Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ağustos '11

 
Kategori
Öykü
 

Bülbülü öldürmek

Scout; akıllı, sevimli bir kızdır. Bu yıl Eylül ayında birinci sınıfa başlayacaktır. Abisi Jem ise Scout’tan dört yaş büyüktür. O da bu yıl beşinci sınıfa gidecektir. Scout’tun babası ise işine gönül vermiş, vicdanlı, iyi bir avukattır. Annesi ise Scout henüz iki yaşında iken ölmüştür. 


Eğitime yeni başlayan çocukları genelde okula ebeveynler götürürdü, fakat Scout’u abisi Jem götürdü. Scout buna çok sevinmişti ama okula vardıklarında abisi Jem büyük bir dikkatle:
Okuldayken kendisini rahatsız etmemesini, Tarzan ve Karınca Adam’dan bir sahne oynamak için isteklerde bulunmamasını söyler. Ayrıca teneffüslerde ve öğle tatilinde özel hayatından bahsederek veya peşine takılarak onu utandırmamasını iyice tembihler. 


Scout henüz birinci sınıfın ilk günüdedir. Abisi ise beşinci sınıftadır. Scout abisinin söylediği şeylere çok üzülmüştür. Kısaca abisini rahatsız etmemesi gerekmektedir. Artık seninle oynayamayacağımız mı diye abisine sorar. Jem ise evdeyken her zamanki gibi oynayabileceklerini, fakat okulun farklı bir yer olduğunu, bunu zamanla Scout’un kendisinin de anlayacağını söyler. Sonra sınıflara girerler. Biraz sonra karşılaşacağı olayla, gerçekten okulun farklı bir yer olduğunu anlar. Çünkü daha ilk gün öğretmeni Caroline, onu sınıfın önüne çıkarmış ve cetvelle avucuna vurmuştur. Sonrada öğleye kadar sınıfın köşesinde durma cezası vermiştir. 


Bayan Caroline kedilerle ilgili bir hikaye okuyarak başlar güne. Kediler birbirleriyle uzun sohbetler yapıyor, minik giysilere bürünüyor ve bir mutfak sobasının altındaki sıcak bir evde yaşıyorlardı. Bayan kedi bir markete girip çikolatalı fare ezmesi isteyince sınıftakiler bir kova dolusu Kızılderili solucanı gibi kıvranmaya başladı.
Bayan Caroline ise bu hırpani kılıklı, kaba kumaştan gömlekler... Un çuvalından etekler, pantolonlar giyen birinci sınıftan bihaber görünüyordur. Çocukların çoğu yürüyebildiği andan itibaren pamuk toplayan, çobanlık yapan bu çocuklar, hayal gücüne dayalı Edebiyattan muaftı. Bayan Caroline öyküyü bitirir ve “Ah, çok güzeldi, değil mi?” der. 


(Buradan da anlaşılıyor ki öğretmen hanım ders vereceği sınıfın hangi yaş gurubuna ait olduğu ve hangi kültürel çevrede yetiştirildiklerini, önceden hiç araştırmamıştır. Bu da öğretmen açısından bir eksikliktir. Ayrıca daha ilk gün öğrencisi Scout’u da dövmesi, çocuğun okula karşı soğumasına neden olmuştur. Ayrıca, okulun dayak atılan bir yer olduğu izlenimi yaratmıştır.) 


Akşam eve gittiğinde babasına, kendisini pekiyi hissetmediğini, babası açısından bir sorun olmayacaksa artık okula gitmek istemediğini, söyler. Babası da hiç okula gitmemiştir. O bütün bilgilerini babasından öğrenmiş ve başarılı bir avukat olmuştur. Pekala kendisine de babası eğitim verebilir, diye düşünmüştür tabi. Tüm bunlara daha ilk gün okulda yaşadığı olumsuzluklar sebep olmuştur. Daha sonra babası dinledikten sonra, bütün ikna edici özelliğini kullanmış ve kendilerinin sıradan insanlar olduklarını, yasaklara uymak zorunda bulunduklarını, yasalarında okumayı ve eğitimi emrettiği vb. şeyler söyleyerek, Scout’u tekrar okula gitmeye razı eder. 


