- Kategori
- Öykü
Boş ver

Dışarıda yağan yağmura aldırmıyordu Bayram.
Kahveden çıktı ve ağır ağır yürümeye başladı ana caddeye doğru.
Etrafı sis kaplamıştı ve göz gözü görmüyordu. Yağan yağmur engebelerle dolu yolun çukurlarına su birikintisi yapmıştı ve Bayram, hem yürümeye çalışıyor, hem de cebinden çıkardığı Marlboro paketinden tek dal sigara çıkararak, ağzına götürüp yakmaya çalışıyordu.
Soğuktu ve yağan yağmurla beraber rüzgar da rahatsız ediciydi.
Adnan yetişti arkadan.
“Nereye gidiyorsun haber vermeden Bayram” dedi.
Bayram
“Sana baktım kahvede ama göremedim” diye karşılık verdi.
Adnan
“Lavabodaydım” dedi.
Yürümeye devam ettiler.
Bir süre sessizce yürüdüler ve ıslanarak ana yola çıktılar.
Pantolonlarının paçaları çamur olmuştu.
Burunları kızarmış, elleri soğuktan tutmaz olmuştu.
Adnan
“Nereye gidelim Bayram?” diye sordu.
“Bilmem” dedi Bayram.
Adnan
“Eve gidecek misin?” diye sordu Bayram’a.
“Bilmem” diye karşılık verdi Bayram.
“Neden”
Bayram cevap vermeden yürümeye devam etti.
Haznedar’a doğru ilerlediler.
Yağmur hızını hafifletmişti.
Bayram kafasından bin türlü şeyler kuruyordu.
“Eve neden gidecekmişim?” diye düşündü.
“Neden gideceğim ki eve?”
“Yatacak yer mi var?” diye kafasından geçiriyordu.
Sekiz kardeşlerdi ve en büyüğü Bayram’dı.
Baba inşaat işçisiydi ve kendisi Osmanbey’de, bir konfeksiyon atölyesinde usta makineci olarak çalışıyordu.
Eve gitmeyi sevmiyordu Bayram.
“Ne işim var evde?” diye düşünürdü hep.
Çaresizliğini her defasında dile getirip, sadece kendini düşünen bir kimlik çizmeye çalışıyordu.
İyi giyinmek, bir nebze olsun lüks takılmak gibi hayalleri vardı.
Şöyle böyle parada kazanıyordu.
Hafta sonlarını iple çekiyordu.
Kahveye gidecek ve kumar oynayacaktı..
Hem de yanık.
Dört gözle hafta sonunu bekler ve her hafta sonu bir miktar yanık oynadıktan sonra Hüseyin’in kahvesinden çıkıp, piliç kızartma yemek için Camlı Kahve’ye doğru giderdi.
İlle de yanında Adnan olacaktı.
Sonra birileri daha olsa hiç fena olmazdı.
Kekeç Memet'i de yanlarına alıp bir birahaneye gidip, gece yarısına kadar bira içecekti.
Adnan’a döndü,
“Kekeç’i gördün mü?” diye sordu.
“Yok” dedi Adnan.
“Arasana, söyle Haznedar’daki birahaneye gelsin”.
Adnan, Kekeç Memet’le görüşürken Bayram derin düşüncelere dalmıştı.
Yine akşam olmuş ve sabah erkenden işe gitmek derdi vardı.
Uzak bir yerdi Osmanbey.
Üç vesait değiştirmek pek de öyle keyifli değildi.
Ama yapacak bir şey yoktu, Merter’de çalışsa para vermiyorlardı.
Sürekli sallıyorlardı ve düşük ücret veriyorlardı.
Yoksa bu kadar yolu tepmeye değer miydi?
“Kekeç bir saate kadar gelirim dedi” diye Adnan, Bayram’a söyledi.
“İyi, gelsin”.
,
Birahanenin kapısına geldiklerinde hayli ıslanmışlardı, Bayram önden içeri girdi.
O dik duruşlu hali ile ve o her zaman ki oturdukları masaya ilerlediler.
Üst kattaydı o masa ve köhne bir köşedeydi.
Oturdular masaya Adnan’la karşılıklı.
Ardı sıra garson masaya geldi ve ne içeceklerini sordu.
