Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ekim '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1591
 

Büfeci İslamı

Büfeci İslamı
 

Diplomasi, fakülteye yeni başlamış bir uluslararası ilişkiler öğrencisinin bile bildiği en yalın haliyle;
“ uluslar arası ilişki ve görüşmeleri kendi çıkarlarına uygun biçimde yürütme sanatıdır.”

Takdir edersiniz ki devlet adamlarının birinci görevi de ülke çıkarlarını korumaktır. Ülke çıkarlarını korumak yani Raison d’Etat kavramı 16.yüzyıldan sonra güç dengesi kavramıyla birlikte modern devletin babası sayılan Fransız kardinal Richeliue’nun uyguladığı bir sistemdir. Richelieu Fransa’nın etrafını çeviren Habsburg hanedanına karşı o zamana kadar birlikte hareket ettiği Katolik birliğinden vazgeçerek Protestanların yanında yer almış ve bu sayede Fransa’yı parçalanmaktan kurtararak başat bir ülke konumuna gelmesini sağlamıştır. Kendisini “katolikten” önce “Fransız” olarak tanımlayan devlet adamı, Protestan ve Müslümanlarla yaptığı anlaşmalarla Fransa’nın çıkarlarını gözetirken, kiliseyi karşısına almıştır. Hatta ölümünden sonra Papa 7. Urban’in “ Eğer Tanrı varsa, Kardinal Richelieu’nün hesabını vereceği çok şey olacaktır. Yoksa… o zaman başarılı bir hayatı olmuştur” dediği rivayet edilir.
Kuşkusuz Richelieu'nün,Ortaçağ’da din temasının en yoğun ve etkin olarak yaşandığı bir dönemde Fransa’nın parçalanmaması için Fransız ulusal çıkarlarını her türlü dini amacın ve çıkarın üzerinde tutması ve aynı mezhepten olan Katolikleri karşısına alması üstelik bir kardinal olarak bunu yapması çok cüretkar bir davranış olarak nitelenebilir.
O, Ortaçağ’ın en önemli değeri olan dinin yerine ülke çıkarlarını korumayı seçmiştir. Ve böylece o tarihe kadar kıta Avrupa’sında kutuplaşmış iki cepheli bir dini sistem yerine, yeni bir sistem gelmiştir ki, Richelieu modern devletin kurucusu sayılır.
29 Ocak’ta Davos’ta Recep Tayip Erdoğan, Şimon Peres ve moderatör arasında yaşanan gerginlik ve bunun getirdiklerini gördük. Bazı köşe yazarlarının zafer çığlıklarıyla taçlandırdıkları ve hatta yeni Nasser olarak niteledikleri davranışlar ne kadar yerindeydi ? Ayrıca o günden sonra Başbakanın bir adım daha öteye giderek “moderatörü dövecektim” açıklamasını, yüzyıllar önce ülke çıkarını her şeyin üstünde tutmayı başaran Richelieu ile karşılaştırmanızı istiyorum.
Buradan hareketle yıllar önce “Beyaz Türk” kavramını literatüre geçiren ve ardından “Büfeci İslamı” tanımlamasının mimarı Ufuk Güldemir’i hatırlamadan geçemeyeceğim. Ufuk Güldemir “büfeci islamı”nı şöyle tanımlıyordu;

