​ Bursa'da Zaman / Edebiyat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Şubat '10

 
Kategori
Edebiyat
 

Bursa'da Zaman

Bursa'da Zaman
 

14 Şubat 2010 Bursa'da Zaman / ezgi umut


Nermin Kalyoncu haber etti, Bursa'ya gelir misin? Gelirim gelmem, gelirim gelemem. O gece karar verdim gideceğim. Hatta bir öykümü de basıp yanımda mı götürsem. Yok çok geç. Fotokopiciler kapanmıştır. Ama evde hastalanan biri olunca, sabaha kadar uykusuz, nasıl gideceğim Hey Tanrım...Alo Nermin çok özür gelemiyorum. Hastam kendine bakabilir öyle demedi mi?...Otobüsün kalkmasına beş dakika kala aloooo geliyorum, geliyorum, durdurun otobüsü. İyi ki asansörün değil de evin kapısına sıkıştı bağlamdan bıraktığım bağcıklarım.

Taksi yıldırım gibi adeta uçuyor. Aman şöför bey vazgeçtim yavaşlayın diyorum. Daha beter hızlanıyor. Üç dakka kaldı abla. Tek parça halinde arabadan inip otobüse yetişmiş olmak güzel, arkadaşları görmek güzel... Sakin yavaş ve gözlerimin her dakika kapandığı bir yolculuktan sonra ulaşıyoruz Bursa'ya, arada bir keyifli sohbetler yaparak. Araba vapurunda kuşlara , denize ve bulutlara bakınarak. Vapurda sigara içmiyorum zaten yasak. Paul Auster'in Görünmeyen'ini ve Durell'in di sanırım İskenderiye Dörtlüsü'nü okumaya ikna edilmiş olarak iniyorum otobüsten. Daha neler neler okuyacağız ya bakalım işte...Yeni bir kente de yeni yıla girerkenki gibi kitap okuma umutlarıyla adım atmak nasıl bir şey. Yaşamın acılıklarını unutturmak için olduğu kesin. Oradan taksiye.. hop söyleşi yapılacak yere. Demiştim ya öykü günlerini de Bursa'daki bir binada kutlayacağız diye.

Bursa Eğitim ve Sanat Derneği BUYAZ 'ın düzenlediği ve Eğitim- Sen'in katkılarıyla gerçekleştirilen BURSA II ÖYKÜ GÜNLERİ . 2. günü başlamak üzere. Cumartesi günü bir program yapılmış biz pazar gününe katılıyoruz. Çocuklar odada toplanmış sabırsızlıkla öykücüleri bekliyorlar. Aileler de gelmiş. Arkadaşım Nermin KALYONCU öykü okuyacak. Gülizar, Ahmet Bey ve ben de dinleyici olarak geldik. Dinlenme odasında Nilay Yılmaz ile karşılaşıyorum. Ankara'daki Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Sempozyumu'ndan hatta öncesinde de olabilir bir KUŞADASI Öykü ve Şiir günlerinden tanıyorum. Bana çok katkıları olan o güzel öykü ve şiir dolu günlerin Kuşadası'nda geçen yaz yapılamadığını anımsayıp üzülüyorum.

Yeni tanıştığım öykücü eğitimci Şaban AKBABA 'nın yönettiği iki aşamalı oturum çocukların çok hoşuna gitti. Arkadaşım öğretmen ve çocuk öyküleri yazarı Nermin KALYONCU da çok güzel bir öykü sunuyor çocuklara. O gün için özel olarak yazdığı bir öykü ÜÇ DİLEK. Arada öyküyü durdurup sorular sorduğu zaman göreceksiniz bıcır bıcır gençleri. Onları görünce o güzel çocukları moralim düzeliyor.... nedenler, niçinler ...çok hoştu çok. Çocuk olmayı bile istedim o an. Öyle güzel fikirler ve yanıtlar var ki görmeliydiniz. Sonra arada Şaban Bey kendi öyküsünü okudu. Hoş keyifli bir öyküydü sözcükler üzerine.

