- Kategori
- Öykü
Boş yatak

mulholloand drive
Mutluluğu bulamamış, zaten pek de aramamıştı Didem. Evinde tüm hazırlıklarını yapmış, hatta çay bile demlemişti birazdan mutluluk gelecek diye, ama kendisi hiç gitmemişti ki mutluluğun evine. Samimi olduğu üç arkadaşı vardı: biri ressam, biri şair, öteki müzisyen. Tek ortak noktaları üçünün de mutlu olmasıydı.
Didem müzik dinlerdi, şiir okurdu ve ünlü ressamların orijinal tablolarına bir servet öderdi. Çok zamansız ağlardı. Gözlerinde bir yarasa gibi asılı duran gözyaşları kanat çırpmaya başladığında, korkardı, üşürdü, ıslanırdı. Üç arkadaşıyla da yatmıştı. Üçünün de evi Didem’in evi kadar lüks ve konforlu değildi. Peki nasıl oluyor da onlar mutluydular?
Hatırlayabildiği küçük ama gizemli bir ayrıntı vardı. O da , ressam arkadaşının yatağında dev bir fırça ve kocaman yağlı boyalar, şair arkadaşının yatağında çarşaf büyüklüğünde bir kağıt ve o kağıda uygun kurşun bir kalem, müzisyen arkadaşının yatağında ise, yatak gıcırdadıkça farklı ses veren, bir insanın çalamayacağı kadar büyük ve ağır bir piyano bulunduğuydu. Acaba onların mutlu olmalarının ardındaki sır bu muydu? Onlar, yataklarını yarattıklarıyla paylaştığı için mi mutluydular? Didem’in yatağına yaklaşıp yorganı kaldıran polisler bir tabanca, bir kurşun ve beyni parçalanmış, kokuşmuş bir cesetten başka bir şey bulamadılar ve Didem’in intihar ettiğini kısa sürede anladılar.
Didem’in ölümü üç arkadaşı sayesinde önce bir resim oldu sonra da bir şiir. Ölümünün sessizliği, müziğin öldürücü sesiyle birleşip bir müzik parçasına dönüştü ve tüm dünyada duyuldu. Tüm dünya Didem’i tanıdı ve onun yalnızlığını paylaştı. Yerin bir karış altından tatlı bir tebessüm yayıldı gökyüzüne. Galiba Didem bu kez mutluydu.
Sevda Kuşu
26.04.2004