“Büfeci, köylülükten kurtulmuş ama daha işadamı olamamıştır. Fakat önemli bir eşiktedir. İşadamı ''evrensel'' bakar ''sınıflarüstü'', ''siyaset üstü''' hatta ''dinlerüstü'' düşünür. Büfeci akrabacıdır, klancıdır. Herşeyi 3 metrekare dükkanı kadar bilir. Muhasebesi 3 metrekaredir, siyaseti 3 metrekaredir, dış politikası 3 metrekaredir. ''Serbest piyasa'' ekonomisini, ''serbest bir ekonomik rejim'' zanneder, demokrasi ve insan hakları ile entegral irtibatını bilmez. Zanneder ki Amerika zengin olduğu için insan hakları vardır. Oysa İnsan hakları olduğu için zengin olmuştur Amerika, çözemez . Dünya haritası çok sadedir büfecinin: Yahudi dünyayı sömürür. Araplar, din kardeşimizdir. Yunan düşmandır.”
Siyaseti 3 metrekare olanlar, dış politikası 3 metrekare olanlar için her şey bu kadar kolaydır ve bir öfke fırtınasında her şeyi yok edebilir. Aslında Devlet adamı olmanın en önemli niteliği olan diplomasi sayesinde şavaşmamak için barış yapılır. Yoksa bir bardak suda fırtına koparmak, damarlarını patlatırcasına etrafa bağırmak en kolayıdır. Pırlanta dükkanları, apronda kesilen develer, badem bıyıklar, hibe edilen kamu arazileri, mısır dükkanları büfeci islamının bir üst tezahürdür. Ancak diplomasiye ve liderliğe giden yol o büfeden geçmemektedir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli Elif'ce, yaklaşık ikibeşyüz yıllık bir süreçte siyasi düşünce tarihine baktığımızda (semavi dinlerin öğütleri hariç), Konfüçyüs ile doğuyu, Aristo ile batıyı değerlendirebilirz. Doğu, "devlet uygulamalarında ahlaklı olmalı." derken, batı, "nereye kadar ahlaklı olmalı?" nın cevabını aramıştır. Machiavelli ve Richelieu'da doğal olarak Aristo'nun görüşlerini tekrarlarlar. Özetle batı cephesinde (anlayışında) değişen bir şey yoktur. Bu doğrultuda semavi dinlerin(dini) öğütlerine baktığımızda da, onlarda "ahlak" demektedirler. Büfeciye gelirsek. Hz. Muhammed (s.a.v.) konu ile ilgili bir hadisi vardır. "İnsanların en kötüsü dava ve maksadını hile yolu ile kazanan,(kazanmak) isteyendir. Tüm mesele takdir edileceği üzere (bilgisizlikten ) eksik bilgiden kaynaklanmaktadır. Din, özetle, Allah'ın rızasını kazanmak üzere, kullarına ve haklarına saygı göstermektir. Ticaretine, amacına alet etmek değil. Gerçeğinde, ticarette uygulamalara bakılmaktadır, görüntüye değil. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 25.10.2010 16:57
 

Son cümlemin temel öğretisi de, din kaynaklıdır. Din, ilkeleriyle toplumsal barışı temin edemiyorsa, o toplumda diğer değerler gibi din de sömürülüyor demektir. Büfeciliğe gelince, onun sömürüsü küçüktür ve oldukça da görünürdür, ama özgür zannedilen ve bu nedenle de öykünülen ABD ve genel anlamda Batı’nın sömürüsü, geliştirdiği kavramsal araçlarla gizlenen daha derin bir sömürüdür… Bu sömürü de, son yıllarda kavramsal araçlarının deşifre edilmeye başlanmasıyla açığa çıkmış durumdadır. Ancak bizim gibi simgeler üzerinden çatıştırılan ülkeler, henüz daha gerçeğin bu tarafına adımını atmış değildir. Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar…

Rıza Üsküdar 
 25.10.2010 15:22
 

Elif Hanım, bırakın siyasetin din gibi bir kutsalı sömürmesini, bireysel ilişkilerde de “kaz gelen yerden tavuk esirgenmez” türü doğrudan çıkar odaklı eylemlerin halk için de bir davranış kalıbı haline gelmiş olduğunu görüyoruz. Hangi alanda olursa olusun, çıkar odaklı eylemler ve onların erozyona uğrattığı değerlerdeki yozlaşma, günü gelir toplumu ya da toplumları çıkmaz bir sokakla karşı karşıya bırakır… Bana sömürüye açık olmayan bir değer söyleyebilir misin?.. Babalık ve annelikten başlamak üzere toplumsal yaşamda her türlü makam ve onların elde edilmesinde, sömürünün biri diğerini takip ettiği açıktır. Bu sömürünün özünde de, bireyin çıkarı ön planda olduğuna göre, çok yönlü sömürünün önlenebilmesi çıkar odaklı elde ettiklerimizin başkaların da hakkı olduğunu kavramak ve eğer hak ediyorsa da elde ettiği konumu toplumun ortak yararına hizmete dönüştürmektir.

Rıza Üsküdar 
 25.10.2010 15:19
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 44
Toplam yorum
: 90
Toplam mesaj
: 59
Ort. okunma sayısı
: 1518
Kayıt tarihi
: 22.08.06
 
 

Hayat akıp giden upuzun bir ırmak, bu ırmakta bazen bir akıntıya koyveriyoruz kendimizi, nereye çarp..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster