- Kategori
- Siyaset
Brüksel ziyareti mi yoksa Brüksel lahanası mı?

Brüksel ziyareti mi yoksa Brüksel lahanası mı? Esas mesele hangisiydi?
Hepimizin bildiği gibi geçtiğimiz günlerde Erdoğan bir Brüksel Ziyareti gerçekleştirdi. Hemde 5 yıl aradan sonra. Buradaki 5 yıl sözünün altını çizmekte fayda görüyorum. Ne kadar AKP'e iktidar da olmasından dolayı yakın olan penguen medya kuruluşları bu 5 yıl olayını Erdoğan'ın Brüksel'e tavır koymasından dolayı gitmediğine bağlamaya çalışsada asıl meselenin ne olduğunu Brüksel'in şifrelerini bilenler hemen anlar. 5 yıl aradan sonra yapılan bu ziyaret bizim medyamızda Erdoğan'ın AB'e bir lütfü olarak gözüksede, gerçek aslında öyle değil. Gerçek şu ki, bu ziyaret AB'nin Erdoğan'a bir lütfu oldu. Dikkat edin lütfen Türkiye'ye demiyorum, Erdoğan'a diyorum. Çünkü Türkiye'nin AB konusunda önünde bulunan en büyük engel şuanda Tayyip Erdoğan'ın kendisidir. Bunu anlamak içinde AB üyelik kriterlerine yani Kopenhag kriterleirne bakmak yeterlidir. Geçen 5 yıl içerisinde Brüksel'e Türkiye olarak kaç kere davet edildik? Cevap koacam bir HİÇ!.. Burası önemli nokta işte. Çünkü buradaki davet almamamızın sebebi de aslında Erdoğan'ın atarlı tavırlarıdır. Bu konuda ne kadar girişmde bulunduk? Cevap sayısız başvuru ile açıklanabilir. Aslında yolun sonu yine az önce söylediğim gibi Kopenhag Kriterleri'ne bağlanıyor. İsterseniz Kopenhag'ın siyasi kriterlerine bir bakalım:
1- İstikrarlı ve kurumsallaşmış bir demokrasi.
2- Hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü.
3- İnsan haklarına saygı
4- Azınlıkların korunması
Brüksel ziyaretinin verimli geçmesi ve AB üyeliği konusunda ilerleme kaydedilebilmesi için öncelikle yukarıda ki maddeler konusunda tatmin edici adımların atılması ve o maddelerin uygulanması şartı mevcut. Aksi takdirde adamların söyledikleri çok açık ve net. Bu maddeler yoksa "havada bulut sen AB üyeliğini unut". İşte Brüksel ziyareti sonrası görüşmelerin neden tekrar tıkandığınıda bu maddelere bakınca anlayabiliyoruz.
İlk maddeyle başlayacak olursak; İstikrarlı ve kurumsal bir demokrasi diyor. İktidarın aile içinde uyguladığı bir demokrasi modeli AB üyeliği konusunda büyük bir bariyer aslında. Demokrasi yani herkesin eşit şekilde söz hakkının olduğu be halkın iradesi. Dikkat edelim; halkın iradesi diyorum. %49'un iradesi demiyorum. Bana oy verene süper demokrasi ama oy vermeyene vasat demokras modeli ile bu iş yürümez. E hal böyle oluncada sen demokrasi de istikrar falan arama. AB ziyaretleri öncesinde yapılan bir kaç göstermelik hamle ile parkta oynayan çocukları bile kandıramazsın ki AB'i kandırabilesin.
