- Kategori
- Deneme
Blog yazarları gerçek yazar olamaz mı?

Blog yazarları gerçek yazar olamaz mı? Sabahattin Gencal
“Blog yazarlarının gerçek yazarlar olduğuna inanmıyorum. Bu, en azından benim yazıya yüklediğim anlam karşısında böyle.
Blog yazarlığı, başka türlü bir anlatım yolu. Çağımızın birbiriyle ilintili bu tip aynaları çoğunlukla yüzeysel oluyor. Kaldı ki, gerçek bir yazar olabilmek son derece zordur. Her şeyden önce yetenek ister ki, bu, hayatın bir armağanıdır. Yazarlık zengin bir kültür gerektirir ve bir de acı çekebilme yeteneği şarttır.”
İtalyan yazar Susanna Tamaro’nun, Sebla Kutsal'ın sorularına verdiği cevaplardan aldığım yukarıdaki sözler karşısında blog yazarlarının tepkisi ne olur acaba? Röportajın başlığı: “ Susanna Tamaro'dan blog yazarlarını kızdıracak sözler”
Ben Susanna’nın bu sözlerine hiç kızmadım. Zaten yazar olduğumu hiç düşünmedim ki. Ne var ki zaman içinde en azından yazarlığa bir adım atabileceğimi düşünmüyor değildim. Eh, bu düşünceler de suya düşüyor.
Ben, içtenlikle söylemek gerekirse karamsarın biriyim. Bir şekilde yazdığım birkaç kitabı bastıramayınca yazmaz oldum, yazamaz oldum. Yazmaya yazmaya da köreliyor insan.
Eşim köreldiğimin farkına vardı. Bloglarda yazmaya teşvik etti beni. Sık sık yazmaya başladım. Sanki antrenmana çıkıyor gibiydim. Antrenmanlarda form tutup sanal alemden gerçek aleme dönmeyi umuyordum. İlkin bayağı bayağı umutlandım. Tesadüfen de olsa yazımızı tıklayanlar oluyordu. Burada da bir itirafta bulunmak isterim. “Bir kişi bile okusa yazacağım.”diyordum. Öyleyken istatistiklerle ilgilenmeye başladım. Niye böyle oldum ki, niye ilk kararımın arkasında duramadım ki… Milliyet Blog'da nasıl olduğunu pek anlamadığım bir değişiklik oldu. Artık tesadüfen dahi olsa fazla tıklanmaz olunca “Artık yazmaya değmez.”dedim.
Yukarıda sözünü ettiğim röportajı okumadan önce eşimle konuşuyordum. Blogdaki değişikliği söyledim ona. O da “Sen de değiş.”dedi. Nasıl değişebileceğimi düşünüyordum. Böyle düşündüğüme göre demek ki içimde hâlâ yazar olabilme isteğim var demek oluyor. Demek ki içimdeki kandil sönmüş değil. Kandile yağ koymayı düşünürken Susana Tamaro’nun sözlerini okudum. Eh, doğru söze ne denir. Yelkenler indi bizde.
Başka sularda yelken açabilir miyiz? Kandile püf deyip ampul yakabilir miyiz?
Bu yakınmalarım, bu sorularım acı olarak nitelendirilemez; ama en azından bir sıkıntının belirtisi olabilir mi dersiniz. Öyle ya sabah’ın 07.15’inde böyle düşüncelere dalmak nasıl izah edilir? Sıkılıyorum, o halde yazarlığa adım atmak üzereyim. Tabii antrenmanlarda sakatlanmamak şartıyla.
Bir futbolcunun antrenmanı ilgiyle izlenir; ama bir yazma denemesi yapan birinin alıştırmaları ilgi çekmez. Bunun nedenini bulduğum gün …
Sabahattin Gencal, Başiskele – Kocaeli, 30. 09. 2011