- Kategori
- Kültürler
Dinamik toplum özgür birey: Toplumsal yapımıza bir eleştiri

mavi gül üzerinde damlalar
Dinamik toplum nedir? Dinamik toplumu oluşturan özelliklerin en başında yenilik ve mükemmeliyeti arayışın toplumun büyük bir çoğunluğunda hakim düşünce olmasıdır. Dinamik toplum yenilikçidir. Bilim ve sanat toplumsal yaşamın her alanında hissedilir. Sanatçıların eserleri adeta toplumun içinde yaşar. Bir fırıncının Mimar Sinan’ın eserlerindeki estetikten günlük sohbetinde bahsettiği, pastacının Leonardo Da Vinci’nin eserlerinden etkilenerek ona şaheserlerine benzer pasta börekler yapmaya çalıştığı görülür. Yaşamın her alanında bilim referans alınır. Sorunlar güncel bilim ışığında tartışılır. Geçmişe tapılmaz ama geçmişin deneyimleri analitik olarak günümüz sorunlarına uyarlanır. Mesela, Ergenekon, Balyoz gibi sosyolojik olaylarla ilgili kaç bilimsel tahlil gösterebilirsiniz? http://www.elazigyeniufuk.com/ergenekondan-huruc-makale,977.html
Geçmiş özlemi duyan toplumlar depresyon içindeki insanlar gibidirler. Mutsuzdurlar. Huzursuz ve yalnız hissederler. Sorunlarını aktif olarak ele alıp çözüp üretmek için çaba sarf etmek yerine geçmiş güzel günlerin yüceleştirir, onların hayalleriyle yaşar, hatta geçmişi yorumlarken öznel oldukları için, yorum farklarından ötürü birbirleriyle kavga eden birey gruplarına sahne olurlar.
Geçmişle ilgili yargılar da çoğu zaman doğru değildir. Hamaset özlemi almış başını yürümüştür. Geçmişin başarıları abartılır ve doğru olmayan nedenlere dayandırılır. Sözgelimi Osmanlı’yı öve öve bitiremezler; ama neden Osmanlı Devleti, bir İngiltere gibi veya Avrupa Devletleri gibi Sanayii Devrimini yapamadı, sorusuna cevap veremezler. Öyle ya bilimde, sanatta, askerlikte ve maneviyatta o kadar ileri gitmişse, neden çöküp gitti? Bu soruya verecekleri tutarlı bir yanıtları yoktur. İçi doldurulmamış kavramlarla, hamaset edebiyatı yaparak yanıt verirler: maneviyat unutuldu, kötü yönetildi vb. Oysa yöneticiler kötü olsa bile, iyi oturmuş işleyen bir sistem kötü yöneticiyi tasfiye eder, yerine iyisini koyar.
Osmanlının kurumsal yapısı dinamik miydi? Objektif çalışmalar yapan bilim adamlarının dışında bu soruya yanıt verebilecek kimse yoktur. Televizyon “uzmanlarımız”, televole tarihçilerimiz ve yanlı konuşmacılar soruyu anlayamazlar bile. Yani ister günümüz Türkiye’si için, ister geçmiş devirler için örneğin aile, eğitim, din, parlamento, sivil toplum örgütleri hakkında bütüncül bir yaklaşım sergileyebilecek olan kaç kişi var? Mesela aile birliği düzenlenmiş miydi? http://www.elazigyeniufuk.com/kardes-katli-makale,928.html Yoksa geleneksel anlayışlara göre mi yürütülüyordu? Eğitim eğer kültürün bilinçli ve planlı olarak aktarılması, bireyin davranışlarının geliştirilmesiyse, bu anlamda Devlet ne yapmıştı? Örneğin Cumhuriyet’in ilk yıllarına Osmanlı kaç okul, kaç öğretmen devretmişti? Muş’un 300 köyünde, Diyarbakır’ın 1000’e yakın köyünde kaç okul, kaç öğretmen vardı? Büyük şehirlerin büyük meydanlarına bedestenler ve çarşılar, camiler ve medreseler inşa etmek mi, yoksa