​ Bu yazıya, imzanızı atar mısınız? / Blog / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ekim '15

 
Kategori
Blog
 

Bu yazıya, imzanızı atar mısınız?

Bu yazıya, imzanızı atar mısınız?
 

Dosyalarımı karıştırırken, beğendiklerimin zarfından, aşağıdaki yazı çıktı. Blogculuğu iş edinmiş, eczaneden alınan bir pamuğun saf ve temiz haliyle bunu yazıya dökmüş olan OKYANUS imzalı yazı, beni mest etti
Bu kadar temiz ve yüce ifadelerle acaba hangimiz, yazı yazdığımız bu bloğa böylesi alicenaplıkla yaklaşabildik. Bu yazıdan çok dersler çıkarılacağı şüphesiz. Bu yüzden, sahibinden habersiz bu yazıyı misafir ediyorum. İnşallah kızmaz bana. (Bu yazıya, imzanızı atar mısınız?)


MİLLİYET BLOG' A SEVGİLERİMLE
Mor Okyanus
 

Üç yıldır Milliyet Blog’dayım ve ilk kez blog kategorisinde bir şeyler yazmak istedim. Milliyet Blog’un benim için ne ifade ettiğini, dilim döndüğünce anlatmayı arzuluyorum, tüm samimiyetimle..
MB’a ilk üye olduğum günü hatırlıyorum..
Saatlerce, kendime bir rumuz belirlemek için yırtınıp durmuştum..
Sibel yerine, farklı bir şey olsun istemiştim; bana yazma ilhamı verecek, ruhuma hitap eden bir şey..
Sevdiğim kelimeleri düşündüm.
.
Mor.. En sevdiğim renktir. Yaratıcılığı, tutkuyu çağrıştırır bana..
Okyanus.. Sonsuzluk, derinlik, huzur demek benim için..
Birleştirince, oldu sana Mor Okyanus..
Bu ismi alıp kalbime koydum, çok sevdim, çok benimsedim.
Ve ürkek adımlarla, heyecanla, başladım bir şeyler yazmaya.
.
 
Yazma eyleminin anlamı benim için çok derin..
Günlük hayatta, birileriyle konuşurken, kendimi ifade ederken, evet yine kendim gibiyim..
Fakat, ister istemez belli bir mesafe koyarım karşımdaki kişiyle arama.. (aile ve yakın dostlar hariç)
Bilinçdışı bir savunma mekanizmasıdır belki de.
Kendini koruma içgüdüsü, ya da çabucak samimi olamama durumu, belki de iç dünyamı kolaycacık gözler önüne sermekten çekinmek..
 
Yazarken ise…
Bambaşka bir boyuttayım.
Bambaşka bir kanaldan kelimelerin döküldüğünü hissediyorum..
Yani aslında ‘yazmıyorum’;  ruhumdan bir şeyler kendiliğinden, çabasız akıyor..
Ve yazarken, tamamen savunmasızım..
Bütün koruyucu maskelerim bir bir parçalanıp dökülüyor..
Başka türlü olmuyor.
Ama işin tuhaf yanı,
Bu bana hiç korkutucu gelmiyor..
Aksine, öyle lezzetli bir hafiflik ki..
Günlük hayatta belki de ifade etmekten çekineceğim en saftirik yanlarımı,
Yazarken hiç duraksamadan, düşünmeden akıtıyorum kelimelere..
Ya da en melankolik hallerimi..
En âşık hallerimi..
Yaralarımı..
Aşmaya çalıştığım eksikliklerimi..
Hayâl dünyamı..
Başkalarından kıyı bucak sakladığım gözyaşlarımı bile,
Yazarken göstermekten sakınmıyorum hiç..
Nasıl algılanacağımı bir kenara koyup..
Böyle tuhaf bir durum işte..

 
Böyle bir ruhla MB’da ilk yazılarımı yazmaya başladığımda,
İlk karşılaştığım tepki “destek” oldu..
“Hoş geldin” ile başlayan, “yazıların daim olsun” ile devam eden,
Yani yazmaya yüreklendiren, yalnız olmadığını hissettiren içten yorumlar..
O değerli ilk yol arkadaşlarımın kimisi benim gibi acemiydi,
kimisi ise bu engin okyanusta kendi gemisinin rotasını çizebilmiş, fırtınayla nasıl başedeceğini öğrenmiş, güneş açınca da keyfini çıkarabilen kendine özgü kaptanlardı.
İlk zamanlar ne kadar şaşırdığımı hatırlıyorum;
“Allah allah ya!” diyordum..
“İnsanlar üşenmiyor, benim gibi bir aceminin karalamalarını okuyorlar, bir de üstüne zahmet edip yorum yazıyorlar, destek oluyorlar..  nasıl bir yere geldim ben böyle..  burası neresi..“
 
Gel zaman git zaman, MB’ daki küçük ahşap evimi çok sevmeye başladım..
Artık ne zaman canım istese, o küçük ahşap evimin kapısını açıp içeriye giriyordum..
Ve başlıyordum ruhumdan bir şeyler akıtmaya..
Ben akıttıkça, komşu evlerde oturan arkadaşlardan bana kulak verenler oluyordu..
Kimisi yakından dinlemek için evimin kapısını tıklatıyordu, yapıcı yorumlarıyla destek oluyordu bana.
Kimisi uzaktan hissettiriyordu varlığını..
Kimisi negatif, kimisi nötr..
Bazen de ben evimden çıkıp diğer farklı farklı evleri geziyordum..
Her evin kapı eşiğinden farklı farklı kokular yükseliyordu..
Ruhuma yakın hissettiğim, ya da merakımı uyandıran evlerin kapısını tıklatıp, anlattıklarını can kulağıyla dinliyordum..  
Her anlatılandan heybeme bir şeyler koyuyordum kendimce..
Ve  bir zamanlar onların bana uzattığı dost elini, desteği,
Ben de onlara vermeye çalışıyordum, varlığımla yalnız olmadıklarını hissettiriyordum..
Yüreklendiriyordum yazmaları için.
.
 
