​ Burada biraz duralım... / Doğal Hayat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ocak '07

 
Kategori
Doğal Hayat
 

Burada biraz duralım...

Burada biraz duralım...
 

Adaletin koştuğu kulvarlara bir türlü akamayan hayat dinazorlara bile küçük geldi... Sersemletici biliyorum. Yekpare bir hüzün, keskin bir kılıca dönüşüverirse diye bekleyenler avucunu yalar mı? Yalar.

Zaman geçiyor. Kaldırımlar yenileniyor. Ve belki sonbahar çöküyordur üzerine senin. Günlerin tılsımı her geçen güne yaslanıveriyor. Anlatmak istediklerim birikiyor. (Çok birikmesin) Eksikliğin silueti jargonuma yapışıp kalıyor. Çocukça bir sevincin hüznüne bulanmışım. Olgun başaklar gibi, yanı başımda salınıp duruyor mevsimler. Mevsimlerin senin. Zamanla başlayıp zamanla biten seslerin akustik buğusunu her daim duymak gerekmese.

Kodlarını çözmekle geçirdiğim dingin çağların gerisindeyim şimdi. Ding-donk. Yenikliğin mağduru ve savaşanı olmak istemiyorum. Alıp başını gitmek kadar kolay olmasa. Şımarabilsem yanı başında.

Dilime dolanan kelimeler zihnimi bulandırmasın. Belki zeytinyağlı taze fasulyeyi bile özlemem. hayatla dansım tangoya benzemiyor benim. Esrik tadlarımla mevsimlerine ayak uydurursam eğer. Sana sarıldığımdan pişman olmamam gerek. Olmazsam eğer!.

Kucağımda kundaklı bir bebeğin vızıldaması gibi ağlar kelimelerim benim. Ağlamaklı oluşu bittiğinde vuslat memedir verilir eline yalnızlıkların. Hakkımda suizan etmesin kimse. Her zaman her yere giderim.

Keşke vazgeçilmese. Vazgeçmek yasaklansın.

Kendime pasajlar açıyorum. Ikınıp sıkılan cüzdanların hürriyete kavuşması gibi ulvi, sebepsiz bir tebessüm kadar naif, bırakılmayacak kadar hırçın ve yaşanılası bir şeydir de hayat. Ve engebeli arazide ağır aksak yürümek kadar ısrarcı bir arayışın merakını, alıp bırakıyorum başucumda bekleyen ellerine. Michalangelo’nun parmaklarına dokunmak, sistematik ve iptidai bir varoluşun kanatlarına binmek hep gecelere nasip olmasa!. Nasiptir. Gelir....

Kesintisiz bir sevincin iklimine terk edilen heveslerinde susamışlığı vardır. Bilmek yetmeyecek. Ah yetmeyecek. Kaşındırır durur uçsuz bucaksız ovaların serinliği içimi. Tabloların kardeşliğine benzer. Eski kilimlere birazda duvarlarda asılı duran. Nihaventten acem aşirana. Beylik lafların uçuştuğu, çayların deminde sararan yoksulluk. Ah bilmiyor kimseler bizi ve izimizi. Sahipsizmiyiz?. Sorular sormayalım istersen. Bir uçtan bir uca uzanan kilimlerde dalıp giden bakışlara karışan ilk öpücüklerle. Tarih tarihte tarih olarak kalmasa.!

Kavmim beni bağışla. Seviyorum koşarak da geliyorum işte. Saçlarının kokusuna baharım sinmiş. Sinsin anasını satıyım. Düşünmek erdeminde kalıyorum böyle. Uzun bir yolculuk oluyorum. Gece yarısı yağmurlarla gelip giden otoyol kaçkınıyım. Firaridir bazen hayat. Vücut ısısıyla idare etmek zorunda kalırsın. Kim bilir, belki asırlar boyu bir koyakta unuturlar beni.

Kadınların terli şakaklarında düşünceli yalnızlıklar gelir oturur yanıma benim. Dağıtılmayı bekleyen sisli hava. Bir gülüşle gelen panik atak. Modernizme falan takılır kafalar. Unutulmaya yüz tutmuş, ancak bağıra bağıra çıkıp gelen yaşanabilirlik. Olabilirlik, koşabilirlik, uzanıp kalabilirlik.

En iyisi ben, yine senin sesinde kalayım. Şimdilik hoş bir sada olsun bana hayat. Zira “ben kendimi yolda görsem tanımam”*

* Güzel insan Şair Ahmet ERHAN’ın bir şiirinden alıntıdır.. (efendim!)

**Resmin hikayesi.

19 uncu yüzyılın büyük ingiliz ressamlarından William Holman Hunt'ın bir bahçeyi anlatan tablosu Londra Kraliyet Akademisi'nde sergileniyordu. Hunt'ın "Evrenin Işığı adını verdiği bu tabloda gece elinde fenerle bahçede duran filozof görünüşlü bir adam vardı. Adam tek eliyle bir kayıpı vuruyor ve içeriden sanki bir yanıt bekliyormuşçasına duruyordu. Tabloyu inceleyen bir sanat eleştirmeni Hunt'a döndü: "Güzel bir tablo doğrusu, ama anlamını bir türlü kavrayamadım" dedi. "Adamın vurduğu kapı hiç açılmayacak mı? ona kapı kolu çizmeyi unutmuşsunuzda..." Hunt gülümsedi. "Adam sıradan bir kapıya vurmuyor ki.." dedi ve tablosunun anlamını açıkladı.

"Bu kapı, insan kalbini simgeliyor. Ancak içeriden açılabildiği için dışarıda kol olması gerekmiyor..."

O kapı size içerden açılmamışsa giremessiniz....

*** ben bu yazıyı o zamanlar birlikte olmadığım ama büyük sevgiyle kavrulduğum sevgilim çağıl'a yazmıştım. Bunu hoşsada'da doğrulayacaktır. umarım.:)


 
Toplam blog
: 19
: 1423
Kayıt tarihi
: 18.09.06
 
 

Şu kainat beni içine aldığından beri Rodin'in heykeli gibi olmak yani düşünen adam olarak kalmak ist..