- Kategori
- Edebiyat
Bünyamin Alaç Şiirleri

Bünyamin ALAÇ
Bünyamın Alaç Şiirleri (1)
Hakkımızda olumlu şahadet, müspet kanaatler edinmiş olmalı ki, her karşılaşmamızda, terbiye ve nezaket içinde davrandı, saygıda kusur etmedi, biz de onu sevmiştik.
İlk memuriyetine Ardahan’da başladı. Yedi yıl sonra Rize’ye döndü. Kader’e olan inancını teyit eder nitelikte, en çok beğenilen “Ey Kader!” diye başlayan “Her şey çok güzel olacak” isimli şiirinde en güzel gençlik yıllarının geçtiği ve hayatının bir kesitini oluşturan taşra yaşamından çağrışımlar yakalamaya çalıştığını gördüğüm bu şiirinde; “ Ey Kader ey kahpe yazgı” diye başlarken, yaşadığı kenti, bulunduğu çevreyi fakirlerin gettosu olarak tanımlıyor, kendini de bu gettonun bir bireyi ya da bir sakini gibi görüyor.
Dünya’da ezilenlerin yaşadığı acıları, fakirlerin- yoksulların-yaşadığı hayata empati duyuyor, onlara içerden birisi olarak bakıyor, belki de hayata bir sıfır önde başlamış olanların safında kendisini görmek istemiyor. Kapitalist ve aristokrat zümrelerden kendini ayırıyor.
Kaderin-yazgının- daha çok haramzade mirasyedilerin kankası gibi durduğunu, diğer taraftan, o bölgelerde hala hatıraları canlı olan savaş hikâyelerinin verdiği ilhamla, Ruslarla yapılan savaşların geçtiği siperlerde savaşan bir askerin ruh penceresinden aldığı esinle ; “Saplayıp terk ettiğin bir bataktayım/ Sanki Stalingrad önlerindeki çataktayım.” Derken kendini cephede savaşan bir asker gibi görüyor.
Memuriyet bir yaşam biçimi olduğunu düşünürsek, bu anlayış içerisinde memuriyet parasal anlamda insanı zengin etmez… Bir memurun normal şartlar altında asla bir kapitalist olamayacağını, özgürde olamayacağı fikrini benimserken, aynada kendini daha net görmeye çalışıyor.
Dünya’nın, zenginler için bir cennet olduğu söyleriz ya, Bünyamin de, hayata bulunduğu cepheden bakarken, kader denilen olguyu müşahhas, kapitalist bir kişilik olarak özdeşleştiriyor, bu açıdan bakarken de; “Sen de bir kapitalistsin biliyorum/ve işini de çok iyi yapıyorsun görüyorum” derken, kaderin zenginlere gülümsediğini ve barışık olduğunu dile getiriyor.
Değil Ardahan Dünyalara sığmazdı, hem çalışıp, hem özgür olmak gerekir dedi. Rotasyon mevzuatına göre tayininde sıkıntılar çekti, tünelin ucunda bir ışığı hep gördü ancak bu ışık kendine yetmedi! Gurbet özlemi, yalnızlık ve çaresizlik psikolojisi onu da sarmalamış olacak ki; bu durumu “ müebbet bir kaosa” benzetti.
“Ne son gün tarihi var bu süreçte/ ne teskere ne şafak/Özgürleştirmeliydi insanı çalışmak” tünelde bir ışık aradı.
Babasına telefon etti,annesi ile konuştu, bizler akraba ve dost-arkadaşları ile görüştü vs., her kimle konuştuysa; özlemini anlattı, mevcut durumundan dert yandı bazen…
“_ Aman! Bünyamın, sakın halinden şikâyet etme,
_”Bu zaman iş bulmak kolay mı?”
_” Şükret haline!” derdik kendisine,
Bu nasihatimize de şiirinde yer vermiş; “Ne zorun var ki! Orada kal diyorsun/ şükret haline sakın ha hiç sesini çıkarma” mısralarında karşılık buldu.
Ben ülkemin en uzak, uc noktasında/ serhatlarındayım/tıpkı diğer türevleri gibi millet bahçesi olan/ minicik bir kentindeyim/Mütevazı Kuzeydoğu Anadolu’mun/ bana verdikleri ile tevekkül edip/ yetinmekteyim.” Şeklindeki mısralarından daha güzel bir Ardahan anlatılamaz. Verilen nasihatlere de açık olduğunu gördük.
“Kışları soğuk ve sert/ yazları sıcak ve kurak geçen/ her coğrafyanın /o klasik makûs talihiyle baş başayım” derken her şeye rağmen bu küçük kentte mutluydu, büyük şehirlerin sorunlarını tanımamıştı, metropolün kasvetli havasında boğulmak istemem diyordu, ancak “ O güzelim camilerin/ o ruhani ezan seslerinin mistik sufizmine duyduğu özlemi de dışa vuruyordu sanki…
Ruhunda kopan fırtınalara rağmen, kalbinde yer edeni bütün iyi niyetli duygularının dışa vurumu anlamına gelen tebessüm ve güleç yüzü bile yetmedi anlaşılmasına.
Sesine kulak verilmediği endişesini taşıdı, gerçekten anlaşılamadı… Hiç kimse de anlamadı onu!
