- Kategori
- Blog
Blog'culuğun sonu n'olacak? Şimdi siz gazeteci mi, yazar mı, neyin nesi siniz?

Daha blog’culuğa başlar başlamaz “Basın kartını ne zaman alacağım?” “Ne zaman gazeteci sayılacağım” “Ben şimdi, yazar mıyım? Gazeteci yazar mıyım?” “Araştırmacı gazeteci miyim? Diye diye bu günlere gelen arkadaşlar gördük. Bütün bunlar, zaman zaman bloglara yansıyor. Sahi, blogcu’luğun sonu n’olacak? Blog’cudan gazeteci olur mu?
Geçenlerde bu konularla ilgili bir röportaja rastladım. İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Sertel ile yapılmış. “Ege’nin Habercisi’nde" yayınlandı. Arkadaşımız Yusuf Kırbiç, akıllı sualler sormuş. Tam da bizim blog’daki arkadaşlara yarar dedik ve sütunlarımıza aldık o yazıyı. Tam da suyun başındaki adam’a sorulmuş, cevabı alınmış.
“GAZETECİ-YAZAR’ LIK SIFATI: Atilla Sertel: " görüş ve düşüncelerini yazıyorlar. Buna saygı duyuyorum . Bu arkadaşlar da zaten gazeteci değil, yazar. Bunları ayrı tutuyoruz. Şimdi bakıyoruz gazetelere, gazetecilik okumamış, meslekle uzaktan yakından alakası olmayan, önüne gelenin yazı yazdığı ve önüne gelenin de gazeteci yazar sıfatını kullandığı ve kartvizit bastırdığı ve kendini öyle takdim ettiği günler yaşanıyor.
GAZETECİ KİM? KİME DERLER? Bir kere onun tanımlamasını yapalım. Gazeteci; yalnızca o mesleği yapan ve o meslekten evini, kendini geçindiren, o meslek dışında başka iş yapmayan ve büyük zorluklara katlanmasına rağmen aşkla mesleğini yapıp, halka doğruları eğmeden bükmeden aktarmaya çalışan insanlara denir. Yoksa akşam sahnede şarkı söyle gündüz ben kendime gazeteciyim yazarım de. Böyle bir şey yok! Şimdi bunlara kızıyorum ve söylüyorum. Ben doktor olabilir miyim kardeşim? Diyelim ki ben üstüme bir önlük giydim, boynuma bir stetoskop astım Dedim ki “Ben doktor oldum. Bana da hasta verin muayene edeceğim”. Valla, gazetelere “sahte doktor yakalandı” diye manşet olurum. Yani başka bir ihtimal yok. “Ben gazeteci oldum” diyerek boynuna makine asan ya da asmayan ya da iki satır yazı yazıp sosyal medyada bloglar açan on binlerce “sözde gazeteci” insan var.
GERÇEK GAZETECİLER YARA ALIYOR. Ne bu iş için okumuşsun, ne bir haber yazmışsın, ne gidip bir soru sormuşsun… Haberden bir habersin, haber olacak adamsın… Ama gazetecilik yapıyorsun. Bu birazda gazete patronlarından kaynaklanıyor. Önüne gelene yazı yazdırıyorlar, önüne gelene kalem veriyorlar. Adam için o yazdığı köşe okunurmuş okunmazmış hiç önemli değil. Ne yazık ki her yazı yazanın, her fotoğraf çekenin kendini gazeteci sandığı ve gerçek gazetecilerin de yaralandığı bir ülkede yaşıyoruz.
MESLEĞİMİZ, SAYGINLIĞINI YİTİRİYOR: Eskiden araştırmacı, soruşturmacı gazetecilik ve bunun temsilcileri vardı. Uğur Mumcu mesela en önemlim temsilcilerinden biridir. Uğur Dündar, yaşayan en önemli temsilcilerinden biri.
Gazeteci kalemini satmayacak. Kıracak o kalemi, ama satmayacak. Çok azaldı artık böyleleri. Doğru bir çizgiye oturtmak lazım bu mesleği. Çünkü meslek giderek saygınlık kaybediyor. Giderek örseleniyor. Eskiden toplum gazeteleri aldığında yazılan haberi hiç sorgulamadan inanırdı. Şimdi bakıyor manşetlere; bu başlığı niye attılar, neden attılar? Altında yatan ne? Artık toplum sorgular noktaya geldiyse meslek olarak içinde yaşadığımız sürece bir bakmak lazım. Gazetecilik mesleğinin geleceği açısından umutluyum ama bugünü sorarsan gerçekten bu mesleğin zor yapılabildiğidir.

