- Kategori
- Güncel
Yazmak, karanlığa atılan bir çığlıktır.

<ı>ı><ı>ı>
<ı>ı>
<ı>Geçtiğimiz yıl sonu; "yeni yılınız mutlu ve umut dolu olsun" demiştim...ı><ı>Bu sene de aynısını diyorum. ı><ı>Gelecek sene de diyeceğim! ı><ı>Zamanı yok sayarsanız; hayat sonsuzdur çünkü…ı><ı>ı>
<ı>ı>
<ı>Umut, sevinç ve hüzünleriyle, bir sene daha çarçabuk geçip gitti işte. ı><ı>Asıl işimizin yazı yazmak olmadığı bir gerçek...Yani, yazmak mecburiyetinde olmadığımız halde yüzlerce sayfa yazmışız durup dururken. Müsveddesi olmayan hayatlarımızdan çaldığımız kıymetli zamanları; yazmaya ve yazılanları okumaya ayırmışız... ı><ı>Peki neden?ı><ı>ı>
<ı>ı>
<ı>İşte bu "saçma" soru takıldı aklıma dün akşam... İşin aslı, yılbaşı çamının biteviye yanıp sönen renkli ışıkları ve albenili süslerine gözüm takılmıştı. Aklımdan geçense itinalı bir "yeni yıl" yazısı yazmaktı...Sonra, bundan da vazgeçtim. Kuru, basmakalıp sözlerden oluşan telefon mesajlarıyla bayram kutlamak gibi anlamsız geldi. ı><ı>Neden yazdığımızı düşündüm, sokakta görsem tanımayacağım insanların yeni yılını kutlamak, onların mutlu ve umutlu olmasını dilemek "politik hayvanlığın" hangi kuytu köşesinde bulunuyordu? Yahut da bizler, neden kendimizi "yazmak zorunda" hissediyorduk?ı><ı>ı>
<ı>ı>
<ı>Cevap olarak, aklıma ilk gelenler; sosyal sorumluluk, entelektüel haysiyet gibi ı><ı>içi boş, basmakalıp sözler oldu. Aradığım cevap kesinlikle bunlar değildi...ı><ı>Pek çoğumuzun yazıyla olan ilişkisi, ilkokul çağlarına kadar uzanır muhakkak. ı><ı>O vakitler, öğretmenlerin "istidat" diyerek geçiştirdikleri bu olgunun temelinde sosyal sorumluluk dürtüsünün zerresi bile yoktu... Bu işin nedeni çok farklı olmalıydı...ı><ı>ı>
<ı>ı>
<ı>Yerimden kalktım, pencerenin kenarına gittim. Caddeyi aydınlatan sokak lambalarının sarı ışıkları önünde kar taneleri uçuşuyordu. İnsanlar hızlı ve üşümüş adımlarla yürüyor, arabalarsa, arkalarında kesif bir duman bırakarak isteksizce hareket ediyorlardı... ı>
<ı>ı>
<ı>Açıkça söylemek gerekirse; nice zamandır kırmızı ışıkta geçen, olur olmaz yerde korna çalan, gösteriş budalası, riyakar, görgüsüz, kaba saba ve ahlaksız insanlara karşı en ufak "sosyal sorumluluk" duymuyordum. Yaşım ilerledikçe; muhafazakarlık ve dindarlık diye yutturulmaya çalışılan "şark kurnazlığı ya da köylülük" temeline oturmuş egemen hayat tarzlarına karşı da ciddi itirazım vardı. Bu çok kötü bir duygu ama; içinde yaşadığım toplumla, bu toplumun "milli ve manevi" değerleri dahil bütün alt yapı ve üst yapı kurumlarıyla, siyaset yapma biçimiyle, estetik anlayışıyla, müziğiyle hatta mutfağıyla benim aramda -sebebini tam olarak bilemediğim- gittikçe derinleşen bir uçurum oluşuyordu.ı><ı>ı>
<ı>ı>
<ı>Aslında, içinde doğup büyüdüğüm toplumla aramdaki köprüleri çok uzun zaman önce atmıştım...Nefret mertebesinde olmasa bile, "Aziz Türk milletine" karşı beslemiş olduğum platonik sevgiden kendimce haklı bulduğum gerekçelerle çok uzun zaman önce vazgeçmiştim. ı><ı>İçimde büyüttüğüm hümanistle gerçek hayatta karşılaştığım insanlar, çoğu zaman birbiriyle uyuşmuyordu. Hemen şimdi "snoplukla" ya da "züppelikle" suçlanacağımı biliyorum... Biri bana böyle dese ve ben o şahsı alenen suçlamasam da aklımdan geçen "tosbağa kabuğundan çıkmış kabuğunu beğenmemiş" sözü olurdu. Bu, kendi içimde yaşadığım bir ikilem olsa gerek. Bize öğretilen; insanları istisnasız sevmemiz, vatanın "kutsal" ve milletin "aziz" olduğuydu... Ben, aldığım eğitime ihanet ettim.(!)ı><ı>ı>
<ı>ı>
