- Kategori
- Sanat Eğitimi
Bu Yeteneklerin Hızlarını Kesmeye Hakkımız Yok

Günümüzde ilköğretimin en alt basamağından başlayarak artık "Çoklu Zeka" kuramı gözetilerek öğretimin yapılması gerektiğini uzmanlar seslerini yükselterek belirtiyor. Dillerinde tüy bitti. Olması gereken de budur.
Eskiden, yüzyıllar öncesinde "Filozof"lar vardı herşeyi bilen her şeyden anlayan. Uzak değil. 1974' lü yıllara kadar benim de mezun olduğum "Öğretmen Okulları" komple öğretmen yetiştirmekte ısrarlı idi. Şimdi de "Eğitim Fakülteleri" aynı yanlışla meşgul. Bir insan herşeyi bilemez. Sınıf öğretmeni olacak kişi Türkçe, Matematik, Fen Bilgisi, Sosyal Bilgiler Resim, Müzik, Beden Eğitimi, vs. yeter ki adı ders olsun bilmek ve en iyi şekilde öğretmek zorunda bırakılabilinir mi?
Nihayet geç de olsa bir sınıf öğretmeninin tüm bu derslerin öğretiminde aynı oranda yararlı olamayacağının farkına varıldı. Yavaş da olsa "İlköğretim Okullrı"nda da branşlaşmanın yararlı olabileceği tartışması gündeme geldi. Büyük bir aşama. Çoklu Zeka kuramı gözetilerek öğretim tek insan, tek kişi tarafından yapılabilir mi?
Özetle:
Filozofların yerlerini bir alanda akademisyen olan "Profesör"lere; sınıf öğretmenleri ise bir alanda uzman branş öğretmenlerine bırakmaları gerektiği anlaşıldı. Henüz tam anlamıyla yer değişiklikleri gerçekleşmemişse de hazırlıklar bu yönde olumlu sinyaller veriyor. Yarınlarda belki bununla da yetinilmiyecek. Branş yerine "Modül'ler branş devreye girecek.
Örnek mi?
Matamatik öğretmeni yerine, "Köklü Sayılar Matematik Öğretmeni" ya da "Katı Cisimler Geometri Öğretmeni" gibi. İleriki yıllarda bunun bu şekilde gerçekleşmesi şüphe götürmez gerçek ise; YETENEKLERİN, YETENEKLERİ DIŞINDA ENGELLERLE HIZLARININ KESİLMEMESİ GEREKMEZ Mİ?
Ülkelerin varlık nedenlerinden Kültür ve Sanat"ın nüvesini oluşturan resim, müzik, tiyatro vb güzel sanat dallarında akademisyen yetiştirmek vazgeçilmezimiz olmalıdır. Akademisyeni olmayan bir sanat dalında yetenekleri keşfetmek ya da keşfedilmiş yetenekleri işlemek ve bu alanlarda akademisyen yetiştirmek hiç de kolay değil.
İlköğretimin daha ilk basamağında büyük bir heyecanla alanını belirleyen aday, Türkiye'miz için eğitim öğretim sistemi içinde yer almada gecikmiş dahi olsa düşünülen ve birkaç yıldır meyvelerini toplamaya başladığımız."ANADOLU GÜZEL SANATLAR LİSELERİ'nde oğrenim görüp; ÖSS'yi zar zor, ancak üniversitelerin resim, müzik bölümlerine derecelerle yetenek sınavları sonucu hiç zorlanmadan girerek dört yılda lisans tamamlayan akademisyen adayları ALES'e takılıp; tek tek küstürülerek heba olup gitmektedirler
Belki de yarının Picasso'su olabilecek bir resimci için ALES'te yeterli matematik çözemediğinden 70 puan tabanına takılarak akademisyen adayı dahi olamamak ne acı.
Sistemin sıkıntısı.
Ancak bu acıyı tadan bilir. Müzik dalında bir akademisyen adayı matamatiği bilemediğinden aday olamazken; bir matematikçi neden müziği yeterince bilemediği halde aday olabiliyor.
Herkes kendi kulvarında koşturulmalı.
Bundan 36 yıl önce İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü (Şimdiki Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi) resim bölümüne 30 öğrenci almak için Eğitim Enstitüsü Sınavına girenlerden puan sıralamasına göre 300 aday çağırıldı. Ben de çağırılanlar arasında idim. En son çağırılan arkadaşımızın Türkçe Matematik puanı en düşüktü. Bu arkadaşımız yetenek sınavında BİRİNCİ oldu. Eğer 300 değil de 299 aday çağrılmış olsaydı bu yetenek dışarıda kalacaktı. Şİmdiki YETENEK"lerin ALES'e kurban oldukları gibi. Yazık olmuyor mu bu yeteneklere.