Bayan Carolin kedilerle ilgili hikayeyi anlattıktan sonra tahtaya gidip, dev gibi köşeli büyük harflerle alfabeyi yazar ve sınıfa dönerek, “Bunların ne olduğunu bilen var mı?” diye sorar. 


Herkes biliyordu ki, birinci sınıfın çoğunluğunu geçen yıldan kalanlar oluşturmaktadır. Sonra Scout’u tanıdığı için onu seçer ve alfabeyi okumasını ister. Scout alfabeyi okurken, Bayan Caroline’nin kaşlarının arasında hafif bir çizgi belirir ve Scout‘a, My First Reader’in çoğunu, The Mobile Register’deki borsa haberlerini de okutturur. 


Scout’un okuryazar olduğunu keşfederek, açık bir hoşnutsuzlukla bakmaya başlamıştır. Sonunda da baban artık sana bir şey öğretmesin, bu okumanı bozar, bunları babana ilet, der. 


Scout ise babasının kendisine okuma yazma öğretecek kadar zamanının olmadığını, kendisinin okuma yazmayı ilk andan itibaren bildiğini, bunu kendisine abisi Jem’in söylediğini, öğretmenine söyler.
Bayan Caroline, Scout’un yalan söylediğini düşünür ve ona; “Hayal gücümüzün bu kadar ileri gitmesine izin vermeyelim hayatım, ” der. 


Tekrardan Bayan Caroline; “Babana söyle, artık sana bir şey öğretmesin, eğitime taze zihinle başlamak en iyisidir. Buradan itibaren konuyu ben devralıyorum ve verilen zararı gidermeye çalışacağım…” der. Ayrıca baban nasıl öğreteceğini bilmiyor, der. Böylece öğretmen, Scout ve babasını aşağılama kompleksine girer.
Öğle arasında abisi Jem, kardeşi Scout’a okulun nasıl gittiğini sorar. “Kalmak zorunda olmasam çıkıp giderdim. Jem, o lanet hanım, babamın bana okumayı öğrettiğini ve artık buna bir son vermesi gerektiğini…” diye, anlatır. Merak etme Scout diye yatıştırır Jem kardeşini.
Bizim öğretmenimiz Bayan Caroline’nin yeni bir öğretme metodu denediğini söylüyor. Üniversitede öğrenmiş bunu. Yakında bütün sınıflarda uygulanacakmış. Bu yöntemle kitaplardan fazla bir şey öğrenmek zorunda değilmişsin… Yani inekler hakkında bir şeyler öğrenmek istiyorsan, gidip birini sağıyorsun, böyle bir şey işte, anladın mı kardeşim, diye izah etmeye çalışır. Bu sistemin adına, Dewey Ondalık Sistemi deniyor.
Scout, Jem’in bildirilerini asla sorgulamazdı ama bu sisteme başlamak için bir neden görmüyordu. Dewey Ondalık Sistemi, kısmen Bayan Caroline’nin üzerlerinde “kedi”, “fare”, “adam” ve “sen” yazan kartları suratlarına sallaması, anlamına geliyordu. Bizden bir yorum yapmamız beklenmiyormuş gibiydi ve sınıf da bu izlenimci keşfi sessizce kabullenmişti. Scout ders arasında sıkılmış, okuma yazma bildiği için arkadaşına mektup yazıyordu. Fakat onu Bayan Caroline yakaladı ve azarladı. Üstelik birinci sınıfta küçük harfle değil, büyük harfle yazarız. Üçüncü sınıfa kadar küçük harfle yazmayı öğrenmeyeceksiniz… Diye de sert çıkışır Scout’a. 