Adnan bir otuz beşlik rakı ile yanında beyaz peynir söyledi, Bayram ise rakı içmiyordu.
Kola votka söyledi.
Adnan
“Hayırdır Bayram, keyfin yok hiç”
Bayram
“Yok, nasıl olsun ki?”
“Neden?”
“Nedeni mi var? Evde keyfim yok. Bizimkilerin durumu pek parlak değil. Ne yapacağım konusunda da bir fikrim yok. Sabah anama biraz para bıraktım, babam da çalışmıyormuş.
Geçen elindeki iş bitmiş, yeni bir iş ayarlayamamış”.
Adnan
“……………………………………”
Bayram devam etti.
“Yav Adnan ne olacak halimiz yav. Bazen düşünmeyeyim diyorum ama olmuyor birader.
Tek başıma eve yetmem imkansız. Hayatı ıskaladığıma mı yanayım, evdekilerin durumuna mı yanayım, bir de askerlik derdim var, ona mı yanayım. Çocuklar yarı aç, yarı toklar. Bazen diyorum “boş ver” nasıl olsa yapabilecek bir şey yok. Kendin bari yaşa.”
İçkiler geldi ve başladılar içmeye.
Adnan
“Ne desem ki Bayram?”
“Bir şey deme zaten”.
“Oy kullanacak mısın?”
“Boş ver”.
“Neden?”
“Boş ver”.
Tam bu sırada Kekeç Memet girdi içeriye.
Kekeç Memet de konfeksiyoncuydu. Ateş Tuğla denen bir yerlerde, bir atölyede çalışıyordu.
Çocukluktan beri hep beraberlerdi işte.
Okumamışlardı ve tek bildikleri şey on yaşından beri konfeksiyon atölyelerinde çalışmaktı ve akıl kemale erince kahveye takılmak ve kahveden sonra içki demlenmek en keyifli işleriydi.
Sık sık siyaset üzerine muhabbet ediyorlardı.
Bayram siyaseten diğerlerine oranla daha iyiydi.
Okuyordu sık sık.
Gazete, kitap ve mecmua. Ne bulursa illaki göz atıyordu.
Erhan ismindeki bir arkadaşı, yıllar önce ona yol göstermişti.
Erhan’la arkadaşlıkları yaklaşık bir yirmi yıl vardı ve Erhan sayesinde kitap okumaya başlamıştı.
Sadece kitap değil, aynı zamanda bir çok şeye merak sarmaya başlamıştı.
Adnan ile Kekeç Memet de Bayram’ın etkisinde kalıyordu.
Kekeç Memet bira söyledi ve başladı konuşmaya.
“Bu hafta para aldım biraz patrondan, haftalığı vermiyor adam, ağabey vermiyorsan Pazartesi gelmiyecem dedim de alabildim para. İçeride üç aylığım duruyor”.
Kekeç Memet
“Oy veriyor musunuz?” diye sordu.
Bayram
“Boş ver” dedi.
“Niye ki “boş ver”?”
“Boş ver” diye devam etti Bayram ve arkasından bir kahkaha attı.
“Oğlum sen salak mısın? Kime vereceksin oyunu? Hadi söyle. Söylesene aslanım. Kime vereceksin oyunu? Oyunu verdin diyelim, ne olacak? Senin patron, sana, paranı mı verecek zamanında sanıyorsun? Lan oğlum, kaç senedir bu piyasadasın, sen hiç düzenli maaş aldığın tek bir zaman gördün mü? Valla ben görmedim. Ben oy moy vermiyorum. Hiç umurumda da değil”.
“Valla doğru söylüyorsun” dedi Memet.
“Lan oğlum, gör lan halimizi” diye Bayram devam etti.
“Bizimki hayat mı lan, eve gidesim yok biliyor musun? Ayağım çekmiyor. Şimdi evin her yanı su alıyordur, çoluk çocuk üst üste sıkış tıkış yatıyordur. Evin neresinde yatacam. Hepsi hepsi üç tane oda var. Ya senin ki hayat mı? Neyse boş ver bunları. Bu gün neredeydin?”
“Asmalı kahvedeydim”.
“Orada ne yaptın?”
“Bizim iş yerinden çocuklar vardı, okey oynadık, siz ne yaptınız?”
“Ben bu gün Bakırköy’e indim” dedi Bayram.
