Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Nisan '10

 
Kategori
Blog
 

Bunların farkında mısınız?

Bunların farkında mısınız?
 

İnternetten...


Yazarlık doğuştan gelen bir yetenek, bir Allah vergisi... Alaylı ya da mektepli, bu yeteneğe sahip kişiler ustalarından veya mekteplerinden aldıkları eğitimle ileri yaşlarında daha da pişerek olgunlaşırlar. Artık onlar bir sözcük sihirbazıdırlar, sözcüklerle adeta köşe kapmaca oynarlar.

Peki, yazarlıkta usta olmak kişilikte de usta olmayı gerektiriyor mu? Bu sorunun cevabı maalesef "hayır"dır. Bazı yazarlar yazdıkça yücelirlerken, bazı yazarlar da yazdıkça alçaklaşırlar.

Bazı yazarlar toplumun alt katmanlarında cereyan eden basit polemikleri aşarak bunun üzerine çıkarken, aşağıdaki basitliği de aşağılamadan, anlayışla karşılayarak onları aydınlatmaya ve yukarı çekmeye çaba gösterirler. Kendilerini hiçbir zaman yukarılarda görmezler, onlara ait ve onlardan biri olarak görürler.

Bazı yazarlarsa, "salyangoz kabuğundan çıkmış, kabuğunu beğenmemiş" misali kendilerini dev aynasında görürler ve kendilerinin içinden çıktıkları halkı aşağıladıkça aşağılarlar. Bu konuda Allah vergisi yeteneklerini halkı aşağılamak için kullanırlar ve değme mücitlere taş çıkartan hakaret sözcükleri icat ederler. Kendileri gibi düşünmeyen herkes bu hakaretlerden nasibini alır.

Bunun ideolojiyle de bir ilgisi yoktur. Eğer öyle olsaydı, farklı ideolojilerde olmalarına rağmen bir Necip Fazıl, bir Nazim Hikmet, her ikisi birden, geçen yıllarla beraber yüceldikçe yücelemezlerdi.

Bu bir kişilik meselesidir. Yazarlık yeteneğini toplum yararı için değil de, kişisel dürtülerini tatmin için bir silah olarak kullanıp ona buna saldıranların bir patalojik bozukluk, bir psikolojik sapma içerisinde oldukları muhtemeldir. Yine muhtemeldir ki bu kişiler kötü bir çocukluk dönemi geçirmişlerdir. Bu itibarla bu kişiler 70 yaşına da gelseler yine geçmişlerine bakmak gerekir.

Bunları neden blog kategorisinde yazıyorum? Beğenilir ya da beğenilmez, bloglarda da yazın işi yapılıyor. Yeri gelmişken hemen belirtmeliyim ki, blog yazarlarını basite indirgemek için toptancılık yaparak onlara "yazar" değil de "yazan" nitelemesi yapılmasını da şiddetle kınıyorum. Aramızda hiç de azımsanamayacak kadar değme profesyonel yazarlara şapka çıkartacak sapına kadar yazar arkadaşlar var. Tek eksikleri ücretsiz yazmalarıdır.

Konumuza dönersek, girişteki görüşlerimin tabii ki bloglarda da yansıması olacaktır. 20 yaşındaki genç bir yazar arkadaşımızın aralık ayında, yanı aylar önce yazdığı "Okunması gereken ilk on blog yazarı" başlıklı yazısı ilgi görüp 643 kez okunma sayısıyla aktif MB yazarlarının neredeyse tamamınca okunduğu anlaşılmışken, bir yazarımızın, aylar sonra hiç kimse okumamış gibi bu yazıyı gündeme taşıyarak genç yazar arkadaş hakkında demediğini bırakmamasını nasıl değerlendirmek gerekir acaba? Her fırsatta gazetecilik mesleğinin kitabını yazdığından dem vuran bu arkadaşımız ya "hazımsızlık" yaşamaktadır, ya da herkesin bildiği şeyi o, yeni öğrenmiştir. Haddim olmayarak gazetecilikte buna "haber atlatmak" dendiğini hatırlatmak isiyorum.

Ben şundan çok eminim ki, eğer o genç arkadaşımız onu ya da yandaşı bir yazarı liste başında yazsaydı, yine 20 yaşına dikkat çekilecek ve yere göğe sığdırılamayacaktı! Arkadaşın en büyük hatası listesindeki birinci sıraya siyaset kategorisinde okunması gereken ilk isim olarak "Hasan Basri Özgen" adını yazmasıydı! Bu yazıyı okuduğumda fazla önemsememiş, sadece arkadaşa nezaketen teşekkür yorumu göndermekle yetinmiştim. Bu yazıyı sayfamda önerme gereği bile duymamıştım. Ama şimdi inadına önereceğim, sayfamdan okuyabilirsiniz.

Genç arkadaş benim bir siyaset yazımı okumuş ve yorum göndermişti. Yazımı çok beğenmiş olmalı ki, yaptığı listede birinci sırada benim adımı yazmıştı. Aylar sonra eleştirilmesi üzerine arkadaşın sayfasına girdim ve yazılarını inceledim. Arkadaş ağırlıklı olarak siyaset yazıları yazmış ve benim görüşlerime karşıt, kendisini eleştiren gazeteci arkadaşın görüşlerine yandaş görüşleri savunmuş.

Demek ki arkadaş karşıt görüşlü birine listesinde birinci sırada yer verebilmiş. Kutlanması gereken bir davranış. Ve yine demek ki gerçekte eleştirilen, hazımsızlık gösterilen genç arkadaş değil, benmişim! 20 yaşındaki bir arkadaşımız bu kadar toleranslı olabiliyorken, nasıl oluyor da yılların gazetecisi olmakla övünen biri bu kadar tutucu, bu kadar karşı görüşe kindar olabiliyor!

Arkadaşımız kendisi gibi düşünmeyen bizlere tepeden bakıyor ve her fırsatta küçümsemeye ve aşağılamaya çalışıyor. Bir yorumundaki bizim için son nitelemesi "dış kapının dış mandalı"dır. Öyle ya, biz, gazetecilikten, yazarlıktan ne anlarız! Biz olsak olsak sıradan bir "yazan"ız. Ve bizim hiçbir konu hakkında görüş bildirmeye ne hakkımız vardır, ne de haddimiz. Arkadaşımızın gazetecilik konusunda kendisi için yazdıklarına inanıyor ve kendisini üstad ve düayen olarak kabul ediyoruz. Son nitelemesi için de kendisine "eyvallah" diyoruz.

Diyoruz da, yazarlıkda çaylak olan bizler dış kapının dış mandalıysak, bir üstad ve bir düayen olarak kendileri de "iç kapının iç mandalı" olmaları gerekir herhalde... İyi de; dış kapının dış mandalı haneyi korumak ve güvenliği sağlamak gibi çok asil ve yürekli bir görevi yerine getiriyor.

Yazmak tabii ki büyük bir maharet, ama esas büyük maharet büyürken küçülmesini bilebilmek, egonun esiri olarak ona buna çamur fırlatmak değil, empatinin engin denizlerinde kulaç sallayabilmektir.

BUNLARIN

FARKINDA MISINIZ?

 
Toplam blog
: 337
: 4184
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Hukukçuyum... Hukukun üstünlüğünün ve hukukçunun saygınlığının ülkemde gelişmesini ve kalıcı olma..