Öğlen yemeğe gidecek olanlar, parmak kaldırsın, der. İki çocuk parmak kaldırmıştır. Yemeğini getirmiş olanlar olan herkes, sırasının üstüne koysun, der. Çocuklar yemeklerini sıraların üstüne koyarlar. Bayan Caroline sıraların arasında gezinmeye ve yemeklerin içeriğini incelemeye başlar. Hoşuna gidenlere başını sallar. Hoşuna gitmeyenlere hafifçe kaş çatar.
Bir öğrencinin sırasına gelince durur. Seninki nerde, bu sabah yemeğini almayı unuttun mu, diye sorar. Öğretmen birkaç defa sorunca çocuk, eve, diye mırıldanmak zorunda kalır. Öğretmeni ona bir şeyler yemesi için para uzatır fakat çocuk kabul etmez. Çünkü onlar ailecek iade edemeyecekleri hiçbir şeyi kabul etmezlerdi. Ne kilise yardım sepeti ne de bağış çeki. Kimseden bir şey almazlar, ellerinde ne varsa onunla idare ederlerdi. Tüm bunları çocuk açıklayamayınca arkadaşları, Scout’tan açıklamasını rica ettiler. Scout da bunları açıklayıp, öğretmenim onu utandırıyorsunuz, lütfen ona bir şey vermeye çalışmayın, der.
Bayan Coraline kıpırdamadan durur ve sonra Scout’un yakasından kavrayıp masasına sürükler. Bu sabah senden yeterince çektim. Her seferinde yanlış adım atıyorsun, elini uzat, der… Scout ise öğretmenin eline tüküreceğini sanmıştı. Çünkü o yörede ancak bu amaç için el uzatılırdı. Öğretmen cetvelini almış ve altı kez eline vurmuştu. Scout tüm bunları hak etmemişti. Sadece öğretmenini bilmediği bir konuda aydınlatmıştı. Buna bu kadar tepki göstereceğini nerden bilebilirdi. 


Tüm bu yaşananlara sınıf öyle bir gülmüştü ki, öğretmen sınıfı susturmakta zorlanmıştı. Henüz Ondalık Sistemin gizemiyle tanışmamış olan yan sınıfın öğretmeni, gürültüden rahatsız olup, “Bu sınıftan bir daha bir ses duyacak olursam, içindeki herkesle birlikte yakarım, “Bayan Caroline bütün bu gürültüden, altıncı sınıftakiler piramitlere konsantre olamıyor!“ der.
Bayan Caroline, derste öyle bir çığlık atmıştı ki, öğrenciler onun bir fare görmüş olduğunu düşünüp, ne tarafa kaçtı öğretmenim, diyorlar, ona yardımcı olmaya çalışıyorlardı. Öğretmen ise iri cüsseli kirli bir çocuğu gösteriyordu. Çocuklar anladılar ki, öğretmenleri o öğrencinin kafasında bit görmüş ve şok olmuştu. Çocuklar öğretmenlerini sakinleştirmek için korkmayın size bir şey yapmaz, diyorlar ve su ikram ediyorlardı. Bayan Caroline çocuğa, bu gün sana izin veriyorum, saçlarını iyice küllü sabunla yıka ve gaz yağıyla başını iyice ov, öteki çocuklara geçmesin, der. 


