- Kategori
- Güncel
Bu kadar körlük de olmaz ki

çiçekler hayattır
Gezi eylemleri, Erdoğan'da başlayan değişime tepkiydi. Erdoğan'ın herkesin başbakanı olduğunu söylemesi, yaradılanı yaradandan ötürü sevdiğini söylemesi, onu sevmeyenlerde bile bir sempati uyandırmıştı. Ne olduysa, gezi eylemleri öncesinde birden değişti. Cumhuriyetimizin kurucularına "ayyaş" dedi. İçki ve kürtaj konusunda özel yaşama müdahale kuşkusu doğuran uygulamaların üzerinde israrla durdu. Gezi parkında yapmak istediği değişime karşı oluşan tepkiyi dikkate almadı. Cumhurbaşkanı Gül'ün yumuşak tavrına karşı sert söylemlerde bulundu. Halkın isteklerini anladığını söyleyen Cumhurbaşkanı'na saygı dışı bir cevap verdi: Ne mesajıymış bu?
Hiç bir şiddet eyleminin görülmediği Gezi eylemlerinde göstericileri dağıtmak için uygulanan taviz vermez şiddet, masum bir yavrunun da ölümüne neden oldu. Bu ölüm olayına karşı gösterilen tavır ise tamamen bir sosyolojik derstir. Önce masum yavrunun ateşli bir gösterici olduğu yalanı ortaya atıldı. Tıpkı camide içki içildiği, Kabataş'ta bir başörtülü hanıma saldırı yapıldığı yalanı gibi. Elbette bu yalana Ak Parti yandaşları inanmak istediler. Aslında bu yalan ve yalanlara sarıldılar. Çünkü gerçeğin çarpıtılması doğru yargılara varılmasını önlüyor. Gerçeklerden çıkan doğru yargı ise ne yazık ki Ak Parti hükümetinin ve Erdoğan'ın giderek geniş halk kesimlerinden uzaklaşıp marjinalleştiği ve kendi iç cemaat yapısını kurarak bir azınlık ve baskı imparatorluğu kurmak isteyişiydi.
Ne yazık ki geçen zaman içinde bu yargıyı doğrulayan gelişmeler yaşanmaya devam etti. Bunun sonuncu örneği sosyal medyaya getirilen kısıtlama oldu. Her ne kadar bunun mahkeme kararına dayandığı ifade edilerek savunması yapılsa da, bu gelişmenin Ak Parti hükümetinin internete kısıtlama getiren yasal değişikliklerin sonucu olduğunu herkes biliyor. Dün suç olmayan şey bugün suçsa bu yasal değişikliğin sonucudur. Sayın Abdullah Gül, geçmişte gösterdiği yumuşak tutum ve halkçı tavır nedeniyle, halkın bir kısmının sempatisini kazanmıştı. Ama Dünyanın demokratik ülkelerinde görülmeyen böylesi bir kısıtlamayla ilgili kanunu onayladı. Bu onay şaşırttı. Kendisi de pişman olmuş olacak ki, yasaklı twitter'dan mesaj atarak, adeta yasakları protesto etti. Sayın Gül'ü bile, mecazi anlamda da olsa Cumhurbaşkanlığı köşkünden indirip bir protestocu yapan son gelişmeler ülkemiz için düşündürücü.
Umarız ki demokratik çerçevede ve herkesin görüşü alınarak, giderek demokrasi dışı hale gelen siyasal ve sosyal yaşamımız tekrar normal yoluna girer. Hakim ve mahkemelerle çok oynandığından hukuka olan güven de zayıflamış bulunuyor.
Acaba seçimler ülkemizde yaşanan çılgınlıklar için bir çözüm olabilecek mi?
Ak Parti ister gitsin, ister kalsın. Ama görevde bulunduğu süre içinde, Sayın Erdoğan iddia ettiği gibi HERKESİN BAŞBAKANI olsun. O zaman birçok sorunun çözülebileceğine eminim.
Sayın başbakan işe söylemlerini yumuşatarak başlayabilir. Her ne kadar "ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz" sözü doğruysa da, dilini yumuşatırsa muhalif görüşte olanlara karşı da hoşgörülü olabileceğini düşünüyorum.
Dil neyi söyler? Öğrenmek ister misiniz? http://www.elazigyeniufuk.com/dil-neyi-soyler-makale,996.html