- Kategori
- Bilim
Bütün Gezegen Ona Ait !..

İnsanoğlunun yeryüzündeki doğal tehlikelere karşı verdiği savaşı anlatan büyük romanda, aniden olağanüstü bir aşama görülür. Yüzmilyonlarca sene boyunca çevresine ağırlığını koyamayan bu güçsüz roman kahramanı, yavaş yavaş tehlikeleri savuşturmanın yollarını keşfetmeye, onların üstesinden gelmesini sağlayacak silâhlar yapmaya başlar...
Artık serüvenlerinin doruk noktasına gelmekle, yâni artık "insan" olmakla, tehlikelere meydan okumayı iyi biliyordu. En iyi, en elverişli ısıda yaşadığı için, yaşantısı iklim değişikliklerine bağlı kalmıyor ve onlardan etkilenmiyordu. Ayrıca, artık birtakım kimyasal maddeleri de aramıyordu. Çünkü kanı, ona en elverişli olanlarını sağlamaktaydı.
İnsanoğlu kendine yaramayan bir ortamı, örneğin bir yangın alanını, bir sel bölgesini, havası çok soğuyan ya da çok ısınan bir yeri terketmek için diğer bütün hayvanlardan daha çabuk hareket ederek süratle yer değiştirebiliyor.
Yine insanoğlu, yerde yürümek ve koşabilmek yeteneğinin yanısıra, aynı zamanda suyun içerisinde yüzebiliyor, ağaçlara, kayalara ve dağlara tırmanabiliyor, hâttâ gizlenmek için toprağı dahi kazabiliyor. Bütün bu sporlarda, eğer yüzerken balıklarla, koşarken ceylanlarla, kazarken de köstebeklerle yarışmaya kalkışsa hiç şüphesiz hepsinde yenilir. Lâkin "spor dışı" bir yarışmada büyük bir farkla kazanır.
Çevresindeki değişiklikleri, daha ilk belirtiler görülür görülmez kendisine haber veren gözleri, kulakları, burnu vardır. Zekâsının yardımıyla kendisini tehdit eden tehlikeleri önceden sezebilir ve güç durumlardan kurtulabilmek için beynine müracaat edebilir.
Çocuklarını başka hiçbir canlı varlığın yapamadığı biçimde korur. Onları önce en elverişli sıcaklıktaki etten bir yuvada saklar, sonra ananın kendi ürettiği özel bir besinle besler, en sonunda anne-babanın gösterdiği şefkatle, atalarından edindiği bilgileri ona aktararak, öğreterek büyütür.
Kesin olarak denilebilir ki; insanoğlu, tabiat tarafından en iyi şekilde donatılmış canlı varlıktır. Üstelik zamanla doğanın ona verdiklerinin de ötesine gider... Aklını kullanarak doğal gelişimi zorlar, ona kendinden bir şeyler katar.
Elbette, yeryüzünde birtakım gereçler kullanan hayvanlar da vardır. Galapagos adalarında yaşamını sürdüren bir tür ispinoz, topladığı dikenleri ağaç kabuklarının arasındaki kurtlara batırarak onları öldürür. Hindistan'da yaşayan bir tür yaban arısı; yerden aldığı küçük bir taşla, yumurtalarını gömdüğü çukurun üzerindeki toprağı döverek sıkıştırır. Şempanzeler ile goriller kimi zaman düşmanlarına vurmak amacıyla ellerine bir sopa alırlar. Hayvanlar tarafından yapılmış barınaklar, hâttâ gerçek evler dahi vardır!.. Arı kovanları, divik yuvaları, kastor yuvaları bunlara birer örnektir.
Ancak o insanoğlu ortaya çıkınca her şey yapay olmaya başlar. Aslında çıplak bir yaratıktır, lâkin üzerine giyecek kürkler, hayvan postları edinir. Toprağın üzerinde oturur ama kendine çok rahat evler yapar. Üşüdüğünde ısınır, çok ısınırsa da serinler. Hastalanırsa, kendine bakar veya baktırır. Bir besinden yoksun kalırsa, onu üretir.
Vücutları elsiz ve beyinleri küçük olan hayvanlar, "eşit koşullar altında yarışmıyoruz!" diyebilirler tabii... Fakat insanoğluna vız gelir, dünyaya tek başına hakim olmak için onları durmadan daha da çok öldürür. Bulduğu çareler onu bütün iklim koşullarından korur. Artık vücudunun gitmeyi yasakladığı yerlere de el atmaya başlamıştır... Denizin derinliklerine, atmosfer boşluğuna ve gezegenin dışına...
Hayvan türleri arasında belli bir denge olup, bütün hayvan türleri yeryüzünde belirli sınırlar içerisinde kalmışlardır. Oysa insanoğlu, kendi çıkarına uygun olmadığı halde, bütün dengeyi bozmaktadır. Kendine sınır tanımaz... Bütün yeryüzüne yayılır ve nereye yerleşirse oranın çehresini değiştirir.