Geçen Kış şehir merkezindeki evine misafir oldum, Rizespor’un maçını seyrettik, sütlaç yedik ve çay içtik.
30’u aşkın şiirin olduğu bir dosyayı uzattı bana, okumamı, yorum yapmamı, eleştiri getirmemi istedi. O gün ruh halim müsait değildi. Oturdum aşağıdaki şiirine bu eleştirel yorumu yazdım ve şiirlerini oldukça da beğendim.
Bünyamin bugün aramızda yok, Şiirleriyle hatırlanacak… Ruhu şad olsun…
….. ….. …..
Not:
Geçen gün şeytanın hilede kusur etmediği bir akşam vakti, Bünyamin ALAÇ, çok yakın komşusu ve akrabası Hasan ALACA’la yaptığı silahlı kavganın sonucu hayatını kaybetti. Karşılıklı çatışarak her iki gencin de ölmesi derin bir üzüntü meydana getirdi.
Bu olaydan herkes çok önemli dersler çıkarmış olmalıdır. Çocuklarımızla ilgilenmiyoruz! İlgilenmeliyiz… Tecrübelerimizi aktarmalıyız, Alaç/Alaca aileleri bu iki delikanlının sinerjisinden yani hep birlikte hareket gücünden istifade edip, kendileri için yararlı olan daha güzel işler başarabilirdi, hırs, enaniyet, bencillik, cehalet, dedikodu çocukları ailelerinden ayırdı, ALAÇ/ALACA aileleri için yeri doldurulamayacak bir boşluk bıraktı, her iki aileye sabır diliyor, bu olaydan gelecek için de ders çıkarılmasını temenni ediyorum.
Ali Emir KARAALİ,
RİZE
05.08.2013
Söz konusu ŞİİR aşağıdadır.
HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK ...
ey kader !
ey kahpe yazgı !
fakirlerin gettosuna uğramayan,
bir elvis presley şarkısı.
zenginlerin en kadim, yakın dostu,
haramzade mirasyedilerin kankası.
saplayıp terkettiğin bir bataktayım,
sanki stalingrad önlerindeki çataktayım.
sende bir kapitalistsin, biliyorum
ve işini de çok iyi yapıyorsun, görüyorum.
ne son gün tarihi var bu süreçte; ne teskere, ne şafak
özgürleştirmeliydi insanı çalışmak;
oysa;
ben ise müebbet bir kaosta
gün ortasında karanlıklar lapa lapa yağarken yurduma,
ben hala bir pazar sabahıydı diye başlayan şiirlerde,
tünelin ucundan gözüken aydınlıkta
ne zorun var ki ! orada kal diyorsun,
şükret haline sakın ha hiç sesini çıkartma;
öldürmeyen güçlendirir, pişirir, kavi yapar ironisi
hayallerinde en özgür en yaratıcı olur ya insan;
kelebek ömürlü ütopyaların tutkulu beklentisi,
siyah beyaz, çizgi - romansal gerçeklikte ki,
anlık sevinçlerin rengarenk, düşsel avuntusu
ben ülkemin en uzak, uc noktasında,
serhatlerindeyim
tıpkı diğer türevleri gibi millet bahçesi olan
minicik bir kentindeyim
ve mütevazı kuzey doğu anadolumun
bana verdikleriyle tevekkül edip,
yetinmekteyim
sense devasa bir tarihin tanığı olan,
antik metropolün bosphorusunda, galata kulesinde,
o çılgın ve gizemli çekiciliğin
kalu bela da ki orijinal ruhunu yok edip
sıradan bir matbu evrağa dönüştüren,
her biri yek diğerinin aynısı
büyülü karanlıklarındasın...
hiç zannetmiyorum ama bir ihtimal;
olur da; başarıp erişirsen eğer,
o güzelim camilerin, o ruhani ezan seslerinin
mistik sufizmindesin
seninle benim nasıl bir kesişmem olabilir ki
tesadüfen mi ?
hiç mevzu bahis bile edilemez;
çok yoğunsun biliyorum ve çok meşakkatli mesailer de,
sanki ne berlin duvarı yıkılmış, ne de trt de bizimkiler dizisi oynamış,
sanki ne demir leydi yaşamış ne de demir perde var olmuş,
bilmem ki ben hangi bin dokuzyüzlerdeyim...
kalantor aristokratlar üst sınıftan,
ve kentsoylu olduğunu iddia eden sonradan görmeler,
popüler kültürün takipçileri,
sistemin yarattığı hilkat garibeleri,
sanatsal değeri yüksek rembrant tablosu arayan kalpazanlar...
oysa ben yıllardır
son günlerin pek moda şarkısı
"amanın yandım zühtüyü" dinleyenlerdenim
oysa ki; ben ! kaç yıl oldu unuttum;
karasal iklimlerdeyim;
kışları soğuk ve sert, yazları sıcak ve kurak geçen,
her coğrafyanın ; o klasik, maküs talihiyle baş başayım
sen mi bana ayak vereceksin ?
inanmam !
ispanya iç savaşında; uluslararası tugayda,
jarama nehrinde çarpışmışken
ve enternasyoneli söylemişken gür sesle;
çanlar kimin için çalıyor da bir kahramanı olduğum
ve ruhumun öldüğü günden bu yana
kulak verebileceğine bile
asla inanmam ! ...
Bünyamin ALAÇ
12/03/2012
Ardahan