- Kategori
- Basketbol
Böyle veda olmaz

Bu yenilgiyi ve bu maçtan önce aldığımız 4 yenilgiyi masaya yatırıp, eksilerimizi ve neden turnuvaya veda ettiğimizi konuşacağız ama önce turnuvanın başına bir gidelim.
Turnuvaya Portekiz ve Britanya galibiyetleri ile başlayan Ay Yıldızlılar, bu iki galibiyetin avantajlı yanlarını değil dezavantajlı yanlarını kullanınca maalesef ilk tokatı Litvanya'dan yedik. Bu iki galibiyet hem moral hem de artı motivasyon olacak iken, Milliler maalesef Litvanya maçının özellikle son çeyreğini öyle kötü, öyle ruhsuzca oynadılar ki yenilgi kaçınılmaz oldu. Ama asıl darbeyi 2 gün sonra Polonyadan yedik. Çok kötü bir ilk yarı ve konsantre eksikliğini fazlasıyla yaşadığımız bir basketbol ortaya koyduk ve maçı son hücuma bıraktık. Kenar yönetimin ne kadar önemli olduğunu da işte bu maçta gördük. Maça ısınan, iyi şutlar kullanan oyuncularımızı bir bir yanına alan koç Orhun Ene, maalesef bu maçta sonumuzu hazırlayan en önemli faktördü. Ama asıl tehlike daha sonraki maçlarda da ortaya çıkacak olan Hidayet ve Kerem faktörleriydi. Maçın önemli anlarında, mücadelemizin üst düzeye çıktığı anlarda öyle inanılmaz şutlar deneyip, öyle bencillikler yaptılar ki buna en iyi örnek işte Polonya maçının son 12 saniyesidir. Kerem Tunçeri'nin son hücumda eline tabiri caizse yapışan top, bize korku dolu bir 40 dakika izletti bir sonraki gün. Allahtan Deng ve arkadaşları bize en büyük kıyağı yaptılar da 2.tur vizesini aldık.
2.tura Fransa mağlubiyeti ile başlayan Millilerimiz, aslında bu telafi edilebilir mağlubiyeti pek de takmadılar kafalarına. Gerçi o maçta da son çeyrekte 5'de 0 üçlük atan Kerem ile 6.üçlük isabetsizliği ve 5 saniyede topu oyuna sokamama sonucu mağlup olma skandallarına imza attık fakat Almanya maçı çıkış maçımız olabilirdi. Çünkü rakibimizin üst tura taşıyabildiği herhangi bir galibiyeti olmadığı gibi iki gün önce de Boğalara yenilmişlerdi. Yapmamız gereken tek iş Nowitzki'yi durdurmak ve onu besleyen Panzerlere bu şansı vermemekti. Bu işi çok da iyi yaptık ilk çeyrekte. Hem Nowitzki'yi durdurduk hem de 12 sayılık farkı yakaladık. Üstelik faulleri ikileyen dev de benchdeydi artık. Fakat koç Orhun Ene öyle bir şey yaptı ki maçı adeta Almanlara hediye etti. O dakikaya kadar pota altını karartan Enes'i kenara aldı ve rakibi oyuna soktu. Maçın sonuna kadar bir türlü fark yapamadığımız maçı yine son çeyreği kötü oynayarak kaybettik.
Bugün oynadığımız Sırbistan maçı ise çok kötü başladı bizim için. Teodosic ve arkadaşlarını maalesef ilk yarı durduramadık. 35-27 biten ilk yarının ardından 2.yarıda Milliler biraz dirildi. Hem Teodosic'i hem de pota altında Krasic'i durdurunca Sırpların atış yüzdesini düşürmeyi bildik ve farkı gitgide erittik. Ama işte geçen sene bu zaman; Dünya Şampiyonası'nda, Sinan Erdem Spor Salonu'nda son 4 saniyeyi guardı ile turnikeye çıkarak kullanan ve adını finale yazdıran 12 Dev Adam, bugün yine son 4 saniyeyi maçın belki de eli en soğuk, maçtan en kopuk adamıyla şut olarak değerlendirmek isteyince yenilgi ve elenme kaçınılmaz oldu.
