden düştü? / Blog / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ocak '15

 
Kategori
Blog
 

Blog'culuğun "süngüsü" neden düştü?

Blog'culuğun "süngüsü" neden düştü?
 

AY BENZİYOR GÖKLERDE, YÜZEN MUTLU ADAYA / BLOG LAR BURDA KALSIN, GEL GİDELİM BİZ AY A




          Blog’lardan edindiğiniz  tık’ları nereye koyuyorsunuz? “Bankaya” diye sesler duyuyorum gibi. Kiminiz,  “faizler düşük. Bankaya değil de, onları koyacak yerler dolup taştığı için,  tavan arasına istifliyoruz” deyişiniz de kulağıma çalınıyor..

          Sahi kim icat etti bu “TIKBANK”ları? Yahut kim çıkardı bu TIK’ları da, millet ha bre kandı gitti bu laflara. Bu uğurda kafalar gözler yarıldı.

          İdareye sorarsanız  “Valla, kendi aranızda olan laflar.  Biz böyle telkinlerde bulunmadık, yönlendirmedik, önermedik” derler.

          Tık’lar çoğalınca, her birine bonus verilecekmiş de, bozdurup bozdurup harcayacakmışız da, TIK savaşı kızışmışmış da, TIKBANK’lar kurulmuş da. Daha neler neler.

          Hele hele; “Yorum” ne kadar tavan yaparsa, TIK’ların cilası olurmuş da, Milliyetin eklerinde yazılarımız çıkarmış da, gazetenin ana sayfalarında yer alırmışız da, oradan paralı askerler olurmuşuz da, nam salarmışız da. Köşe yazarı yaparlarmış bizi... Ört ki, ölem !

          Facebook'la diğer vesaireler çıktı çıkalı, bizim blog’culuğun ayarı bozuldu. Tıklar düştü. Sizin anlayacağınız “sıfırladık” Okunma oranları düştü. Bu devirde, “eşek eşeği ödünç kaşıyor.”  oldu. Yok öyle kıyak devri. Kısacası, blogculuğun süngüsü düştü. Blog İdaresi, bizleri Face'ların Twittır'ların kucağına oturttu. Neden yaptı? Dünya literatürüne ayak uydurmak için tabi. Olan bizlere oldu.
                                                                        &&&
          Çok dalga geçtik aramızda. “Tık tık eden nalçadır, kadını gösteren kalçadır” dedik. “Kalça’ya” bozulanlar oldu. Eee, yemeği gösteren de salça değil mi? Ne diye bozulursunuz be birader?
Geçenlerde buralara yazmışız. “Tıklarınız kan kaybediyor” diye. Bir yıl oldu, hala durumlar aynı.

         TIK baronlarımız vardı. Bıyığını balta kesmezdi. Hep tık hesabı yapardı taaa uzak ülkelerden, ağız sulandırırdı. Nice sonra anladık ki, ağzımız suyunu boşuna akıtmışız.

         Aman Ya Rabbi. Neydi o günler. Eli hep şeyinde, "klavyesinde" tık hesabı yaparlardı sinsi sinsi. Hep “Agucuk” yapıp kandırdılar, bizi tahrik ettiler, ıslak düşlere yatırdılar. Hasta ettiler.

          Daha neler neler. Denizaşırı ülkelerden de  sıraya girip, laf sokuşturdular “ Aloooo, elimdeki fazla tıklar, anbardan taşıyor, nereye koyayım” Cevabını da kendileri verirdi “ A salak ollum, TIKBANK’a yatırsana!  Eh, doğrusu  da buydu.

          Kimilerin de komik komik sızlanmalar: “ Alooo, TIK’larım, ambarlarda, bir gecede filizlenmeğe, çoğalmağa başladı n’apim!” Ananın örekesi! Yastık altına koysaydın ! Bir de sormazlar mı, “onları kuru yere koymak lazım. Sizde boş ayakkabı kutusu var mı?” diye.

          Tıklar, durduk yerde yeşeriyorsa, diyeceğim yok. Her  tarafımız hormonlarla çevrili.  Pazardan  eve gidinceye kadar, salatalığın boyu torbadan uzuayıp dışarı çıkıyor. Buzdolaplarına sığmaz oluyor
                                                                     &&&

"İstettiğimde seni, annen dedi: "Sende editörlük var mıdır?" /  Ablan sordu: “ Kitabın, plaketin var mıdır?” / Baban dedi: “Milliyet komtere’de  ücret nice haldedir?  / Dayın dedi:  “Maaşın bol mu, yoksa dar mıdır? / Ninen sordu “Sende biraz akıl var mıdır? / ”Evdeki velet sırıttı: “ Tık - tık’ların fazla mıdır?”
      
   İstettiğim gün seni, kalıverdim ben yaya,
         Dünyayı anladın ya, gel kaçalım biz Ay’a
Ay’da ne klavye var, ne silme tuşu, ne de blog / Ne  kopya var, ne yapıştırma, ne de Netlog / Ne  twitter  var,  ne de çıtkırıldım facebook / Nasıl olsa dünyada, olamadık  bir  b . k  / Ne makyaj derdin var, ne terzi, ne de boya
          Ne editörler var, ne de anlı şanlı editorya
          Bu dünya sanal dünya, gel kaçalım biz  Ay’a
Ay’ın adı Ay amma, ay başı ay sonu yok. / Kadromuz yok, maaşımız yok, mangırımız yok / Kıdem yok, tazminatı yok,  izin derdi yok.
 
         Kimse çıkmaz bizi, tık’larla  kandırmaya
          Dünya yalan dünyası, gel kaçalım biz Ay’a
Sen Ay’da ilkel  güzel, parmağında yok ojen / Bizse Ay’da yaşayan, klavyesiz Diyojen / Ay’da ne belden aşağı vurma var, ne de geren /

         Ay benziyor göklerde, yüzen mutlu ada’ya /

         TIK’BANK’lar da battı, , gel kaçalım biz Ay’a

Ben Ay’ın Ademi’yim, sense  Ay’ın Havva’sı /  Emin ol yarayacak, sana Ay’ın havası, /  Her gün yap Ay dolması, bir de feza tatlısı
          Yaşayalım göklerde, hep güle oynaya  
          Blog'lar burada kalsın, gel gidelim biz Ay’a
         

         Ört ki, ölem !

 
Toplam blog
: 1616
: 918
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Hayatın dikenli yollarından geçmenin  sırrı, aralarından çabuk geçmektir. Ümit, naylon çorap giyd..