​ Böyle cahilliğe can kurban... / Anılar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Nisan '10

 
Kategori
Anılar
 

Böyle cahilliğe can kurban...

Böyle cahilliğe can kurban...
 

.........

Gün olur,anılar depreşir ,hülyalarınızı süsleyiverir... Kısmen renkli bir film gibi...Gözlerinizi kapamak istersiniz...

Sessizlik arzularsınız...Yeni yaşamların sıkıntısı karabasan gibi üzerinize çökmüşken,anılarınızın köpüklü dalgaları sizi karpuz kabuğu gibi alır götürür istediğiniz yere.

Yaşanmışlıklarınızın yargılandığı;cehaletle eşleştirildiği anlar olmuştur.

Ama siz bu cehaleti,milyonlarca suni uygarlıklara değişmezsiniz...

Çünkü televizyonsuz günlerinizde hamile karınızın karnını tekmeleyen minik yavrunuzun ayaklarını tutabilmek en büyük eğlenceniz değil miydi ?..

Çoğunlukla mum ışığında geçen gecelerinizde, size Karagöz oynatan bir babanız oldu mu ?..

Çağdaşlık,mutluluksa eğer; işte biz o loş ve doğal günlerde daha çağdaştık...

Sizi ancak;sizinle çağdaş olanlar anlar...

İşte bizi,bizimle çağdaş olanların anlayabileceği bir minik yazı...

.........

Dışarıda kar...
Ama kuzine içten içe öyle yanıyor ki.
Kuzinenin üzerinde demir maşa...Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri.
Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu...
Sucuk lükstü.
Yumurta lezzetli.
Ekmek her zaman ekmek gibi...
Bir kez olsun kümesten yumurta almamış, bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışveriş merkezlerinin restoran katlarında, boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyım...

Dışarıda kar...
İçeride kanaat...
İçeride huzur...

Televizyon yoktu.
Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel "cahildik" ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer, kokusuna râm olurduk.
Kestane közlemek bütün bir gecenin mutluluğuydu.
Sonra illa ki, büyüklerin anlattığı hikâyeler, hatıralar...
Birçoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine, geniş ve besleyici bir masal dünyası...

Lezzet bir tarafa, kokuya da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi?
Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi, sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı.
Çay da kokardı...
Domates de...
Bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu.

Dışarıda kar...
İçeride huzur...
Zam endişesi, doğal gazın kesilm e korkusu, yolda kalma telaşı, rejim tehlikesi... Kimin umurunda...
Ne güzel cahildik.
Mutluluğun resmini çiziyorduk...

...............

*** NOT:Bu yazıyı ,Facebookta okudum...Siz dostlarla paylaşmadan edemedim...Yazarını bilmiyorum...Beni bağışlasın...****

 
Toplam blog
: 1521
: 1639
Kayıt tarihi
: 23.06.07
 
 

İnsan yontmakla geçti ömr-ü baharı... Güzel ve canlı heykeller yaptı... Kimisinin içi çabuk boşal..