- Kategori
- Spor
Bu sevda bitmez Gönül'lerde; Fenerbahçe!

Chelsea’nin en önemli yıldızlarından Lampart birkaç hafta önce medyaya verdiği bir açıklamada “takım halinde bir özgüven duygusu kaybı yaşadıklarının” altını çiziyordu. Özgüven duygusunun sporda ne anlam ifade ettiğinin en güzel dışavurumlarından biriydi ve bu tarihe düşülmesi gereken önemli bir nottu.
Fenerbahçe için de birçok kademede özgüvenini yitirmiş bir takım olduğunu söyleyebiliriz. Zaten şartlar, ortam ve takım üzerindeki bütün tartışmalar ister istemez bu psikolojiyi hazırlıyor, kaçınılmaz hale getiriyor.
Günlerdir Fenerbahçe’nin kendisini Antalya’ya hapsederek, bütün dünya ile bağlantısını kesip kapalı devre bir rehabilitasyon içine girip, her gün bir futbolcusunu ya da teknik adamını medya önüne çıkarıp Antalyaspor karşılaşmasının ne kadar önemli olduğunu söylemesi bu karşılaşmanın Fenerbahçe takımı üzerindeki algısını, içinde bulunduğu durumu çok güzel ve net olarak özetliyordu.
Başarı, şampiyonluk da zaten bütün zor şartlarla baş edebilme becerisini gösterebilmenin sonunda ortaya çıkan bir ürün oluyor.
Bu nedenle Fenerbahçe’nin ikinci yarıdaki o küçük takım görüntüsünün geri planında yatan şeyi iyi izlemek ve ona göre maçı yorumlamak gerekiyor.
Futbol dünyamızın içinde kime sorarsanız sorun Fenerbahçe’nin oynamaya çalıştığı bu futbolun karşılığı asla şampiyonluk değildir. Ancak yolu bu şekilde geçerek şampiyonluğu ulaşmış yakın tarihimizin içinde örnekler de vardır. Ertuğrul Sağlam’ın bıraktığı yerde fazlasıyla özgüvenini yitirmiş durumdaki Beşiktaş’ı devralıp, diğerleri aralarında mücadele ederken sadece kendi işine bakarak ve hiçbir sonuç karşısında dağılmayarak takımını şampiyonluğa taşıyan Mustafa Denizli’nin şu an Aykut Kocaman’ı ve Fenerbahçe’yi çok iyi anladığını düşünüyorum.
O günleri hatırlayacak olursak Beşiktaş rakipleri karşısında olağanüstü derecede kapanarak futbol oynuyor, sadece defans yapıyor, hücumda hiçbir varlık gösteremiyor; ancak defansı da gol yemiyordu. Hızlı hücumlarla bulduğu gollerle de puanları topluyordu. Eğer hafızam beni yanıltmıyorsa Aykut Kocaman’ın teknik direktör olduğu Ankaraspor ile Beşiktaş’ın arasında bu böylesi bir maç oynanmış ve Ankaraspor’un etkili top oynadığı dakikalarda peş peşe gelen gollerle maçı farklı kaybetmişti.
Fenerbahçe’nin dün 3 puana ihtiyacı vardı. Kazanması gerekiyordu; dahası öne geçtiği ve ikinci yarıda kaybettiği maçların yarattığı travma ile baş edebilmesi için mutlaka sonucu korumalıydı.
İşte bu nedenle ikinci yarı Fenerbahçe bir duvar haline gelip Antalyaspor’un ataklarını karşılamaktan başka bir şey yapmadı. Uzun yıllardan bu yana ilk defa topla oynama yüzdesinde, başarılı pas trafiğinde rakibinin gerisinde kaldı. Oysa sezon başında Aykut Kocaman’ın kafasında bunun tam tersi bir düşünce vardı.
Trabzonspor’un puan kaybetmesi ve Fenerbahçe’nin önümüzdeki hafta rakibinin Trabzonspor olmasının bu maçın son yarım saatinin Fenerbahçe taraftarı için büyük işkenceye dönüşmesinin en büyük nedenlerinden bir tanesiydi.
Gelelim dün akşamın kahramanına…
Fenerbahçe hala liderle arasında 7 puanlık bir fark varsa ve şampiyonluk yarışının içindeyse bunda bir iki futbolcunun ekstra gayretinin, başarısının emeği var. Bunların başında da kuşkusuz Gökhan Gönül var. Gökhan, benim aynen Tuncay Şanlı gibi, en çok kızdığım ancak en fazla güven duyduğum futbolcuların başında geliyor. Onun sağ kanatta bin bir emek, güç ve efor harcayarak topu getirip bir türlü doğru ortayı yapamamasına çok kızarım. Hele topu rakibe çarptırdığında… Ancak yine bilirim ki Gökhansız Fenerbahçe on bir kişi sahaya çıksa da sanki bir kişi eksik oynuyormuş gibi kalıyor.
Dün Gökhan Gönül sanki Antalya kampının mesajını en iyi anlamış ve algılamış futbolcusu gibiydi Aykut Kocaman’ın. Attığı gol için dün akşam twitter’a “Gönül’lü gol” diye not geçtim. Gerçekten bu top Gökhan’ın ayağından gol olmak için sanki ekstra çaba harcadı. Futbol sahalarında atılacak en güzel gollerden bir tanesiydi. Hani basketbolda savunma ribaundunu alan oyuncu hızlı hücumla bütün alanı geçip tek başına turnikeye girer ve topu potaya bırakır ya, benzer bir golü attı Gökhan Gönül. Pozisyonu kendisi hazırladı, girdi, topu ayağından açarak asist yaptı ve o topa vurdu ve sonucu belirledi.
Yetmedi Santos’un olmadığı sol kanatta kademeye girdi, kale çizgisi üzerinde topu bekledi, savunma yaptı, atağa kalktı. Gol attı ve Fenerbahçe’yi çok büyük bir travmanın içinden aldı ve çıkardı. Sonra bütün takımı topladı ve Aykut Kocaman’a koştu, teknik patronunun Gönül’ünü aldı.
Zaten eğer Fenerbahçe’yi konuşacak olursak, elbette takım halinde kötü oyun vardı, mücadele ettiler; ancak kim oynadı sorusunun cevabı Gökhan Gönül ve Volkan’dı.
Şu bir gerçek ki Fenerbahçe kendi içindeki psikolojik sorunlarını çözerse yolunu kendisi çizer, yoksa haftaya Trabzonspor’u da yense bu oyunla sonuca ulaşmak mümkün değildir.
http://twitter.com/uzaygokerman