Bu yetenekleri kaybetmek istemiyorsak herkesi yeteneği ile değerlendirmeliyiz. Müzikçiyi matematikçi ile yarıştırıp ona kurban etmemeliz. Müzikçiyi müzikçi ile, matematikçiyi matematikçi ile resimciyi resimci ile yarıştıralım ki, alanların en yeteneklilerini akademisyen yapabilelim. Aksi takdirde gerçek yetenekler dışarda heba olur.
AA ile lisansını, yüksek lisansını tamamlamış bir yeteneğin önünü ALES'in matematiği ile kesmeyelim. ÜDS'ye hiç itirazım yok. Dil olmazsa olmaz olsun. Ama "Matematik", sözüm ona muhakeme aranıyor. O yaşa gelmiş, alanında başarı üstüne başarı kazanmış kişi ya da kişiler muhakemeden yoksun olabilir mi? Yazık ederiz. Kendilerine de, ülkeye de.
Müzik öğretmenliği Doktora sınavlarına girecek adayların değerlendirme puanlarına bakın lütfen:
ALES: %50 (olmaz böyle şey)
Müzik alanı Yüksek Lisans Diploma Notu:% 10 (Yürekler acısı)
Dil Puanı: % 15 (yürekler acısı)
Bilim Sınavı % 25 (Yürekler Acısı)
Toplam: % 100
ALES'ten 90 alan bir matematik mezunu Fazıl Say ile doktora sınavına girerse (Fazıl Say beni bağışlasın) alan bilgisi sıfır dahi olsa notayı tanımasa bile Fazıl Say'ı geçer. Matematikçi müzik alanında doktoraya başlar; Fazıl Say gibi yetenekler sistemin kurbanı olur.
Olması gereken şudur : ALES ile Alan Bilim Sınavlarının yüzdelik dilimleri bir an evvel yerdeğişmeli ki gerçek yeteneklerin önü açılsın. Aksi taktirde sanat alanında bir arpa boyu yol alamayız.
kapcakmehmet@hotmail.com
http://www.mehmetkapcak.com/
http://www.galeriinter.net/sanatci.asp?adi=Mehmet&soyadi=Kapçak
Eskiden, yüzyıllar öncesinde "Filozof"lar vardı herşeyi bilen her şeyden anlayan. Uzak değil. 1974' lü yıllara kadar benim de mezun olduğum "Öğretmen Okulları" komple öğretmen yetiştirmekte ısrarlı idi. Şimdi de "Eğitim Fakülteleri" aynı yanlışla meşgul. Bir insan herşeyi bilemez. Sınıf öğretmeni olacak kişi Türkçe, Matematik, Fen Bilgisi, Sosyal Bilgiler Resim, Müzik, Beden Eğitimi, vs. yeter ki adı ders olsun bilmek ve en iyi şekilde öğretmek zorunda bırakılabilinir mi?
Nihayet geç de olsa bir sınıf öğretmeninin tüm bu derslerin öğretiminde aynı oranda yararlı olamayacağının farkına varıldı. Yavaş da olsa "İlköğretim Okullrı"nda da branşlaşmanın yararlı olabileceği tartışması gündeme geldi. Büyük bir aşama. Çoklu Zeka kuramı gözetilerek öğretim tek insan, tek kişi tarafından yapılabilir mi?
Özetle:
Filozofların yerlerini bir alanda akademisyen olan "Profesör"lere; sınıf öğretmenleri ise bir alanda uzman branş öğretmenlerine bırakmaları gerektiği anlaşıldı. Henüz tam anlamıyla yer değişiklikleri gerçekleşmemişse de hazırlıklar bu yönde olumlu sinyaller veriyor. Yarınlarda belki bununla da yetinilmiyecek. Branş yerine "Modül'ler branş devreye girecek.
Örnek mi?
Matamatik öğretmeni yerine, "Köklü Sayılar Matematik Öğretmeni" ya da "Katı Cisimler Geometri Öğretmeni" gibi. İleriki yıllarda bunun bu şekilde gerçekleşmesi şüphe götürmez gerçek ise; YETENEKLERİN, YETENEKLERİ DIŞINDA ENGELLERLE HIZLARININ KESİLMEMESİ GEREKMEZ Mİ?
