Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ağustos '11

 
Kategori
Deneme
 

Burhan Uygur'u hatırlamak

Hey gidi Burhan Uygur! 

Özlemişim onu. 

Dostluğum mu vardı, ahbap mıydım, iki kelime etmiş miydim ona? Hayır. 

Hayatımın pişmanlıklarından biridir; Üsküdar Sultantepe'de bir çay bahçesinde karşımdaki masada arkadaşlarıyla otururken yanına gidip tanışmayı çok istediğim halde çekinip bunu yapamayışım. 

Aynı sokakta oturduk dört yıl boyunca. Önceleri sadece fiziksel görünümü ilgimi çekmişti; kısacık boylu, fazla zayıf, çoğunlukla kirli sakallı, boynunda fuları, omzunda hiç eksik olmayan koca çantası ile dikkat çekmeyecek gibi değildi. Başı hep öne eğik durur, ağzından sigara hiç düşmezdi. Kim olduğunu bilmiyordum, ressam olduğunu duymuştum. İki apartman yukarımızda otururdu, karısı Vesile ve oğlu Tuna'yla. Gündüzleri de geçtiği olurdu sokaktan ama, en çok geceleri görürdük onu. Mutlaka sarhoş olurdu, daha evine varmadan bağırırdı sokakta, "Tuuunaaaa, Vesiiiileee" diye. Alışmıştık tüm sokak ahalisi ona. Tuna, erkek kardeşimin oyun arkadaşıydı, babasının aksine gürbüz, yapılı bir çocuk olarak hatırlıyorum onu. Karısı Vesile, sonradan kız kardeşimin kayınvalidesi olan Hüsniye teyze ve diğer tanıdıklarla komşuluk yapıyordu. 

 

 

Meğer benim ressam, büyük bir ressammış, çağdaş Türk resminin son usta sanatçılarından. Bunu, o sokaktan taşındıktan sonra öğrendim. Ben ki, yaşıtları genç kızlar aşk romanları peşinde koşarken Sanat dergilerinin müdavimi olan biriydim, yazıklar olsun bana. Hâlâ hayret ediyorum, hâlâ hayıflanıyorum, ben nasıl oldu da kaçırdım bu usta sanatçıyla tanışıp ahbaplık etme fırsatını diye. Hatta yine, sonradan kız kardeşimin kocası olan Mustafa (enişte denmesini hiç sevmez) onunla gayet iyi ilişkiler içindeydi üstelik. 

O sokaktan kimler geçip Burhan Uygur'un evine misafir olmamış ki? 

En iyi arkadaşı Can Yücel'miş, her yerde onların müthiş bir ikili olduğu yazılı. Sık sık Fikret Mualla'nın Karacaahmet'deki mezarı başına gider, onunla sohbet edermiş (?) 

Az önce okudum Ferit Edgü'nün, onun ölümü üzerine yazdığı yazıyı. O günler gözümün önünde canlandı, Burhan beyin o bohem görüntüsü, o hiç bir şeyi umursamaz kendi halinde duruşu, gözlerindeki o hüzün. Evet hüzünlü bakardı gözleri. Ferit Edgü de Türk resminde olmayan bir hüznü gerçekleştirdiğini yazmış zaten. 

Çocuk gibiydi Burhan Uygur, yaşlı bir çocuk gibi. 

Yaşarken anlaşılmıştı sanatının değeri, resimleri iyi paraya alıcı bulabiliyordu. Ama çok yaşayamadı, elli iki yaşında geçirdiği ikinci beyin kanaması sonucu veda etti dünyaya. 

Keşke o çay bahçesinde yanına gidebilseydim, özgüven sorunumu yenip iki kelime edebilseydim... 

 

En ünlü eseri 'KAPI' 

 

 
Toplam blog
: 314
: 1210
Kayıt tarihi
: 07.08.11
 
 

Üsküdar İstanbul doğumluyum ve halen burada yaşıyorum. Okumak, yazmak ve seyahat etmeyi çok seviyor..