​ Bunları, biliyor muydunuz? (6) / Blog / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Mart '10

 
Kategori
Blog
 

Bunları, biliyor muydunuz? (6)

Bunları, biliyor muydunuz? (6)
 

& Blog’larında, “yangın vaaaar, diye bağıranların, bir gün hakiki surette felâkete maruz kaldıklarında, onlara inananların, ikinci haykırışta sırt çevireceklerinin, anlaşıldığını,

& Arzu üzerine iyilik yapıp denize attığımızı, bunu balik’in bilmek istemediğini, biz de “zorla güzellik olmaz” dediğimizi, altındaki ince hesaplarınsa, sonra sonra ortaya çıktığını, mahkemeye verilmekle tehdit edildiğimizi, esas mahkemeliğin, tacizci olmasının gerekmesine rağmen, hiç ağza alınmadığını, böyle bir filmi daha önce de , herkesler gibi gördüğümüzü,

& Yanlış ve eksik bilgilendirilme neticesinde, saygıdeğer (!) insanlarımızın, bulgur dibekçisinin “Hık” deyicisi gibi yorum yaptıklarını, içlerinde dost bildiklerimizin de bulunmasını, esefle karşılayıp, “sen de mi Burutus “ dediğimizi,

& Tarlamıza bile bile darı ektiğimizi, karga kovalamaktan da gına getirdiğimizi, bu sayfayı taaa, Antalya’daki Şelâle Gazetesinden beri yayında tutarak, bunu Aydın’da, Denizli’de noktaladığımızı, ısrar üzerine, tekrar burada vizyona soktuğumuzu,

& Bazı yamuklukları doğrultma, çaresinin, o şahsı utandırmaktan geçtiğini, bunun için maydanoz olup, içine mercan köşkü, nane katıp limoni bir birleşim elde ederek meseleleri ortaya döktüğümüzü, bir nevi foya ve leke de çıkarabilen, bu karşımın, sadece vicdan lekesini çıkaramadığını, daima sellerin gidip, geriye de kum bıraktıklarını,

& İnsanları fazla örselemeden, gündelik yaşamlardan, davranışlardan, çiğliklerden, güzelliğe kadarki sosyal blog aktualitesine renk vermek, hicvetmek üzere kaleme aldığımızı, biraz da hoşgörüye sığındığımızı, hoşgörmeyenlerin, canı isteyenlere de, mahkeme kapılarını, sonuna kadar açtığımızı, kuşlara rağmen darımızı, tarlaya ekeceğimizi, hodri meydan dediğimizi,

& Yılbaşından bu yana, blog dükkânına kilit asarak, kapıyı çarpıp giden Karaoğlu’ nun “blog yazarı olma inancımı bulana kadar kapalıyım” dediğinden beri, taviz vermemesinin sebebini merak ettiğimizi

& Aynı şahsın “yazmağa hevesliyim ama, isteksizim. Kendimi birer ısırık alınıp da çöpe atılmış kurabiyeler gibi hissediyorum” söylemini, biraz daha istek üzerine açarak “ Onca emek, düşünce ve duyguyla yazılan yazıların, çocuğun önüne konulan kocaman bir tabaktaki çeşitli kurabiyelerden en albenilisini eline alıp, bir ısırarak, daha tadına dahi bakmadan, bir sonrakine geçişidir” dediğini, bloglardan temelli çekip gidenlerde, bu derin felsefenin hakim olduğu kanaatini taşıdığımızı,

& Bu yaman ayrılığın esas sebepleri bilinmemekle beraber, tahminen, elinde çekici olanın, herkesi “çivi” sandığını, çok horozlananların, öttüklerinde güneşi, kendilerinin doğurduklarını sananların veya veya, yerde dolaşırken, elimizden yem yiyen güvercinlerin havalanınca “kafamıza ettiklerinin “ olabileğini, şaşkın ördeklerin, tehlike anında, suya, nerelerinden dalabileceklerini şaşkınlıktan unuttuklarını, bir görüş olarak ifade eylediğimizi, adı geçenin, dost ısrarlarıyle da bu ayrılığa ancak 9 gün dayanabildiğini, yeniden yazdığını,