Bu şampiyonadan elenmek ile hem Olimpiyat vizesi alma şansımızı yitirdik, hem de ''kendi evi haricinde madalya alamaz'' diyenleri haklı çıkartmış olduk. Ama almamız gereken dersler de var bu turnuvadan. Başta kenar yönetimin ne kadar önemli olduğunu öğrenmiş olmalıyız. Tanjevic ve Orhun Ene arasındaki sadece taktik teknik farkı değil, oyuncuları nasıl motive eden bir kenar yönetimiyle Dünya Şampiyonası oynadık, nasıl edemeyen bir yönetimle Avrupa Şampiyonası oynadık bunu anladık. Diyebilirsiniz ki Dünya Şampiyonası Türkiye'de yapıldı, seyirci desteğimiz vardı, motivasyonu biraz da bu sağlıyordu. Ama şunu da unutmayalım ki; Litvanya maçı haricinde hiç bir rakip, arkasına seyirci desteği alarak karşımıza çıkmadı bu şampiyonada. Serbest atış dönüşü fast break yiyen bir Türkiye, pota altını rakibe adeta kabus eden bir uzununu, rakibin en önemli pivotu kenardayken oyundan çıkaran bir Türkiye, en önemli hücumu yapacak iken 5 saniyede topu oyuna sokamadığı için maç kaybeden bir Türkiye, son hücumu rakibin 3 tane 4 faullü oyuncusu varken potaya gitmek yerine şut olarak kullanan bir Türkiye seyrettik bu şampiyonada maalesef.
Olimpiyat vizesi dolayısıyla bütün takımlar en yıldız oyuncularını götürdüler Litvanya'ya. Tony Parker, Dirk Nowitzki, Gasol, Teodosic, Krilenko vs. Bunların hepsi, evet tek başına bazen 6-10 sayı yapıp maçı rahatlatıyorlar takımları adına. Ama biz böyle bir takım hüviyetinde olmadık hiç bir turnuvada. Bizim en önemli özelliğimiz takım olarak iyi oynayıp, maçın sıkıştığı anlarda bir değil, bir kaç oyuncumuzla ekstra sayılar üretip maçları koparmamızdı. Yalnız bu turnuvada ne Hidayet, ne Kerem, ne de Ersan İlyasova'dan bunları gördük. Serbest atış ve üçlük yüzdemizi ise hiç yazmıyorum bile.
Son olarak şunu söylemeden de edemeyeceğim. Ronaldo belki de dünyanın en çok kazanan sporcularından biri. Her antrenman sonrası, yaprak vuruşu adını verdiğimiz, o kendine has vuruşunu daha da geliştirmek için tam1000 adet şut çekiyormuş kaleye. Milli takımımız bu şut yüzdeleri ortadayken niye daha fazla ek şut antrenmanı yapmaz anlamıyorum. Tabii eğer biz antrenmanlarda serbest atış ve üçlük atış çalışması yapıyor isek ve çok da iyi bir yüzde ile bunları gerçekleştirebiliyorsak fakat maçlarda stres veya başka sebepler ile atışlarımız isabetsiz oluyorsa o zaman mutlaka bir psikolog veya terapist yardımı lazım oyuncularımıza.
Bu turnuva maalesef bizim için sona erdi. Üstelik olimpiyat vizesi de alamadık. Ama yine de turnuvanın geri kalan günlerinde İspanya'yı, Fransa'yı, Litvanya'yı ve Rusya'yı seyretmek çok zevkli olacak. Hatta bunlara Yunanistan ve Sırbistan da katılırsa o zaman müthiş bir son bizi bekliyor demektir. Sağlıcakla kalın.