- Kategori
- Blog
Blogları makulleştirmek..?

Arada sırada MB arkadaşlarımızda özellikle duayenlerimizde , “Şu MB’yi nasıl adam ederiz?” hevesi veya isteği uyanıyor ve ondan sonra haydi bakalım araştırmalara, soruşturmalara girişiyorlar. Ve kendilerince bazı sonuçlara varıp, ondan sonra Editörlere haber uçurmaya çalışıyorlar . “Bak biz neler bulduk, siz de biraz kulak verseniz, sizin iyiliğinize olur…” mealinde mesajlar uçuyor.
Editör takımı dinliyor mu, dinlemiyor mu bilinmez. Fakat bana göre onların cephesinden sadece : “ Kıh… Kıh…Kıh…!” sesleri yükseliyor.
Her ciddi sayılan toplantıdan; her ciddi Blog onarma yazısından sonra yeniden: “Kıh… Kıh…Kıh…!” sesleri … ?))
Niye ?
Çünkü buradaki müşterilere, müşteri gözüyle değil, belli ki figüran gözüyle bakılıyor. MB’nin kahraman erleri her gün muntazam olarak yazılarını yazacaklar … Artık gününe göre 500’mü olur, 1000’mi olur müşteri çekecekler… Onlar için önemli olan yazıların okunma sayısı değil, reklamlardan gelen para miktarı; rant o rant işte…
Onun için, Blog yazarları ne kadar kahramanlık yaparlarsa yapsınlar, ağzıyla kuş tutsunlar; pek fazla da önemi yok asıl önemli olan “Ne kadar reklam alınmış…” Asıl müşteriler onlar. Kimler reklam veriyor. Kimler potansiyel müşteri, kimler kopuyor. Bunlar ince hesaplar …”
Yoksa senin yazını 50-100 kişi okumuş onun pek de kıymeti harbiyesi yok. Tabii, daha çok insan okusa daha iyi olur ama, ortalama bir rakam her zaman bellidir.
Sen ister Siyaset üzerine yaz; en önemli olayları yorumla… Konunun hiç önemi yok. İki önemli nokta var. Noktaları, virgülleri doğru yere koy… İki, kimsenin arına, namusuna dokunma… Bunlar esas… Gerisi sana kalmış.
Zaten gerisine, siyasetçiler bile aldırış etmiyor. Senin en şiddetli yazını en fazla kaç kişi okuyor (500 kişi) , oysa bir gazetenin 50 bin müşterisi var..? Onun için basın-yayın alanında, medyada senin esamin okunmaz arkadaş.
Onun için “Biz şöyle yazıyoruz… Biz böyle yazıyoruz…” taktaklarından vazgeçin. Buradaki milletin yaptığı kendi kendini tatmindir. Bazılarının dediği gibi, “Emekliler kahvesinde sohbettir…”
Bazı gençler mahalle arasındaki duvarlara yazılar yazarak, resimler yaparak bilmeyenlere “Grafiti” dersi verirken ve karşılık beklemezken; bazıları da kentlerdeki Tuvaletlerin kapılarına en son erotik mesajlarını döktürürken hiç de karşılık beklemezler.
Bizim yazdıklarımız, söylediklerimiz çok mu kıymetli.. Kıymetli ya… Çünkü , “Kuzguna yavrusu Anka görünür!” Öylesine kıymetli.
Haydi kimsenin burada hevesini kırmayalım. Herkes toplantılarını yapsın; Anayasalarını geliştirsin; kendi kendilerine “Geliştirme önlemlerini” alsın ve tartışsınlar sonra kararlara varsınlar. Sonra ne olacak…
Editörler Heyeti’nden yükselen : “Kıh…Kıh…Kıh…!” ?)) sesleri…
Yaptığımız iyi bir iş; aslında kutsal bir iş… Yazı yazıyoruz. Şiir yazıyoruz… Siyaset adamlarını akla, mantığa davet ediyoruz…” Az iş mi?
Ama bazıları da diyebilirler ki : “Kim ne eder Yalova…” Hadi , ağzımdan çıkmasın kötü sözler…
Ben şahsen, denize atılan bir taşın yarattığı halkaların yayıla yayıla Okyanus’un öteki yakasına kadar gittiğine inanırım.
Yazılan bir söz de öyledir. İyi, değerli ve doğru bir sözse, gider sahibini 1000 km öteden bulup vurur.
Hadi bana en doğru, en özgün, en güzel yazıyı gösterin… O kişiyi , Şap, diye alnından öpeyim… Başka bir ödül verilebilse, zaten MB yetkilileri de verirdi. Boş verin…
Bazen tarlalarda veya deniz boyunca boşuna koşmak bile insana yararlıdır… Nefesini açar. İşte o kadar.