Ülkelerin varlık nedenlerinden Kültür ve Sanat"ın nüvesini oluşturan resim, müzik, tiyatro vb güzel sanat dallarında akademisyen yetiştirmek vazgeçilmezimiz olmalıdır. Akademisyeni olmayan bir sanat dalında yetenekleri keşfetmek ya da keşfedilmiş yetenekleri işlemek ve bu alanlarda akademisyen yetiştirmek hiç de kolay değil.
İlköğretimin daha ilk basamağında büyük bir heyecanla alanını belirleyen aday, Türkiye'miz için eğitim öğretim sistemi içinde yer almada gecikmiş dahi olsa düşünülen ve birkaç yıldır meyvelerini toplamaya başladığımız."ANADOLU GÜZEL SANATLAR LİSELERİ'nde oğrenim görüp; ÖSS'yi zar zor, ancak üniversitelerin resim, müzik bölümlerine derecelerle yetenek sınavları sonucu hiç zorlanmadan girerek dört yılda lisans tamamlayan akademisyen adayları ALES'e takılıp; tek tek küstürülerek heba olup gitmektedirler
Belki de yarının Picasso'su olabilecek bir resimci için ALES'te yeterli matematik çözemediğinden 70 puan tabanına takılarak akademisyen adayı dahi olamamak ne acı.
Sistemin sıkıntısı.
Ancak bu acıyı tadan bilir. Müzik dalında bir akademisyen adayı matamatiği bilemediğinden aday olamazken; bir matematikçi neden müziği yeterince bilemediği halde aday olabiliyor.
Herkes kendi kulvarında koşturulmalı.
Bundan 36 yıl önce İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü (Şimdiki Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi) resim bölümüne 30 öğrenci almak için Eğitim Enstitüsü Sınavına girenlerden puan sıralamasına göre 300 aday çağırıldı. Ben de çağırılanlar arasında idim. En son çağırılan arkadaşımızın Türkçe Matematik puanı en düşüktü. Bu arkadaşımız yetenek sınavında BİRİNCİ oldu. Eğer 300 değil de 299 aday çağrılmış olsaydı bu yetenek dışarıda kalacaktı. Şİmdiki YETENEK"lerin ALES'e kurban oldukları gibi. Yazık olmuyor mu bu yeteneklere.
Bu yetenekleri kaybetmek istemiyorsak herkesi yeteneği ile değerlendirmeliyiz. Müzikçiyi matematikçi ile yarıştırıp ona kurban etmemeliz. Müzikçiyi müzikçi ile, matematikçiyi matematikçi ile resimciyi resimci ile yarıştıralım ki, alanların en yeteneklilerini akademisyen yapabilelim. Aksi takdirde gerçek yetenekler dışarda heba olur.
AA ile lisansını, yüksek lisansını tamamlamış bir yeteneğin önünü ALES'in matematiği ile kesmeyelim. ÜDS'ye hiç itirazım yok. Dil olmazsa olmaz olsun. Ama "Matematik", sözüm ona muhakeme aranıyor. O yaşa gelmiş, alanında başarı üstüne başarı kazanmış kişi ya da kişiler muhakemeden yoksun olabilir mi? Yazık ederiz. Kendilerine de, ülkeye de.
Müzik öğretmenliği Doktora sınavlarına girecek adayların değerlendirme puanlarına bakın lütfen:
ALES: %50 (olmaz böyle şey)
Müzik alanı Yüksek Lisans Diploma Notu:% 10 (Yürekler acısı)
Dil Puanı: % 15 (yürekler acısı)
Bilim Sınavı % 25 (Yürekler Acısı)
Toplam: % 100
ALES'ten 90 alan bir matematik mezunu Fazıl Say ile doktora sınavına girerse (Fazıl Say beni bağışlasın) alan bilgisi sıfır dahi olsa notayı tanımasa bile Fazıl Say'ı geçer. Matematikçi müzik alanında doktoraya başlar; Fazıl Say gibi yetenekler sistemin kurbanı olur.
Olması gereken şudur : ALES ile Alan Bilim Sınavlarının yüzdelik dilimleri bir an evvel yerdeğişmeli ki gerçek yeteneklerin önü açılsın. Aksi taktirde sanat alanında bir arpa boyu yol alamayız.
kapcakmehmet@hotmail.com
http://www.mehmetkapcak.com/
http://www.galeriinter.net/sanatci.asp?adi=Mehmet&soyadi=Kapçak