“Hayırdır” diye karşılık verdi Memet.
“Dolaştım, sohbetin arkasındaki ocak başına girdim, kanat kebapla votka içtim”.
“İyi yapmışsın” dedi Memet. “Çağırsaydın gelirdim valla”.
“Aklıma geldi de biraz yalnız kalayım dedim”.
Adnan lafa girdi.
“Ne oldu, çözdün mü kafandaki sorunları?”
“Yok”
“Neden?”
“Şu kız vardı ya, hani çıkma teklif etmiştim, kabul etmedi kız”.
“Hadi ya”
“Evet. Geçen geldi konuştuk. Düşünmüyormuş. Biraz ona kafam bozuldu.”
“Bozma moralini.”
“Bozduğum falan yok aslında. Belki de iyi oldu.. Ne yapacaktım ki kızla? Halimizi görünce iki gün sonra kaçardı kız”.
Hepsi birden kahkaha ile güldüler.
“Sen ne yaptın Adnan seninkiyle?” diye sordu Bayram.
“Bir şey yapmadım birader. Yapacak da bir şey yok. Öylesine bir ilişki.”
“Neden?”
“Doğrusunu istersen sıkılıyorum yanında”
“Hayda. Neden sıkılıyorsun aslanım?”
“Bana göre değil. Tutucu birisi.”
“Birader tutucu ise boş ver.”
“Zaten boş verdim. Aramıyorum.”
“İyi yapıyorsun.”
Saat hayli ilerlemişti ve içkiler de bitmişti.
“Kalkalım” dedi Bayram.
“Gidelim Bakırköy’e, alalım biralarımızı ya da şaraplarımızı, var mısınız sahilde demlenelim. Üzerimize yağsın yağmur ve iyicene bir ıslanalım.”
Kalktılar ve yola çıktılar. Gelen bir minibüse binip o yağan yağmurun altında Bakırköy’e doğru yol almaya başladılar.
Boştu minibüs ve en arkaya kuruldular bir güzel.
Tek kelime konuşmadan Bakırköy’e geldiler, Özgürlük Meydanı'ndan geçip, İstasyon Caddesi'nden sahile doğru ilerlediler.
Çavuşun yerinin yanında bir markete girip şarapla, bira aldılar ve sahile koşar adım geçtiler.
Yağmur durmuştu ama hava soğuktu.
Sahildeki dalga kıranların üzerine çıktılar ve içkilerini açıp başladılar içmeye.
Ve Bayram
“Ben bu dünyanın anasını satayım” diye bir sitem de bulundu.
“İçecem işte anasını satayım, içecem.”
İçtiler gece yarısını geçene kadar.
Sohbet ettiler ve şarkılar söylediler, donmuşlardı soğuktan ama o anı hiç bitirmek istemiyorlardı.
“Sanırım” dedi Bayram ve devam etti “Özgürlük bu olsa gerek. Çünkü başka türlüsünü hiç görmedim ki.” Dedi.
Adnan
“Bence de” diye ekledi.
Memet
“Yok kardeşim bence bu değil, bu mu özgürlük? İki kutu birayı kayanın dibinde içince özgür olunur mu?”
Bayram
“Lan oğlum sen ne anlarsın özgürlükten. Bundan iyisini mi bulacağını sanıyorsun? İç işte karışan mı var?”
İçkiler bitti ve Özgürlük Meydanı'na doğru yürümeye başladılar.
Gece yarısı olmuştu ve bir yerlerden bir yerlere bir koşuşturmaca vardı. Bakırköy caddeleri yine hareketliydi. Hem de çok hareketliydi. Zaten hiç hareketi bitmemişti ki.
Minibüs durağına geldiler.
Bayram
“Ben gelmiyorum, siz gidin” dedi.
Adnan
“Neden gelmiyorsun?” diye sordu.
Bayram
“Beyoğlu’na gideyim dedim, gidip orada bir otelde kalacağım. Banyo yapmam lazım.”
Adnan
“İyi o zaman, kendine iyi bak, yarın akşam görüşürüz.”
Memet
“Hadi iyi geceler sana Bayram” dedi.
Bayram elini salladı ve az ilerideki Taksim’e kalkan, taksi dolmuşlara yöneldi ve sıradaki dolmuş taksiye bindi.