& Çakal çakalı, izinden tanıdığını hala bilmeyenlerin olup, hala çakallıkta ısrarla, inadım inat. çaldığım düdük diye direnmeğe devamla seslerini kesmediklerini,

& Eleştiri dozunu artırarak blog yazanların “ sinek” durumuna düşeceğini, bunu, bir buluş gibi öne çıkaran aklı evvel Ali Açıkgöz’e,

Necip Köni’nin, ince ayar çekerek, nefis bir ince ayar yaparak, haddini bildirdiğini “ sineğin de bir izzeti nefsi” olduğunu yazarak edebiyle, “edebi olarak” benzetme harikaları yarattığını,

& Bloglarda çok yüksek okunma oranlarına rağmen, tek bir yorum yok diye yakınarak “Kedinin seksi olanı makbul” konulu bloğumuzun tam 2487 kere okunmağa karşılık, tek yorum almadığıma içerlediğim sırada, Sevgili Aydın Sevincin bir bloğunun tam 16 bin 151 defa okunduğunu, ona da yorum yapılmadığını ve bununla teselli bulduğumuzu,

& Sevinç’in konu başlığının “Porno film yıldızı mı, Şeyrtan askeri bir satanist mi?” olduğu, başlıklarımızda seksi çağrıştıran sözcüğün ortak yanımız olduğunu, neden yorum yok deyip bu kadar kişi okuduğu halde, bunlardan bir tekinin dahi fikri yok mu?” diye de sorduğumuzu,

& Demek ki, yazı önemli olmasa da, atılan başlığın önemli olduğunu, Attila İlhan Hocamızın “ haber, bir mini etek gibi olmalı ve her şeyi içine almalıdır” deyişinin, halen geçerli olduğunu

& Yazısına sırf, “Blog” sözcüğünü sokabilmek için blok başlığına “Blog’da seks” diyen Orhan Tez’in bu kandırıkçı tutumunun devam ettiğini, kendisini, yorumlarda tenkit edenlerin hiç birine, cevap bile vermediğini,

& Son olarak bizim “ Kendini otomatiğe bağlamışsın. Kopyala yapıştırılarak bir yere de varamazsın. Editörlere takılmadan nasıl yayında bulunabiliyorsun? “Yazının İçinde yorum yok” demiyor mu editörler? diye sorduğumuzu, cevap da alamadığımızı,

& Turgut Çelik’in “ editörden seçmeler” yerine “ Editörün beğendikleri” şeklinde olmasının, daha uygun olacağını, bir yorumunda belirttiğini, 500’e yakın yazı yazdığını, buraya giren yazısının olmadığından yakındığını “ Şayet burada yazım çıkarsa, çerçeveleteceğim” dediğini,

& Kaz Dağı yamaçlarını mesken tutan, postu oraya sererek dostlarına bahar partisiveren Neşe Evrim’in, İzmir’de kadim dostu Doktor blogcumuzun, Neşeyi çok duygulandırdığını, örnek bir arkadaşlık sergilediklerini,

& Vewyorker’in aslında Türkçesi çok düzgün ve zengin blogları olduğunu, yorum yazarken de dilini gırgır olsun diye bozduğunu sandığımızı, bunu söylediğimizde de “ Var seni okumamak. Yok işte!” diye zılgıt çektiğini, “kırık Türkçesi” ile blog’da isim yaptığını, kendisinden yeni zılgıtlar da beklediğimizi,

& Ruksan İldan’ın en son hazırladığı “ Oltama takılanlar” listesini hazırlayarak, Guinnes Kitabına girmeğe hak kazandığını, herkesin bunu övüp, milli kütüphanedeki gibi bu bloğu, devamlı karıştırarak, aradıklarını bulduklarını

BİLİYOR MUYDUNUZ ?

 
Toplam blog
: 1616
: 918
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Hayatın dikenli yollarından geçmenin  sırrı, aralarından çabuk geçmektir. Ümit, naylon çorap giyd..