İZMİR GAZETECİLER CEMİYETİ VE TÜRKİYE GAZETECİLER FEDERASYONU BAŞKANI A. SERTEL
İLKE SAHİBİ: Arkadaşımız Atilla Sertel ile,Orhan Duru’nun Genel Yayın Müdürü olduğu GÜNEŞ Gazetesinde beraberdik. (Şimdiki değil) Bu fikirleri, o gün de aynen böyle taşıdığını bilirim. Gazeteciliğin umdelerini İzmir’de çizen, federasyonda bile yaygınlaştıran, inkişaf ettiren adam olarak bilinir kendisi.
NAYLON GAZETECİLER: Demek oluyor ki, “Blog” culuğu da biliyor. Oralardan yükselen seslere de vakıf. Ne diyor? “ Boynuna makineyi asan veya asmayan iki satır yazı yazıp sosyal medyada bloglar açan on binlerce “sözde gazeteci” var, diyor. Basın dilinde bunlara “Naylon gazeteci “ denmesi de pek yaygındır hani.
Diyeceksiniz ki, aramızdan seçilerek “milliyet. com. tr” ye yazar yapılanlar var. bunlar, idarece, “gazeteci statüsüne mi alındı?” Diyebilirsiniz. Hayır. Onların kaşı güzeldi, gözü güzeldi. Yazıları güzeldi diye diye alındılar. Bizler gibi ücretsiz yazmağa devam ediyorlar. Bizlerle hiç farkları yok. Ama onlar, kendilerini ayrıcalıklı görüyorlar. Ancak, bu ayrıcalıklı söylemleri, edaları ise sakat.
GELELİM BİZE: Sevgili Blog İdaremizce mi, yoksa üst düzey yöneticilerce mi, ayarlanıyor bu yatay ve dikey geçişler. Kıstas nedir? “milliyet nokta kom nokta tere’ye nakledilenleri için soramıyoruz nasıl oluyor bu işler diye. Ama, içimizde bir ukte kalıyor. Sorası geliyor. “Ne hakla, otuz beşe bakla!” diye.
KISTAS NEDİR? Geçenlerde Alev Meisel’in, kardeşi ile bir olup, ayrı ayrı girdikleri polemikte “Milliyet Nokta Kom Nokta TERE” ci bir bayan yazarımız “ Seçilmemde taşıdığım simanın da rolü olmuştur her halde” demişti. Eskilerin deyimi ile kaşla göz, gerisi söz mü demek istedi, bilemedik. Bu, referans olabilir miydi? Ama biz bunu bir türkünün sözleriyle şöyle derledik ve şöyle anladık:
“ Başım ağrıyor başım / Sabah pazara varayım / Başıma bir fes alayım / Sürme gözüne / Rastık kaşına / Fes başına / Püskülü ben olayım / Püskülü de ben olayım.” O, la la la …
MEVCUDUMUZ KOLORDUYU AŞTI: Dokuz yıldır buradayım. Bir, “ İdarenin hikmetinden sual olunmaz’ı “ öğrendim. Bir de Sevgili yönetmenimizin kafasında dolaşan “dokuz bin blogcunun, kuyruklarının, tilki misali, nasıl olup da birbirine değdirmediğini.” öğrenemedim
Te işte o ka!
Ört ki, ölem !


.