eğitimi, kültürü, sanatı, ticareti memleketin en ücra köşesine kadar yaymak mı medeniyettir? Cumhuriyet yönetimi mi bunu hedeflemişti, Osmanlı yönetimi mi? Mesela Osmanlı’da, Devlet Su İşleri’nin karşılığı hangi kurumdu? Karayolları inşa ve bakım çalışmalarından sorumlu Osmanlı Kurumu hangisiydi? Osmanlı Bankası’nı kim kurmuştu ve kimler işletiyordu? Bütün İmparatorlukta 50’den fazla işçi çalıştıran ekonomik işletmelerin sayısı kaçtı? Madencilikle modern anlamda ilgileniliyor muydu? Ormanların korunması, geliştirilmesi ve bunlardan ekonomik anlamda istifade edilmesine bakan Osmanlı kurumu var mıydı? ‘Yaş kesen baş keser’ demekle modern ormancılığın neşv-ü nema bulacağını düşünebiliyor musunuz? İşin can alıcı tarafı, bir o kadar da üzücü tarafı, eğitimde, bilimde, sanatta Osmanlı ile aynı devirlerde yaşayan İngiltere, Rusya, Fransa, İspanya nasıldı? Örneğin 13. yüzyılda Avrupa üniversite kavramıyla tanışırken, Osmanlı’ya da bu kavram girmiş miydi? Osmanlı savaşlarda hangi ülkenin ürettiği tüfeklerle savaşmıştır? Tarih sahnesine Osmanoğulları Beyliği ile aynı zamanda çıkan Moskova Prensliği, tıpkı Osmanlı gibi siyasal ve askeri egemenlik alanını genişletirken, Karadeniz kıyılarında kurduğu tersanelerde zırhlı gemi üretiyorken, Osmanlı Devleti, Zırhlı gemilerden oluşan donanmasını hangi ülkeye yaptırmıştır? Yüce İslam dinini bağnazların ve çıkarcıların istismarından korumak için ne yapılmıştı? Osmanlı devrinde İslam’ı alet ederek çıkarılan isyanların sayısını ve Osmanlı’nın neredeyse dış çatışmalardan çok bu tür isyanlarla uğraştığını, çok baş kestiğini topluma anlatan kaç kişi var? İslam’ı insanlarda huzur ve güven ortamı oluşturarak onları mutlu kılmak, kaygılardan ve endişelerden uzaklaştırmak üzere yorumlayan aydın bilim adamları, birleşme ve dayanışmayı sağlamaya çalışan kanaat önderleri, belirli kurallara uyarak bireyin kendini disipline etmesine yardım eden din büyükleri hangi dönemde daha çok vardı? Osmanlı’da mı? Cumhuriyet Dönemi’nde mi? http://www.elazigyeniufuk.com/islam-ansiklopedisinin-bitirilmesi-vesilesiyle-universiteler-ve-harf-devrimi-makale,881.html
Günümüzde aydın geçinenlerin içine düştükleri en büyük yanlışlardan biri geçmişe takılıp kalmalarıdır. Geçmişi objektif bir şekilde yorumlayıp başarılar ve başarısızlıklardan ders alarak geleceği inşa etmek yerine, bir takım tarih dönemlerine ve belli-belirsiz olay ve yorumlara kafayı adeta takarak, hamaset edebiyatı yapmaya çalışmalarıdır. Ne yazık ki toplumumuzun içine sürüklendiği “televole kültürü”, bu hamaset edebiyatını yutmakta ve dinamik toplum oluşamamaktadır. Dinamik toplumda kişiler hür iradeleriyle olayları sorgular. Neden ve niçin’lerini sorar. Bireysel hak ve özgürlüklerini kolay kolay kimsenin emrine vermez, iradelerini başkasına teslim etmezler. Sosyal hayatı fizik kuralları düzenlemez. Erkek arkadaşıyla flört ettiği için “aile içi infaz” yöntemiyle katledilen genç kızlar için maneviyatçılarımızın sesi yeterince yüksek perdeden çıktı mı? Oysa durumdan vazife çıkarılması gereken, en önemli ve kanayan pratik sorunlarımızdan biri değil midir?
