Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Kasım '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Bu yağmurda yüreğime çarpa çarpa...

Bu yağmurda yüreğime çarpa çarpa...
 

gördüğüm en hüzünlü yağmurdu bu...


Sadece… Cama yapışıp izlemek vardı şimdi bu yağmuru… İstediğim bu… Çocukluğun o saf düşlerine gömülüvermek sonra… Yağmur yağıyor seller akıyor arap kızı camdan bakıyor…diyip diyip te pencerenin buğusuna burnunu yapıştırmak… Ne de komik olurduk o halimizde… Çocukluk işte… Kar gibide değil ki takip edemiyor insan bir damlayı, usul usul salına salına yavaşça düşmüyor öyle… Şap diye hızla ve düştüğü yerde halkalar oluşturarak sıçratarak bırakıyor kendini yüreğe… Bulaşarak… Aniden, an-sızı-n işte… Çoktan büyümüşüz çocukta değiliz artık… Ne yazık…

Pencereyi açıpta doyururcasına ciğerlerini toprak kokusuna dalmak vardı şimdi… Başını uzatıp uzatıp kaçmak, yüzüne serpilen damlacıkların keyfine varmak…

Atlayıp sevdiğinin boynuna, sarılıp eline koluna ve O sana çıldırmışsın sen diye şaşkın şaşkın bakarken dışarı çıkıp delicesine yağan yağmura teslim etmek vardı yüreğini… O’nunla beraber…

Vardı vardı da… Bir ben yoktum o anda… Bir de sen… Belki de hiçbir zamanın hiçbir gününde hiç mi hiç ol-(a)-mamıştın… Yağmur vardı, pencerenin önünde içrelere bir yerlere derinliklere doluşmak için bekleyen toprak kokusu birde… Eski zamanları, içime sinenleri anlatan düşler vardı… Ama bunca var olanların aksine ne sen ne de ben kalmıştık geriye…

Daha ilk yağmurda ıslanmıştık/ Sırılsıklam, dayanamamıştık soğuğa doluya kara çamura/ Ayakta kalamamıştık/ İlk artçı sarsıntıda ıskalamıştık tutunacağımız yüreği/ Tren raydan sapmıştı ilk savaştan kaçarken/ Kızılderili okları hemen isabet etmişti yaralarımıza/ Daha beter acıtmıştı umulmadık çıkan sözler/ Hesapsız düşünülmeden sarf edilmişti kırılmıştı her şey/ Bitmişti bitebilecek ne varsa/ Sönmüştü karanlığın yoldaşları ve ufuk griye bürünmüştü/ Daha ilk yolculukta son otobüsüde kaçırmıştık/ İkimizde hele hele de böyle deli divane yağmurda yaya kalmıştık...

Bırak beni artık, bu yağmurda yüreğime çarpa çarpa, sağa sola vura vura… Ben gidiyorum… Takvim sayfalarının telaşı çaldı çoktan tüm sevişleri… Ben gidiyorum… Geceler darağacında asılı kaldı… Ben gidiyorum… Aşkın payına karanlık düştü…

Ben gidiyorum gidiyorum da… Yağmurların hep üzerime yağacaktı… Biliyorum…. Sen gideli çok ıslanır olmuştum be… Ama tadı yoktu çılgınlıkların, delicesine yağmurda ıslanmanın… Hey gidi hey günlerininse sökün etmiş birikmiş bir köşeye tortuları bir o kadar da tutsak anısı kalmıştı geriye…

Ve ıslandığım yürüdüğüm yollara hüzün akıyordu… Ve her durakta hüzün bekliyordu… Ve her evin çatısına hüzün yağıyordu… Ve siyah beyaz hüzün palton karşımda asılı duruyordu… Her her ve her damla seni yüzüme çarpıyordu… Aslımıydı suretimiydi senden çarpanlar bilmiyorum… Aslı mıydı sureti miydi odama üzerime yüreğime sinen bilmiyorum… Ne yağmurun ıslak sesi nede odaya dolan toprak kokun dayanılır gibi değildi sadece…

 
Toplam blog
: 26
: 797
Kayıt tarihi
: 29.06.08
 
 

Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü 3. sınıf öğrencisiyim. İzmir-Konya aras..