Belki de görüşmelerin tıkanmasının en önemli sebebi 2. madde. Ne diyor o madde? Hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü. Brüksel ziyaseti öncesinde AB, Türkiye'ye gerek açıkça gerek ise üstü kapalı bir şekilde bu madde için açıklamalarda ve uyarılar bulunmuştu. Malum 17 Aralık Operasyonu ile ilgili olarak her fırsatta hukukun üstünlüğünün öneminden bahsetmişti. Şimdi sen, operasyonu yapan savcılara sana haber vermediği için fırçayı basar ve ardından da görevden uzaklaştırırsan, operasyona müdahil olan bilmem kaç tane poli şefinin yerini değiştirirsen, operasyonu yürüten başsavcı hakkında asılsız iddialar ortaya atar ve görevden uzaklaştırırsan, operasyona kaynak olan delilleri ortadan kaldırırsan, meclise gönderilen fezlekeleri yeşil ışık yanmasına rağmen trafikte bekletirsen bu devlet hukuk devleti mi olur, yoksa guguk devleti mi? Bu devlette hukukuk üstünlüğü mü olur yoksa üstünlerin hukuku mu? Daha Suriye'ye savaş için gönderilen silahlaron yüklü olduğu TIR'ları söylemiyorum bile. Sen, operasyonda adı geçen bakanları görevden uzaklaştıracaksın, adeta suçu kabul eder gibi. Sonrada çıkıp öyle bir dünya yok, biz yapmadık diyeceksin. Ardından da hukukun sırtına hançeri saplayacaksın. Oldu. Başka bir derdin var mı diye sorarlar böyle adama işte. İşte Brüksel'in de bu görüşmeler esnasında takıntılı olduğu asıl madde buydu. Hukuk dediler ama guguk demediler. Tabi hal böyle olunca görüşmelerinde önü tıkandı. Diğer maddeleri de açıklamaya gerek kalmadı.
Görüşmelerin ardından yapılan açıklamarda da net bir şekilde görebiliyoruz bazı gerçekleri. AB yetkilileri, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü konusunda ki tereddütlerini ve endişelerini açık yüreklilikle dile getirdiler. Eğer bu iş böyle devam ederse bir sonraki ziyaretin tarihinin kırmızı kar yağınca olduğunu da açıklamış oldular.
Eğer ki, hukuk ilkelerine saygı duyulmaz ve üstünlerin egemen olduğu bir hukuk devleti kurulmaya devam edilirse bu ziyaretlerin bir daha gerçekleşeceği belirsizliğini koruyacak. Hele ki HSYK teklifi, iktidarın ve Erdoğan'ın istediği şekilde yani kendi egemenliklerinin sorgulanmasının önünün kesilmesi şeklinde sonuçlanırsa, işte o zaman bir daha ki görüşme gerçekten de kırmızı kar yağınca olacak.
Yukarıda bahsetmiş olduğum Kopenhag Kriterleri, bir ülkenin AB'e üye olmasının temelini oluşturur. Eğer o kriterler uygulanmaz ise AB hayal olur. Yani AB müzakereleri uzunca bir süre askıya alınır. Bunun sebebi de bir "Bilal için bir ülkenin kaderine terk edilmesi olur." Bu ay içerisinde Avrupa Parlementosu'da hazırlayacağı raporda eminim ki bu ayrıntılara oldukça fazla yer verecektir. Türkiye'nin böyle bir hatasını göz ardı etmeyecekleri kesin zaten.
Görüşmelerin ardından göze çarpan bir diğer noktada; Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyen ülkeler bile Türkiye'de yaşanmakta olan hukuk katliamına karşı en sert tavrı takındılar ve en sert açıklamaları yaptılar. Buda yaşanan bu krize tuz biber oldu. Hal böyle olunca Kıbrıs Konusu'nda da herhangi bir ilerleme kaydedilemedi ve "bölgesel işbirliği" adı altında bir mesaj yayınlandı. Daha önce ülkede meydana gelen gerek siyasi gerek ise hukuksal konularda AB'i her zaman suçlu gösteren Erdoğan, görüşmeler esnasında ise süt dökmüş kedi gibi tavır aldı. Ne dış mihrak dedi. Nede AB oyunu diyebildi. One Minute bile diyemedi. Delikanlılığı havaalında bırakmış anlaşılan. Ziyaret hüsranla sonuçlandı. Erdoğan'ın kulağını çekip geri postaladılar.
Sonuç olarak; Brüksel Ziyareti ile Türkiye ne elde etti kimse bilmiyor. Ama ne kaybetti işte onu herkes biliyor. Görüşmelerin önü bir kez daha tıkandı ve Kopenhag Kriterleri konusunda Türkiye bir kez daha uyarıldı.
Ama eminim ki, Erdoğan evde yemek için Zeytinyağlı Brüksel Lahanası Yemeği'nin tarifini alarak geri gelmiştir. Ee ne koparırsa kar kardır ama değil mi?..