Velhasıl, ben Milliyet Blog’u sevdim.
Milliyet Blog’da yazmayı sevdim..
Ve MB’da yazan bir çok değerli yazarımı da çok sevdim..
Bazı arkadaşları yüz yüze de tanıma şansım oldu.
Gönülden gönüle  köprüler kuruldu..
Çok değerli dostlar, arkadaşlar katıldı hayatıma..
Birbirinden değerli düşünce, duygu paylaşımları yaşadım..
Çok şey öğrendim onlardan ve halen de öğrenmeye devam ediyorum..
 
Elbette her yazara/yazılana eşit duyguyla yaklaşmak mümkün değil.
Herkes kendi frekansına yakın hissettiği yazılara/yazarlara yöneliyor.
Bundan doğal bir şey olamaz.
Ama bütüne baktığımda,
MB’ daki herkesi gökkuşağının bir rengi olarak görüyorum..
Herkesin kendine has bir rengi var..
Herkes bir şekilde kendini ifade ediyor, benim gibi, senin gibi, onun gibi..
Bu harika bir şey.
Bu gökkuşağını seviyorum ben.
Bu farklılığı, bu çeşitliliği..

 
Bir de,
bazen insanın hayatında dönüm noktaları oluyor..
Ya da bazı özel zamanlar;
Tamamen kendinle başbaşa kalmak istiyorsun..
Aklının, kalbinin karmançorman olduğu ve dikkatini hiçbir şeye veremediğin zamanlar..
Ya da bambaşka sebeplerden dolayı,
Çekip gitmek istiyorsun..
Ve artık ne tek kelime yazmak geliyor içinden..
Ne de okumak..
 
Öyle anlar yaşadığım oldu benim de.
Bir anda karar verip, bütün bloglarımı sildiğim..
Bir süre geçtikten sonra yeniden geri geldiğim..
Sonra yine bazı sebeplerle apar topar bavulumu toplayıp MB diyarını terk eylediğim..
Ve mevsim rüzgârlarıyla birlikte kendimi yine geri dönmüş bulduğum..

 
Ben bu hayatta, çok az şeyi istikrarla devam ettirebilmiş biriyim.
MB benim bu konuda aynam oldu.
Bakıyorum arkadaşlarıma, hayatında ne zorluklar yaşayanlar var..
Ama hiçbiri benim gibi pervasızca bütün bloglarını silerek, acısını o güzelim, günahsız yazılarından çıkarmıyorlar..
Bazen ben de kendimi hiç anlayamıyorum..
Uyuz oluyorum kendime..
Ve bazen kendimden deli gibi sıkılıyorum..
Ama ne olursa olsun, yazma eylemi devam etmeli..
Hiçbir konuda büyük ve kesin konuşmayı sevmiyorum.
İnsanım.
Belki gün gelir, dayanamaz ruhum, kabuğuma çekilirim yine..
Ya da bir sebepten ötürü, minik ahşap evimin kapısına kilidi vurup, yollara düşerim..
Ama artık, bu hallerime gülüp geçiyorum.
Çünkü kolay kolay MB’dan kopamayacağımı biliyorum.
Bunu defalarca ispat ettim kendime.
Ve bu sadece yazmakla da ilgili değil..
Çok daha farklı bir şey.
Bir gönül bağı.
İşte o bağ, ne olursa olsun kopmuyor.
Çünkü sevgi var içinde.
 
Eğer buraya kadar okuma zahmetine katlandıysanız, biliyorum çok başınızı şişirdim..
Ama bir daha blog kategorisinde bir şey yazmam büyük ihtimalle.
İçimde ne var ne yoksa şimdi döküyorum işte..
Yazmışken hiçbir şey eksik kalmasın dedim..
Diye diye de mini bir destan eyledim. (korkarım daha da yazmaya devam edeceğim, biri beni durdursun!)

 
Bu sefer karşımda ne Sait abim var ne de ay dedem..
Yüzüm tamamen okuyana dönük, her kim okuyorsa onun yüzüne, kalbine doğru seslendim,
Öyle yazdım bu yazıyı..
İçimden geldiği gibi..
Ve
Son olarak,
Teşekkür etmek istiyorum;
Milliyet Blog’a
Ve bu engin okyanusta yanımda, ya da uzağımda yüzen ama varlığıyla bu zengin gökkuşağının renklerinden birini oluşturan bütün MB yazarlarına, yazar dostlarıma, arkadaşlarıma gönül dolusu teşekkür ederim.
İyi ki varsınız ve
İyi ki hayatı paylaşmaya devam ediyoruz..
 
 
Sevgilerimle..
 
Mor Okyanus

 

 
Toplam blog
: 1616
: 918
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Hayatın dikenli yollarından geçmenin  sırrı, aralarından çabuk geçmektir. Ümit, naylon çorap giyd..