Nilay YILMAZ'ın MERAKLI adlı kitabından okuduğu bölümde de de aynısı oldu. Çocuklar yosun oldu, balık oldu ve belki de veliler olmasaydı daha da özgür olacaklar mıydı olmazlar mıydı diye düşünmeye başladım.. Ama çocuklar da aileleri de mutluydu. İkinci oturumda Nermin Kalyoncu PATİ'NİN BİR GÜNÜ adlı kitabından bir bölüm okudu. Nilay Yılmaz da yazarların çocukluk aşklarını anlattıkları İLK AŞKLAR (umarım buydu adı) kitabından kendi öyküsünü okudu . Öyküler çok güzeldi. Ancak ikinci oturumun sonuna doğru çocukların sabrını sınayan bir uzama oldu ve başarıyla çıktılar. Velilerin katılımının da yararlı olduğuna karar verdim sonunda. En azından bu uygulamayı evde yapabilirler yani kitapların kuru kuru okunmayacağını, arada sorular, durdurup yorumlar yapılacağını hatırlatan yararlı bir etkinlik izlediler. Uygulayabilirler.

Program uzayınca öğleden sonraki ilk oturuma yetişemeyeceğimiz anlaşıldı zira Bursa kebabı yemeğe koşullanınca karnımızda ziller kampanalar çalmaya başlamıştı. Önce Bursa'nın meşhur kebabçısına sonra da şu 600 yıllık görkemli çınarı görmeye gittik. Ne güzel bir ağaç. Ağacın yıpranmış olan yerlerini tedavi eden bir bitki doktoru varmış yani orman mühendisi.Türkiye'nin her yerinde ağaçları tedavi ediyormuş, ne güzel. Bunu duymak da çok ilginçti ve sevindiriciydi. Tıp doktoru bir arkadaşımızın arkadaşı Murat Bey sağolsun arabasıyla götürdü bizi, zamanını ayırarak. Öykü dostu, doğa dostu, çağdaş bir arkadaş.

Havanın asık yüzüne aldırmamış pek çok insan ağaç altında çay içmeye gelmiş. Tepede Bursa'nın havası güzel geldi. Eh Uludağ'a da yaklaşmış saydım kendimi. Bol bol sevgili Feyza HEPÇİLİNGİRLER ustamızın kulaklarını çınlattık. Özledik artık hocam gelin diye seslendik. Nazım HİKMET'in yattığı Bursa Cezaevi neredeydi diye soracaktım ama konu öyle dağılmıştı ki unuttum. Acaba bahçesinden tepedeki çınar ağaçları görünür müydü diye düşündüm. Sabahattin ALİ'nin Sinop Kalesinde hapis olduğunu biliyorum. Onun da meşhur bir DUVAR öyküsü vardır ki okuyunca yürekler pare pare olur. Tıpkı Tarık DURSUN K'nın PİDE öyküsündeki gibi okuyunca çarpan öykülerden biridir DUVAR. Mutlaka okuyun, ikisini de DUVAR'I da PİDE'yi de. Aslında Bursa ' yı bir daha ve güneşli aydınlık bir havada görmek isterim doğrusu. Yeşil değil puslu renksiz bir kent gördüm, hayallerimdeyse hep yemyeşil. Ressamların olduğu bölgeyi ve Ahmet Hamdi Tanpınar' a Bursa'da Zaman'ı yazdıran şadırvanı görmek isterim. Nasılsa şeytanın bacağını kırdık artık geliriz yine diyorum. Bu arada şuracıkta yazıvereyim Can yayınları da Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Acıbadem'deki Köşk adlı öyküsünü çözümlemesini yapacaklarmış İKSV'nin yeni binasında. 22 Şubat pazartesi mi? Sorumluluk kabul etmiyorum artık kendiniz bir araştırırsınız.