<ı>Sohbet etmekten hoşlandığım, değer verdiğim, saygı duyduğum dar çevremin dışındaki insanları "seviyormuş "gibi yapmak inandığım değerler sistemine göre "ikiyüzlülüktü"... "Farkında olarak" yaşamaktan olsa gerek. Belki bu yüzden vazgeçmiştim vatanımı ve halkımı sevmekten , "uğruna ölümlere gidip gelmekten".ı><ı>ı>
<ı>ı>
<ı>Peki, bugüne kadar klavyeden dökülen on binlerce kelimenin anlamı neydi o zaman? Para mı? Kesinlikle hayır! Yazı yazarak kazanabileceğim paradan çok daha fazlasını - yıllardır- şirket yöneticiliği yaparak kazanabiliyordum. Bugüne kadar para karşılığı tek bir satır yazmadım, tek bir kere sevişmedim...ı><ı>ı>
<ı>ı>
<ı>Memleketin "hurda sosyalistlerden" (!) biri olarak ; para, hayatımın hiç bir döneminde birinci öncelikli olarak yer almamıştı. Nasıl becerdiğimi bilmiyorum ama; paraya en çok ihtiyacımın olduğu dönemlerde dahi paraya tapmayan insanlardan birisi olduğumu düşünürüm hep. ı><ı>Bana göre; "ilk günah" kutsal kitaplardaki Adem'in yediği "yasak meyve" değil paranın icadıydı... Herodot, "Para, Lidyalılar tarafından bulunduktan sonra ı><ı>tüm Lidyalı genç kızlar, drahoma biriktirebilmek için kendilerini satmaya başlamışlardır" der.ı>
<ı>ı>
<ı>Yazı yazmak; sevişmek, yemek yemek, su içmek gibi temel içgüdülerden biri değilse; ben dahil, internetteki binlerce insanın bu "yazma tutkusunun" kaynağı neydi o zaman? Ya da, yazı yazmanın temel içgüdülerle bir ilintisi var mıydı? ı><ı>Gecenin ilerleyen saatlerinde vardığım sonuç şu oldu: Galiba var.ı><ı>ı>
<ı>ı>
<ı>Yazmak, kelimelerle sevişmektir bir anlamda. Beyinsel bir teşhirciliktir. Sonsuzluğa doğru uzanan yolda atılmış küçük bir adım ya da kendi içimize doğru yaptığımız maceralı bir yolculuk.
Yazmak, ölüme meydan okumaktır. Latin atasözünde olduğu gibi: "Söz uçar, yazı kalır". Bu illete bir kez duçar olmaya görsün insan; ne yaparsa yapsın bu iptilanın müptelası olmaktan alıkoyamaz kendisini.
Yazmak, kendisiyle hesaplaşmasıdır insanın, korkularıyla yüzleşmesidir. Kendi kozasının içinde bir başına yaşarken bile; bazen sevincini ve heyecanını bazen de çaresizliğini ve umutsuzluğunu başkalarıyla paylaşabilme arzusudur.
Kim zaman da yazmak; Karanlığa atılmış bir çığlıktır.ı><ı>ı>
<ı>ı>
<ı>Kısacası, Yazmak; post modern sosyalleşmenin sanal bir tezahürüdür.ı><ı>ı>
<ı>ı>
<ı>Kübalı şair Nicolas Guillien "güzel olduğunu söylemeye gelmedim / biliyorum güzelsin / ama mevzu bu değil şimdi / mevzu, ölünü istemeleri.." der bir şiirinde Angela Davis'e... Çelişki gibi gözükse de; Ölümün gerçekliği varoluşumuzun da kanıtıdır. Bu, "Ego cogito, ergo sum" kadar karışık bir mevzu yani...ı><ı>ı>
<ı>ı>
<ı>Belki de bizler, yazdığımız her yazıda; düşlerimizde kurduğumuz güzel bir dünyanın özlemiyle, hiç bıkmadan, ütopyalarımızı anlatıyoruz birbirimize."Yazıyorum, o halde varım ya da mevcudum " diyoruz farkında olmadan...ı><ı>ı>
<ı>ı>
<ı>Savaş; ölüm, sefalet, acı ve haksızlığın doğurgan rahmidir. Emperyal petrol ve silah şirketlerinin isteği doğrultusunda nice zamandır savaş rüzgarları esiyor bölgemizde... Canilerin ayak sesleri çok daha sık duyulur oldu şu günlerde...ı><ı>ı>
<ı>Pablo Neruda' nın deyişiyle: " Haydutlar/ kara keşişleri ve dualarıyla/ haydutlar/ve çocuk kanları caddelerden / aktı tıpış tıpış / çocuksu , çocuksu / çakallar /çakalların tiksineceği / çakallar..."ı><ı>ı>
<ı>ı>
<ı>Bile bile, ı><ı>göz göre göre, ı><ı>adım adım kargaşaya sürükleniyor ülkem...ı><ı>ı>
<ı>ı>
<ı>Hadi, yazmayalım bunu. ı><ı>Susalım!!! ı><ı>Susabilirsek!ı><ı>ı>
<ı>ı>
<ı>A. Mesut Tatlıpınarı>