​ Yıl: 2010 Ay: Eylül Gün: 12 / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ocak '14

 
Kategori
Güncel
 

Yıl: 2010 Ay: Eylül Gün: 12

Yıl: 2010 Ay: Eylül Gün: 12
 

Yıl: 2010 Ay: Eylül Gün: 12 Durum: Hukukun idam edilmesi!

Yıl 2010. Aylardan Eylül. Günlerden ise 12. İlk defa oy kullanma hakkımı kazandıktan sonra Türkiye'de olduğum için ilk oyumu da kullandığım tarih idi. 12 Eylül 2010. Yani Sivil Darbe'nin hunharca yapıldığı, adaletin sırtından bıçaklandığı, demokrasinin katledildiği o seçim benimde ilk seçimimdi. Malum seçim yamalı bohçaya dönen Anayasa üzerinde yapılmıştı. Yapılmak istenen bu değişiklik ile o kadar çok değişecekti ki kimse bu kadarını bile düşünmüyordu. O yüzden zaten bazı zümreler "yetmez ama evet" diyordu. Bazıları ise "bir Erdoğan'ı dinleriz. O hap gibi dedi, bizde o hapı içeriz" diyordu. Evet hap gibi bir Anayasa paketçiğiydi. Ama uyuşturucu hapı idi. Nitekim ki bu Anayasa değişikliğini öğrenmek için iktidar partisi stantlarından bilgi almak istediğimde ise "sen daha çocuksun, cahilsin, anlamazsın o yüzden Erdoğan ne derse sen ona evet de gerisini de ona bırak" geri dönümünü aldığım gün bu hapı yutmamaya karar verdim. Zaten kararım belliydi ama emekli olduğu her halinden belli (az çok kim olduğunu bildiğim birisi) olan o beyefendinin, üniversite okuyan bir genç olarak bana böyle bir geri dönüm vermesi ve ardından da standttan kovması kararımı pekiştirmişti. O anayasa değişikliği, o zamanlarda muhalefet partilerini pek tatmin etmemişti. Evet içinde kadın hakları, işçi hakları ve engelliler ile ilgili de maddeler vardı. Ama o maddelerin asıl hedef olan yargıyı ele geçirmek için vitrine konulmuş birer süs olduğunu bilen bir kesimde vardı. Sonuç itibari ile %50'nin üzerinde bir oran ile kabul gördü o meşhur Anayasa değişikliği. Kabul gören bu değişiklikler içinde iktidarın en çok istediği, muhalefetin ise en çok karşı çıktığı olay şüphesiz ki yargıya müdahale için HSYK'nın yapısında yapılması planlanan değişiklikti.

Peki neydi bu değişiklik?

Önceden HSYK'da 7 üye bulunurdu ve bu 7 üyenin 5 üyesini yargı organları atarken, 2 üyesini de siyasi irade belirliyordu. Yapılan bu değişiklik ile birlikte üye sayısı 21'e çıkartıldı ve yargı kurumları arasında yapılacak olan seçimler ile üyelerin belirlenmesi kararına varıldı. Ancak ve ancak HSYK başkanı ve başkan vekilinin Adalet Bakanı ve Müsteşarı olmasını da iktidar pas geçmedi ve demokrasiye sırtından hançeri burada daha başlarken vurdu. Dahası toplantıların gündemini belirlemede sadece ve sadece Adalet Bakanı'na bağlıydı. Yani istemediği hiç bir konuyu gündeme almama yetkisine sahipti. Bu yapı değişikliği ie birlikte Anayasa Mahkemesi de dahil bütün yüksek yargı organlarının ipini çekmek ve kendi elinde bütün gücü toplamak, iktidarın tek düşüncesiydi. Ama gel zaman git zaman hiçbir sorun yoktu HSYK ile iktidar arasında. Bunca yapılan değişiklikten sonra ne sorunu olacaktı ki zaten. Taki geçen hafta HSYK'nın yapmış olduğu sert çıkışa kadar!.. Şimdi ise 3 yıl öncesini unutmuş olan iktidar, başta HSYK olmak üzere tüm yüksek yargı organlarını bir kez daha yaylım ateşine tutmuş vaziyette. Neden mi? Çünkü bu sefer iş daha ciddi. Çünkü bu sefer olay Deniz Feneri Davası gibi basit değil. Çünkü bu sefer sadece lodos değil adeta bir tsunami oluyor. İşte bu sebeple de iktidar ve özellikle de Erdoğan seçimin ardından yaptığı o klasik konuşmayı ve meydanlarda ki o nutukları unutmuş olacak ki eline almış olduğu bıçakla bir kez daha hukuku bıçaklamaya gidiyor.

Peki o süreçte oy tüccarlığı için neler söylenmişti?

-Bağımsız ve tarafsız bir yargı için "evet" (Madem bağımsız yargı neden hala müdahale etme çabası içinsiniz?)

-Milli iradeye tepeden bakan üstünlerin hukuku mu? Senin hak ve hukukunu yükselten hukukun üstünlüğü mü? (Kim kime tepeden bakıyor? Hukukun üstünlüğü kim sağlıyor? Güç elinde diye hukuk sistemini kim ayakkabı kutuları için değiştirmeye çalışıyor?)

- Seçimlerin ardından da malum ileri demokrasi geldi.(Ama kime geldi bu ileri demokrasi?)

Daha önce ülkede demokrasi yoktu. Bu seçimden sonra da demokrasi gelmiş oldu. Ama kimin için ve ne için geldiğini zaten 17 Aralık operasyonu ile görmüş olduk. Ardından da yine bir sancı başladı. Yine bir paçayı kurtarma çalışmaları başladı.

Uzun lafın kısası, iktidar ve Erdoğan söz konusun kendi çıkarlarının baltalanması olunca, buradan da anlaşılacağı gibi gözlerini bile kırpmadan bütün yargıyı idam edebileceklerini bir kez daha kanıtladılar. Bunu görmezden gelmek ise, adalete bir bıçak darbesi daha saplanması demektir. Gemicikleri ve kaptancıkları kurtarmak için 76 milyon insanın hak ve hukukunu çiğnemek hiç bir vicdana sığmaz tabi ki de.

 
Toplam blog
: 19
: 240
Kayıt tarihi
: 21.11.13
 
 

Hayatta her zaman doğruluğu ve dürüstlüğü savunan, insanlık için çalışmaya özen gösteren, ilke ve..