Çocuk kabaca güler ve beni siz eve göndermiyorsunuz, ben kendim gidiyorum, zaten bu yılki vaktimi doldurdum, der. Bayan Caroline şaşırır. Ne demek istiyorsun, der. Fakat iri çocuk öğretmeni küçümser bir homurtu ile sınıfı terk eder. Açıklamak da diğer öğrenciler düşer. Bu ve bu tür öğrenciler, sadece yılın ilk günü gelir, sonra da giderler. İlk gün isimleri yoklama defterine girince yasa uygulanmış, farz ediliyor. Yılın geri kalanında sanki buradalarmış gibi işaret koymanız gerekiyor deftere. Örneğin bu öğrenci üç yıldır birinci sınıf okuyor.
Bayan Caroline çocuğa, “Lütfen yerine otur!” der. Çocuk ise, “Hele bir dene de oturt beni bakalım!” der. “Seni rapor edeceğim, ” der öğretmen. Çocuk ise, “Rapor edersen lanet olsun sana, bana bir şey yapacak sümüklü öğretmen daha anasından doğmadı! Sen de beni hiçbir yere yollayamazsın bayan. Unutma sakın, hiçbir yere yollayamazsın, ” der. Bayan Caroline ağlayıncaya kadar bekledi ve sonra gitti.
Bayan Caroline’yi teselli etmek yine diğer çocuklara düşer. Scout da dahil herkes kürsünün etrafına toplanır. Çeşitli yöntemlerle Bayan Caroline’yi rahatlatmaya çalışırlar. Hakikaten o öğretmeni ağlatan öğrenci kötü bir çocuktur. Öğretmene küfürlü konuşmuştur… İnsan öğretmenine hiç böyle şeyler der mi… Çocuklar, “Öğretmenim korkmayın, artık niye bize bir hikaye okumuyorsunuz? Sabahki o kedi şeyi sahiden güzeldi, ” derler…
Öğretmen gülümseyip, teşekkür ederim canlarım, diyerek öğrencilerini yerlerine gönderdi ve eline bir kitap alıp, bir geçitte yaşamakta olan karakurbağa ile ilgili uzun bir öyküyle birinci sınıfı hayretlere boğar… 


O gün sanki Bayan Caroline haksız yere Scout’u dövmesinin bedelini ödemişti ve yaşadıkları olaylardan sonra da öğretmeni teselli etme yine Scout’a düşmüştü.
Akşam Scout eve dönerken, okulun geri kalan günleri de, ilk günkü gibi sahnelerle geçecekse biraz eğlenceli olabilirdi. Ama okuma yazma bildiği halde dokuz ay okuyup yazmadan geçirme fikri okuldan kaçıp gitme fikrine yol açıyordu. Ama babası ile anlaşıp evde okumalarına devam edeceklerdi…
Geri kalan okul günleri de ilk günden daha hayırlı olmamıştır. Aslında giderek büyüyen ve yayılan ve asıl işlevi öğrencilere Grup Dinamiklerini öğretmek olan, kilometrelerce el işi kağıdı ve mum boya tüketilen, iyi niyetli ama yarasız ve de sonsuz bir Proje çerçevesinde geçer günler. Abisi Jem’in, Dewey Ondalık Sistemi dediği şey, ilk sonunda tüm okullarda uygulanır hale geldiği için, bunu başka öğretme teknikleriyle kıyaslama imkanları olmaz birinci sınıfların.
Yarı Ondalık Sistemi, yarı Eski Sistem eğitimi alan Jem, hem kendi başına hem de gurup içinde etkin bir işleve sahip görünüyordu ama Jem de iyi bir örnek sayılmazdı. İnsanlar tarafından geliştirilen hiçbir eğitim sistemi Scout’u ve abisi Jem’i okumaktan alıkoyamazdı. 


Scout ağır aksak okul sisteminde gevşek gevşek ilerlerken, kendini bir konuda aldatılmış hissetmekten de alamıyordu. Bilmediği şeyler dışında önündeki on iki yılın büyük bir sıkıntı içinde geçeceğine inanıyordu. 

Sonuç:
Scout, çok başarılı, anlayışlı iyi bir öğrencidir. Babasının ve abisinin de nasihatları ve uyarıları sayesinde iyi bir vatandaş olacaktır. Kendisine kötü davranan kişilere bile anlayışlı olmaktadır. Babasından öğrendiği gibi insanları olduğu gibi kabul etmektedir. Böylece insanlara ve olaylara objektif bakabilmektedir. 

 
Toplam blog
: 425
: 3089
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara