- Kategori
- Siyaset
Bu kilit değişecek. Başka yolu yok!

Doğada; İngiliz beyni, Fransız beyni ya da Türk beyni diye ayrı ayrı beyinler yok. Nasıl ki Fransız dalağı, Amerikan böbreği ya da Alman karaciğeri olmadığı gibi…
Madem ki, diğer insanlarla beyinlerimiz arasında herhangi bir fark yok; o halde sorun nerede? Neden, Türk Devleti ve Türkiye Toplumu, dünya ölçeğindeki yaşam kalitesi ve gelişmişlik sıralamasında en alt sıralarda yer alıyor?
Bu soru, bütün boyutlarıyla irdelenebilir elbet. Ama, sanıldığı kadar da karmaşık değil bunun cevabı. Yaşadığımız tüm bu saçmasapanlıkların temel nedeni: Son yetmiş yılda, Ankara egemenlerinin çizdiği dar ve bağnaz kalıpların içinde kalmak zorunda bırakılmamızdır. Bırakınız karşı çıkmayı; kimi dönemlerde, sistemi eleştirmek dahi ölüm fermanı ile aynı anlama geliyordu. Türk demokrasi mücadelesi masum değildir. On binlerce cana mal olmuştur. Irkçılık, yobazlık ve işbirlikçilik dahil , bugün karşılaştığımız bilumum zırtapozluk, o karanlık dönemlerde ziyadesiyle teşvik edilen sapık ilişkilerin ürünüdür.
Askeri alan, kendi mantığı içinde yani savaşın doğası gereği; disipline ve katı kurallara elbette uymak zorundadır. Bunu tartışmak bile abes. Ama sivil yönetimlerin askeri düzen mantığı içinde hareket etmeleri, her farklı fikri bölünme ve kamu düzeni ihlali olarak görme hastalığı, yaşadığımız toplumu önce yoksullaştırır sonra da Taliban rejimine benzetir...
Bilinen yazılı tarihte; değişime direnip ayakta kalmış, tek bir toplum tek bir devlet örneği yoktur.
Ne gariptir ki ; bir vakitler devletin ve toplumun ıskartaya ayırıp dışladığı pek çok insan; şimdilerde, dünyanın pek çok yerinde ve de Türkiye'de büyük şirketlerin ya üst düzey yöneticisi ya da ciddi boyutlarda katma değer yaratan, vergi veren, teknoloji transfer eden iş adamları ve iş kadınları oldular...
Elbette sorun düşünmek değil. Nefes alan her canlı, kendi çapında düşünür.
Sorun: İfade özgürlüğüdür. Eleştiri hakkıdır. Hak arama yollarının açık tutulmasıdır. Devlet erkinin baskı aracı olarak kullanılmasıdır. Tabi; bir de Türkiye'nin "orta zekalılar cenneti" olmasındadır.
Bir de; "muhafazakar ve/veya vatanseverlerin", yaratıcılığın ve ilerlemenin anahtarının, her koşulda otoriteye itaat eden tarikat ve cemaat üyelerinde değil farklı ve aykırı düşünen, “fikri hür vicdanı hür” insanların elinde olduğunun farkına varmalarındadır.
Türkiye toplumu, en az üç kuşaktır, bin bir fedakarlıkla ürettiği bütün anahtarları, kendi kör ve paslı kilidine uymadığı için çöpe attı...Şimdi sıra sisteme yani paslı kilide geldi. Artık kilit değişmek zorunda. Elimizde, çöpe atacak anahtar kalmadı çünkü...
Son aylarda şahit olduğumuz bütün yaygaralar da bu yüzden kopuyor...
Bu kilit değişecek. Başka yolu yok !
A. Mesut Tatlıpınar