- Kategori
- Güncel
Brüksel-İstanbul derken Birand ölüler diyarına göçtü ve orada herkes tek millet...

Dev tiyatro sahnesi, oynanıyor oyunlar
Oyunun ortasında vuruluyor boyunlar
*
Çok tuhaf bir tiyatro, acaba kim seyirci?
Seyirciler oyuncu, oyuncular seyirci
*
Konusu dramatik, komedi bazı yerde
Jönler burda figüran, figüranlar başrolde
*
Esirlere işkence ediyor esirciler
Ağlanacak oyuna gülüyor seyirciler
*
Her oyunda kaymağı yiyor sömürgeciler
Onlara yardım eder hain işbirlikçiler
*
Bir tarafta besili, çok azman bebecikler
Bir tarafta açlıktan ağlayan körpecikler
*
Artık final sahnesi, konu yabancı sana
işine gelmese de, bildiğin gibi oyna
*
Oyun içinde oyun, bu oyunlar çok uzar
Tarih burda sadece gerçek jönleri yazar
*
Gök kubbenin altında, buna şahittir Huda
Gönüllerde yaşarsın, bırakırsan hoş seda
***
Yukarıdaki dizeler, 'Dev tiyatro sahnesi' adlı şiirimden alıntıdır...
Mehmet Ali Birand da dev tiyatro sahnesindeki rolünü tamamladı ve sahneden bugün itibariyle görkemli bir şekilde uğurlanıyor.
Birand'ın rolü gazetecilikti... Demek ki rolünü çok başarılı bir şekilde oynamış...
Defalarca onun boynunu vurmaya çalıştılar, ama o hiç bir zaman boyun vurucu olmadı...
Her zaman iyi bir seyirci oldu; objektif bir gözle bakabilen ve en ince ayrıntıları görebilen... Sanırım başarısının sırrı da buydu...
Konular genelde dramatik olsa da, o hep olayları güler yüzle yansıtmaya çalıştı. Kara bir yüzle, zaten içerleri dışarları kapkara olmuş insanların daha da kararmalarını istemedi... Olaylara iyimser bir şekilde bakıldığında sonucun da iyimser olacağına inandı.
O, Türkiye gibi bir ülkede tüm hayatı boyunca Pollyanna'cılığa soyundu... Ve hep figüran olarak kalmayı ya da öyle görünmeyi yeğledi...
İşkencecilere karşı olmasına rağmen, onları rahatsız edecek, belki de içinde bulundukları o gaddar durumu sorgulamalarına fırsat vererek insafa gelmelerini sağlayacak o hassas soruları bile onlara inanılmaz bir incelikle ve zerafetle sormasını bilebildi, ama mutlaka sordu. Lafını hiçbir zaman budaktan esirgemedi.
Ne kaymak yiyen sömürgeci oldu ne de kaymak yiyenlerin işbirlikçisi. Bu yüzden 28 Şubat sürecinde başına gelmeyen kalmadı.
Final sahnesinde gerçekten çok cahildi, bu rolünü çok acemice oynadı; seyircilerdeki şaşkınlık bu yüzden olsa gerek...
Final sahnesini acemice oynasa da, diğer rollerindeki inanılmaz performansı gök kubbenin altında büyük bir hoş seda bıraktı. Daha sahneden uzaklaşmasını tamamlamadan 'Brand Ekolü' nden bahsedilmeye başladı.
Birand'ın gazetecilikteki üstün başarısı yanında, bana göre kişisel düşüncelerindeki mutlak doğruluk ve bu doğruluğu gazetecilik imkanlarından yararlanarak bütün insanlara yansıtması ve onlara doğru yolu göstermesi çok daha önemliydi.
Yeryüzündeki katliamların, soykırımların, kanlı ve acımasız savaşların yegane sebebi olan milliyetçilik akımlarından bahsediyorum...
Birand hiçbir zaman bu duyguların esiri olarak, mensubu olduğu tarafın yaptığı bu insanlık dışı olaylara hoşgörüyle bakmadı, bir takım kelime oyunlarıyla onları mazür göstermeye çalışmadı, tam aksine eleştirdi; büyük bir empati becerisiyle kendisini karşı tarafın yerine koymayı başarabildi...
Tabii ki toplum hayatı için ailenin varlığı ne kadar önemliyse devletler için de milletlerin varlığı o kadar önemlidir ve gereklidir de. Ama bunun egoist duygular için bir araç olarak kullanılması, yanlışların en büyüğüdür...
PKK gibi bir kanlı örgütü doğurmuş olan ve bugün Türkiye'nin en büyük sorunu olan Kürt sorununda, bazı açıklamalarını dozu aşmış olarak görsem de, Birand'ın büyük bir cesaretle hatta hayatı pahasına, ta başından itibaren takındığı tavır, insanlık adına her türlü övgüyü hak etmektedir. Bugün geldiğimiz noktada Birand'ın ne kadar haklı olduğu görülmektedir.
Zaten mensubu olmakla övündüğümüz İslam dini de, "Acem'in Arap'a, Arap'ın da Acem'e üstünlüğü yoktur; üstünlük ancak takva iledir" demektedir. Yani sen önce insan olacaksın; insan olmadıktan sonra Arap olsan, Acem olsan, Kürt olsan ya da Türk olsan kaç yazar ki!
Brand İstanbul'da dünyaya geldi, Brüksel'e gitti; 20 yıl orada yaşadı ve sonra yine doğduğu dünya kenti İstanbul'a döndü ve 72 yaşında ölüler diyarına göç etti...
Milliyetçilik uğruna acımadan birbirlerini öldürenler ya da kalemleriyle veya paralarıyla bu cinayetleri destekleyenler, teşvik edenler, arkalarından kahraman olarak ilan edilseler de, ölüler diyarında birbirlerinin yüzlerine bile bakmaktan utanarak başları eğik ve ezik bir şekilde öylece bir kenarda dururlarken, Birand orada başı dim dik olarak dolaşacak...
Zira ölünün milliyeti olmaz; bütün ölüler tek millettir...
Hasan Basri Özgen