Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ağustos '14

 
Kategori
Seçim
 

Boş vermeyin, oy verin!

Boş vermeyin, oy verin!
 

Tek kişilik otokratik devlet istemiyorsanız oyunuzu kullanın.


Üç gün sonra sandığa gideceğiz.

Aramızdan bazıları, kendilerini sandığa götürecek bir aday olmamasını bahane ederek, şimdiden BOŞ VERMİŞ durumdalar.

Bu BOŞ VERMİŞLİK hali, bana 1987 Referandumunu hatırlattı.

Evren ve Şurekası, 1982 Anayasasını yaparlarken, ekledikleri bir madde ile 12 Eylül öncesinin siyasi parti genel başkan ve yöneticilerine on yıl siyaset yasağı getirmişlerdi.

Toplumsal talep, dönemin Başbakanı Turgut Özal’ı bir karar almaya zorlamış; Özal da, meseleyi referanduma dönüştürmüştü.

BİR KİŞİNİN ÖZGÜRLÜĞÜ BİLE ÖNEMLİ!

Halk yasakların kalkmasını isterse, Özal, “yasakların kalkmasını ben gündeme getirdim” diyecek; hayır çıkarsa da “ne yapalım halk istemedi” diyecekti.

Ben o zamanlar Yeni Aşama Sosyalist Gençlik Dergisi’ni yönetiyordum.

Güngörmüşlerimiz “Referandumda Evet” çağrısı yaptıklarında onları çok liberal bulmuş ve “BOŞ OY” çağrısı yapmıştık.

Yasağın beş yılı zaten geride kalmıştı; geriye kalan beş yıllık sürede Demirel’in, Ecevit’in, Erbakan’ın ve Türkeş’in yasaklarının kalkması neyi değiştirecekti ki?

Bütün toplum 12 Eylül Darbesinin cenderesi altında ezilirken söz konusu kişilerin yasağının kalması nasıl bir demokratikleşme anlamı taşıyacaktı ki?

O referandumda çıkacak EVET ile HAYIR arasında pek bir fark görememiştik.

Sonradan özellikle Demirel ve Ecevit sahneye çıkınca Özal’ın tırnak içinde özgürlükçülüğünün ne kadar boş bir şey olduğunu halk anladı ve sağda Demirel’e, solda ise Türk siyasetinin gelmiş geçmiş en düzgün adamı olan Erdal İnönü’nün Genel Başkanlık yaptığı SHP’ye yöneldi.

Ne yazık ki Erdal İnönü, bu pespayeliği görüp erkenden havlu attı.

O havlu atınca siyasetin sağından soluna kadar görünüşleri “beş benzemez” olan ancak hepsi birbirinin aynı olan siyasetçilere kaldı.

1987’de başlayan süreç, ANAP iktidarını sarstı.

O’nun yerine gelenlerin de hep birlikte yönetme alanında gösterdiği beceriksizlik, bugünkü AKP’nin önünü açtı.

2002’de başlayan süreç, bugün adım adım, TEK KİŞİLİK OTOKRATİK DEVLET anlayışına doğru gidiyor.

Bugün baktığımızda, devletin bütün imkanlarını kullanan ve seçildiğinde, seçildiği makamın hukuki zeminine bağlı kalmayacağını açıklayan aday da dahil olmak üzere üç aday Cumhurbaşkanlığı seçimi için yarışıyor.

KORKU DUVARINDA PENCERE AÇMAK!

Bu bir referandum değildir!

Dolayısıyla burada atacağımız adım, alacağımız karar 1987 ve 2010 referandumları sırasında takındığımız tavırdan çok farklı sonuçlar üretecektir.

1987’de Demirel’in ve Ecevit’in siyaset yasağının kalkıp kalkmaması o kadar da hayati değildi ama gördük ki bir kişinin bile siyaset yasağının kalkması daha fazla nefes almamızı sağlamıştı.

2010’da yapılan “Hayır!” çağrısının ne kadar stratejik olduğunu bugün HSYK’da yapmak istedikleri değişiklikten anlıyoruz.

2010 Referandumunun gözde sloganı “Yetmez Ama Evet”ti!

Şimdi mükemmel olan üzerine methiyeler dizecek durumda değiliz.

Devletin imkanlarını kullanarak Cumhurbaşkanı seçilmesi beklenen zatın karşısındaki Ekmeleddin İnsanoğlu ve Selahattin Demirtaş’ı yeterince beğenmiyor olabiliriz.

Demirtaş’ın geleneğini biliyor; çizdiği profili görüyoruz. Türkiyelileşme projesi olarak doğan HDP’nin Demirtaş üzerinden kendisini anlatmayı başardığını söyleyebiliriz.

Ama hala sosyalistlerin bir kısmının Demirtaş’a mesafeli durduğunu; bu duruşları nedeniyle sandığı boykot yahut boş oy fikrini konuştuklarını görüyoruz.

Boş bir çaba!

Doğrusu, sosyalist sol açısından, AKP’nin ısrarla sahiplendiği yüzde 10 barajını geçmek için bundan daha iyi bir fırsat olamaz.

“Yetmez ama evet” sloganı, belki de ilk kez bu kadar yerli yerine oturuyor.

Sosyalistlerin seçime gitmemeleri halinde cürümleri ne kadarsa Erdoğan’a o kadarlık destek olacaklarını bilmeleri gerekiyor.

Kendilerini ulusalcı olarak tanımlayıp Ekmeleddin İhsanoğlu’nun da Erdoğan’ın benzeri olduğunu düşünenler için de aynı şey geçerli.

İhsanoğlu, bu kampanya süresince bir insanın muhafazakar olduğu halde başkasının hak ve hukukuna saygılı olabileceğini göstermiş oldu.

Başkasının hukukuna saygı göstermenin bile bir erdem kabul edileceği bir noktaya kadar gerilemiş olmamızın nedenini hiç düşündünüz mü?

O kadar da düşünmeyin!

Dönüp son 12 yıla bakın, nedenini göreceksiniz.

Yerel seçimlerde Ankara’da Mansur Yavaş’ın, Hatay’da Lütfü Savaş’ın gösterdiği başarıyı Cumhurbaşkanlığı seçiminde Ekmeleddin İhsanoğlu da gösterebilir.

Sonuç olarak, hem hepimizin anti demokratik bulduğu yüzde 10 barajının psikolojik engelini Demirtaş üzerinden aşabilme hem de yeniden herkesin hak ve hukukuna saygılı olabilmenin simgesi olan İhsanoğlu’nun birinci turda Erdoğan’ın önüne geçebilme imkanı var.

Adayları içine sindiremediğini düşünenler için söylüyorum:

Kullanmayacağınız her oyun, Erdoğan’a yarayacağını, kullanacağınız her oyun ise korku duvarında bir pencere açacağını unutmayın; o nedenle boş vermeyin! 

 
Toplam blog
: 102
: 682
Kayıt tarihi
: 06.07.10
 
 

8 Ocak 1961'de doğdu. Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu Gazetecilik ve Halkla İlişkiler..