Aslında Balaban'ı da ziyaret etmek ne güzel olurdu. Ama bir de kendisine sormak gerek. İnsan o yaşında hiç tanımadığı insanları ister mi gerçekten, belki de zamanını yapmak isteyip de yapamadığı işleri tamalamaya ayırmak ister. Geçen yıl bir kitabını bulmuştum sahafta da hemen okumuştum. Yurt dışıydı da Paris miydi acaba anlattığı?

Sonra toplantı salonuna döndük. Aydın Şimşek'in Deneysel öykü çalışmalarına Kuşadası Öykü Günlerinde katılmıştım. Hatta söyleşi yaptığı yazarlarımız arasında sonsuzluğa yeni uğurladığımız Dinçer SEZGİN usta da vardı. Dinçer Sezgin'in İmge'den çıkan öykü kitabını okumuştum hatta bir yazı da karalamıştım ancak yayınlamaya çekinmiştim. Keşke yayımlasaymışım... Ne güzel atölyelerdi onlar. İşte o atölyenin bir benzeri, sonuna yetiştik. Arkadaşlarımız çok üzüldüler. Ne yazık ki Bursa' da da o saatte trafik vardı.

Sonra M.Sadık ASLANKARA 'ya 2010 BUYAZ ÖYKÜ ONUR ÖDÜLÜ verilmeden önce Aydın ŞİMŞEK ve Şaban AKBABA , Aslankara'nın öykücülüğü üzerine konuştular. Daha sonra kısa konuşmasından sonra M.Sadık Aslankara'ya plaket verildi. Vedalaştık. YEŞİL KART adlı öykümü verdim konuşmacılara. Gece oluvermiş.

Tatlıcıya uğrayıp ısmarlanan Bursa Hurmaları ve Kestane Şekerlerini aldı arkadaşlar. Hurma tatlısı hafif bir tatlıydı ve İstanbul'da rastlamadım ama kestane şekeri her yerde var. Bu durum benim canımı sıkıyor. Neden yani o şekercilerin de yaşamaya kazanmaya hakkı yok mu derseniz doğru tabii de. İstanbul'da olunca sanki Bursa Şekeri olmasının özelliği kayboluyor gibi. Ne bileyim işte öyle bir gelenekçi yanım da var bazen. Ona bakarsanız bu bakış açısıyla örneğin leblebinin de bulunmaması gerekir kendi üretildiği kentin dışında . Yanlış tabii. Alanya'ya Migros ve büyük marketler kurulunca da canım sıkılmıştı. O yöreye has dükkanlardan yaptığımız alışveriş sona erdi. Belki büyük market zincirlerinin de kendilerini bulundukları bölgenin özelliklerini ortaya çıkaracak şekilde yenilemeleri mi gerekir yoksa hiç kurulmamaları mı. Tabii canım... hanımın keyfi olsun diye kim yapacak bunu. Hem zaten kazandıklarına göre niye uğraşsınlar ki. Ben bunu söylerken şimdi de manavlar yok edilecekmiş diye duyuyoruz. Zincir manavlar düşünsenize hiç bir özgün özelliği olmayan, hangi şehre gitseniz örneğin sağdan ikinci tablada armutların, üçüncü tablada elmaların vs bulunduğu, tablaları, kepenkleri , yerdeki döşemelerine kadar bir örnek manav marketler.

Sonra otobüse bindik ve İstanbul'a geldik işte gece gece...Ne iyi etmişim de gitmişim dedim. İyi geldi anlayacağınız yolculuk. Yaşadıklarımızı unutmamak için hemen yazayım istedim.

Ezgiumut 2010 Şubat 16

 
Toplam blog
: 566
: 1338
Kayıt tarihi
: 11.07.06
 
 

Edebiyatla ilgileniyorum. Ayrıca amatörce belgesel film çalışmaları yapıyorum ve kültürel etkinlikle..