Ahlak kurallarının yazılı kurallar kadar değeri olmalıdır. Dinamik bir toplumu yönlendiren en önemli manevi idarecilerden biri de ahlak olmalıdır. İyi ve güzel huylar edinemeyenleri uyarmak, azarlamak, bazen selam vermeyip ilgilenmemek ahlakın yaptırımlarıdır ve toplumsal yapı içinde adli cezalar kadar önemlidir. Sokağa çöp atanları, tükürenleri, kamu mallarına zarar verenleri, belediye otobüsünde koltukları kesen, parklara zarar verenleri uyaran bir toplum muyuz? Yoksa adam sendeci miyiz? Sahip olduğumuz güzel şeyleri korumak ve geliştirmek için bireysel çaba sarf edebiliyor muyuz? Yoksa her şeyi devletten beklediğimiz gibi, ahlak ve görgü kurallarını koruma ve gözetme işini de mi devletten bekliyoruz? Televizyonlarda, gazetelerde her gün her hastalığa çare ilaçlar satanları görüyoruz. Aralarında gerçekten tıp tahsili yapmış sahtekarlar dahi var. Hiç bir doktorun, hastanenin tedavi edemediği hastalıkları bir çırpıda tedavi edebildiklerini savlıyorlar. Böyle bir şey olabilir mi? Kimseden tepki var mı? Çaydaçıra kavşağı için birkaç cesur aydından başka, toplumsal yapımızın içinden bir tepki geldi mi? Gelen tepki de herhalde olayda iktidardan korku duyulmasına neden olacak bir durum olmamasından dolayıdır. Yoksa iktidara muhalif bir durum söz konusu olsaydı, halka çile çektiren bu garabete verilen tepki onda birine inerdi. Dinamik toplum çoğunlukçu değil, çoğulcudur. Çoğunluğun, farklı düşünenlere hayat hakkı tanımadığı bir toplum değildir. Farklı görüş ve uygulamaların da neşv-ü nema bulmasını teşvik eder. Zenginliği ve değerin tek fikir, tek parti, tek görüş, tek inanış etrafında veya çoğunluğun hakimiyeti doğrultusunda yaratılmasının mümkün olmadığını, çoğunluğun dışındakileri de içine alarak ve onları pratik hayata uygulayarak değer yaratılacağını bilir. Tahakkümü reddeder, baskı yapanı bünyesinden otomatik bir reaksiyonla atar.
Hukuk kurallarının uygulanışı konusunda toplumumuz dinamik davranabiliyor mu? Evrensel hukuku benimseyebilmiş mi? Eğer öyle olsaydı kendine empoze edileni, hakim basında yazılanı da sorgulayabilmeli, ‘acaba’, diyebilmeliydi. Oysa görüyoruz ki, artık kamuya mal olmuş bir çok davada, eğer hükümet ve devlet açıklamasa, tedbir almaya kalkmasa, toplumun çok büyük bir kesimi hala hakim basının güdümünde düşünme ve kanaat sahibi olmaya devam edecek, sanık sandalyesinde oturanları öcü ve canavar görmeye devam edecekti. Objektif gerçekler üzerinde yorum yaptığı iddia edilebilecek kaç gazete, kaç yazar var? Örneğin Elazığ’ımızda birbirinden farklı düşünceye sahip kaç sivil toplum kuruluşu var? Sivil toplum kuruluşu, maaşallah çok da, farklı ses kaç tane? Türkiye’mizde BBC gibi objektif ve tarafsız yayın yapabilen üç tane, hadi vazgeçtim iki tane büyük ulusal medya kurumu sayabilir misiniz? Dinamik toplumsal yapı, taraflı yayın yapanları reddeder. Zaman içinde yazdıkları ve yorumları yanlış çıkanları unutmaz ve dışlar, doğruyu seçer. Bizde öyle mi? Dün Ergenekon ve Balyoz davaları için televizyonlarda, gazetedeki köşesinde, sanki olayın içinde ve göz tanığıymış gibi sanıkları suçlayıcı konuşan, yazılar yazan köşe yazarlarının, bu gün bu davaları ve özel yetkili mahkemeleri yerden yere vurduğunu görüyoruz. Eskiden sanık sandalyesinde oturanlara tu kaka diyenler şimdi oklarını mahkeme ve hakimlere çevirdiler. Onlara sorulmaz mı? Dün çok iyi biliyormuş gibi konuşuyordun? Demek bilmeden, rüzgara uyup işkembeden sallamışsın, denilmez mi? http://www.elazigyeniufuk.com/iktidara-yaranma-askindan-kucuk-dusenler-makale,933.html